Tarîkat ve cemaatler

Bediüzzaman Hazretleri 1. Cihan Harbi’nden evvel gördüğü vakıa-i sadıkada; “Bir büyük infilâk olacak. O infilâk ve inkılabdan sonra, Kur’ân etrafındaki surlar kırılacak” 1 diyordu.

İşte o sadık vakıanın vukuunu “Allah!. Allah!. Allah!. deyip zikreden tekyeler, zikirhaneler, medreseler kapanacak” 2 hadîsiyle tefsir ediyordu.

Hakikaten 1925’ten sonra Kur’ân etrafındaki surlar olan tekyeler, zikirhaneler ve medreseler kapanmış, İslâmiyetin cildi olan şeair kalkmış, meşihat dairesi dahi kızlar mektebine çevrilerek toprağın kurumasına, memlekette ot bitmemesine sebebiyet vermişti.

İşte tam o esnada kuruyan toprak arasında: “Şimdi bak, Allah’ın rahmet eserlerine; yeryüzünü ölümünün ardından nasıl diriltiyor” (Rum Sûresi, 50) âyeti haşri (dirilişi) haber verdiği gibi, Kur’ân kendi kendini müdafaa ederek, i’cazı (mu’cizeliği) onun çelik bir zırhı ve i’caz-ı Kur’ân’ın beyanı, Sözler’le neşv ü nema bulmuştu.

Risale-i Nur’un bütün zorluklara rağmen mektepsiz, medresesiz Anadolu’da hayat bulmasıyla dinin ihyâsı; medreseleri, tekkeleri geri getirmişti. Özellikle Bediüzzaman Hazretleri’nin vefatından sonra cemaat ve tarîkatlar boy göstermiş, memleketin hemen her yerinde postlar serilmiş, irşad ve zikir halkaları her türlü mânilere ve darbelere rağmen Allah!.. Allah!.. Allah!.. sesleri semâvâta işittirilmişti.

Gelinen noktadan rahatsız olan ifsad komiteleri, hiç olmazsa dezenforme ederiz gibi çeşitli entrikalarla tarîkat ve cemaatlerin içine sızmaya başladılar.

FİTNELERE RAĞMEN SEVMEK

Menfi siyasetin ve fitnenin şiarı, suret-i Hak’tan görünmek dessesane planlarla tahrib etmektir.

Bu tahribat meşveretlerle çok kolay değil. Ancak bir şeyhin veya biat kültürünün olduğu yerlerde şahısları kullanmak veya zaaflarından istifade etmek, gurupları kontrol etmek çok zor değildir.

İşte tarikatler veya lider emrinde olan cemaatleri siyasetlerle bağlamak onları konsolide etmek, o yapıların su-i istimale müsait olmalarındandır.

Bu sebeple Bediüzzaman Hazretleri; “tarîkatın o kadar mühim ve azîm kemalâtları ve menfaatleri içindeki ihtilâfatın ve rekabetin verdiği vahîm neticelerdir ki; onların o azîm, kudsî kuvvetleri bid’a rüzgârlarına karşı dayanamıyor.” 3 diyordu.

Aslında Tarîkatların gaye-i maksadı, Allah’ı bilmek ve iman hakikatlerini inkişaf ettirmek, velâyet-i Ahmedi’yenin (asm) gölgesinde ve kalb ayağıyla ruhanî, zevkli, tasavvufî bir seyahattir.

Evet, zaman tarîkat zamanı değil, cemaat zamanıdır. Bu inkâr zamanında sadece kalp ayağıyla hizmet yetersiz kalıyor. Belki akıl ve kalp birlikte bu zamanın ihtiyaçlarına cevap veren Risale-i Nur yoludur.

Ancak, nice insanlar var ki kader mahkûmu, istemeyerek yanlış yollara düşmüş, pusulasını şaşırmış, sisler içinde bir yol ararken önüne tarîkat çıkmış. Şeyhe olan itimadından bir ocağa sığınmış, medet ummuş, tevbe ederek yeni bir yol çizmiş.

Bir anekdot: Bir zaman iki arkadaş Nurlar’a kanaat etmeyip, bir tarîkata gitmişler. O tarikatın şeyhi onları karşılamış ve “nerden gelirsiniz, necisiniz?” diye sorunca o yolcular; “bizler Nurcuyuz! Ancak sizin cazibeniz bizi cezbetti” deyince, o şeyh neredeyse bunları dövecek gibi azarlamış. Aynen 28. Lem’a’da olduğu gibi; “Risale-i Nur Talebeleri, Risale-i Nur’un dairesi haricinde nur aramamalı ve aramaz. Eğer ararsa, Risale-i Nur’un penceresinden ışık veren manevî güneşe bedel, bir lâmbayı bulur, belki güneşi kaybeder. Biliyor musunuz, biz burada şarhoşlar ve suçlularla uğraşıyoruz, siz güneşi bulmuşsunuz lâmba arıyorsunuz, haydi varın yolunuza” demiş ki, benzer çok misalleri var.

Bütün bu kıyaslara rağmen, Ehl-i Sünnet ve Cemaate mensub bir kısım ehl-i siyasetin gafil insanları; tarîkatların içinde gördükleri bazı su-i isti’malleri ve hataları bahane ederek o mübarek yerleri kapatmak belki tahrib etmek, kurutmak istiyorlar.

Halbuki, her şeyde kusursuzluk, mutlak hayır az bulunur. Behemahal bazı kusurlar ve su-i isti’mal olacak. Zira ehil olmayanlar bir yere girseler o yeri lekedâr ederler.

Netice-i kelâm: “Daire-i takvadan hariç, belki daire-i İslâmiyetten hariç bir suret almış bazı meşreblerin ve tarîkat namını haksız olarak kendine takanların seyyiatıyla, tarîkat mahkûm olamaz.” 4

Cemaatleri de dahil ederek…

Dipnotlar:

1. Mektubat. 2. Şuâlar. 3. Lem’alar. 4. Mektubat.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*