Yeni dünya düzeni mi doğuyor?

Meyve Risalesi’nin Dördüncü Meselesi’ndeki konu, hükmünü muhafaza ediyor.

Tiflis’te Şeyh San’an Tepesi’ne çıktığında etrafı dikkatlice temaşa ederek istikbalî işaretleri sıralayan Bediüzzaman, “Asya’da, âlem-i İslâm’da üç nur birbiri arkasında inkişafa başlıyor. Sizde birbiri üstünde üç zulmet inkişafa başlayacaktır. Şu perde-i müstebidâne yırtılacak, takallüs edecek….”, der. Bu ifadelerin günümüze bakan hususlarından birisi de yeni Dünya düzeninin tanzimi merhalesidir, denilebilir.

Üstadın Hutbe-i Şamiye eserinde verdiği şu müjde zulmetten nura geçişin ifadesi olsa gerek. “Madem meylülistikmal (tekâmül meyli) kâinatta fıtrat-ı beşeriyede fıtraten derc edilmiş. Elbette, beşerin zulüm ve hatasıyla başına çabuk bir kıyamet kopmazsa, istikbalde hak ve hakikat, âlem-i İslâm’da nev-i beşerin eski hatiatına kefaret olacak bir saadet-i dünyeviyeyi de gösterecek inşaallah.” “nev-i beşerin eski hatiatına” nitelemesi, her asırda değişen, ama öz itibarı ile aynı olan zulüm ve haksızlığı gösterir.

Giriş paragrafında ifade edilen ve geçen asırda verilen bu müjde o asrın büyük hadiselerinden Rus Çarlığı’nın yıkılışı, komünizmin hâkimiyeti ele geçirmesi ve ardından Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin yıkılması ve sonrasındaki esaret ve sömürgelerden kurtuluşlara üç zulmetli işaret olurken elbette bu müjdenin bu asra bakan veçhesi de olmalı.

Küfür devam eder, ama zulüm devam etmez. Devam eden küfür muknî deliller ile ikna edilemezse de ıskat edilerek susturulur, ama zulüm öyle değil, zira zulüm devamlı değildir. Bunun için mutlak anlamda ıslah hizmeti yapılmalıdır.

Islah, bazan kul eliyle olduğu gibi Kahhar bir el ile Cebbarâne bir Kudret ile de mümkün olmaktadır. Her cemal öncesi celâlî tecellilerin mukadder olması noktasından hareketle yaşanan celâlî tecellilerden de gerekli tefekkürî ibadetin yapılması elzemdir ki farz-ı kifâye yerini bulsun, edâ edilsin.

Bu zuhurlar öncesi beşer pürşer eli ile “beşerin zulüm ve hatasıyla başına çabuk bir kıyamet kopmazsa” ikazı ciddiye alınmalıdır. Kimileri zulüm ve hatalarını yaparken keyfiyeten ehemmiyetli bir mühim kısmı ise kalkan vazifesini görecek duâları ile muhtemel kıyamet gerektiricilerin ertelenmesine hazır olmalılar, hazırlık yapmalılar.

Siyaset ve diyanet âleminde zuhur eden çakma mehdiler ile deccal ve süfyanların ve dahi safderun bazılarının hatalı fiilleri sebebiyle çabuk bir kıyametin kopmasına fetva verdirmelerini de unutmamak ve ders almak elzemdir.

Yeni dünya düzeni kurulurken ferdî çapta da değişiklik beklenmelidir. Ekseriyetin cezalandırılmasını netice veren hadiseler ferdî alandaki kusurların birikimi ile söz konusudur. Bu cümleden hareketle enfüsî muhasebe ile enfüsî tefekkür müessir olarak tatbik edilmelidir. Kendi nefsini ıslah edemeyen başkasının nefsini ıslah edemez düsturundan hareketle evvelâ kendimizden başlamalıyız. Bunu yaparken sun’î algılamaların tesirinden uzak, tamamen tabiî olarak ve doğrudan içe dönük muhasebe ve murakabeden doğan bir tefekkür, kişinin ta kendisini ifade eden, kendi farkındalığının farkına vararak, cemiyetin yeniden tanziminde, öncesine göre daha teçhizat ve donanımlı olarak yeni vazifeye zinde ve tecrübeli olarak hazır olmalıdır.

İlâhî ihsanlardan olan teknolojik gelişme ve imkânlar hakkı ile haklı yola kullanılmayıp; tahribat, ifsad, istibdat gibi menfiliklerde kullanılması umumî musîbetin dâvetçisidir. İki cihan harbi ve korona öncesi o elim hadise ve sui-istimallerin cezaları bize yeterli dersi vermiş olmalıdır.

Bu sebeple yeni dünya düzenin kurucuları bunları göz önünde bulundururlar ümidi ve duâsıyla.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*