Yollar ve Ümit

Her gidişin yol arkadaşıdır yollar! Üzerindeki her çizgi bir yığın yılı barındırmakta, yollar da; hüzünler, sevinçler, ayrılıklar, kavuşmalar… Çoğu duyguyu barındırmıştır kucağında!

Yol, güzel olunca yürüyeni güzelleştirmiş, çirkin olunca yürüyeni de çirkinleştirmiştir. Bir ayna olmuştur çoğu zaman. Bazen ise yol aldırmış, bazen yolda kaldırmış, bazen su gibi akmış, bazen bir kaya gibi geçilmez olmuştur.

Her gidişin yol arkadaşıdır yollar! Mecnunun leylasına kavuşması içindir. Bazen iki dağı ayıracak kadar ‘gaddar’ olur, bazen de en sisli havada vuslatı yaşatma çabasındaki ‘merhamet’ olur. Gözler kadar nemli, ufuklar kadar sislidir. Yılların yükünü sırtında taşımıştır. Neler neler yaşayarak çukurlaşmış yollardır bu yollar. Ulaşabilmek için menzile, inananların meskenidir bu yollar…

Yollar ve ümit… Evet ümit! Ümit olunca çekinilmezlikten çıkar, gidişlere duyulan özlemle ümit olur, umut olur. Ümitsiz olup, inanma güdüsüne sahip olmayan yüreklerin, hüzün içinde hüzün olduğu mısralar… Yolu çektiren bir şeyler var, bir gece vakti ansızın kaleme sarılıp şöyle demişken yazar:
Her tarafta yaralı insanlar / Hangi harpten çıktılar / Gözleri derin bakıyor / Yüreklerinde bin yığın hüzün var!

Ümitsizlik semtine çıkan her yolun sonu yol değildir. Emr-i İlâhî buyurur o en derunî kitabın iç seslerinden: “Rahmet-i İlâhiye’den ümidinizi kesmeyiniz” diyerek. Aklıma gelen ve gelirken de aklın yoluna çıkan Mehmet Âkif’in “Yeis öyle bataktır ki düşersen boğulursun; / Ümide sarıl sımsıkı; seyret, bak, ne olursun!” deyişleri, o yollarda çınlar kulağımda. O yol, o yoldan çıkar ümidin en geniş sokaklarına saptırır bir ân da. Çünkü ümit bitmez; O’nu bilende! Zira ümit, inançtan doğar. Ümit, her daim O’nu yâr ve yardımcı bilmekten var olmuştur. Gelecekse O’ndan gelir denilir, sonsuz irade O’nundur denilir. Yollara ümit yüklenir varacağı menzile götüren ve en tükenmemesi gereken mazottur ümit!

Bir yol çıkmaza girerken, başka bir yol açılır ümitli olanda. Şuursuz bir debelenmekten çıkar, ümit olur bir bakarsın umut olur. Ve sonu hep hayrolur… Ümitsizlik ise ne hazin! Düşününce beynim üşüyor. Biz içimizdeki karanlıklara göz kaptıradurduk, böylece asıl dış güzelliğimizi, güneşi unuttuk! Bu ümitsizlikten öte bir şey değil. İç darlıklara sıkıca tutunduğumuz gibi dışarıda geniş meskenlere bir adım dahi atamayışımız başka ne ile ifade edilir?

Yollar her ne olursa olsun ister altın, gümüş, asfalt, toprak olsun bunların olup olmaması beni ilgilendirmiyor. Önemli olan nereye gidileceğini bilmek ve ümit ile o yola çıkabilmektir. Yollar menzile ulaştıran olmalı, ümitsizliğe uğratan değil! Çünkü ben bir karıncanın kendinden büyük bir daneyi taşıması, onu evine götürme çabasını ümit ile ifade ederim. Yolda her engele karşı o daneyi yuvasına ulaştırabilmesi ümittir!

Düşünün karıncanın yolu bile varken, kısaca her şeyin yolu varken, peki ya senin yolun? Nereye götürdüğünü ve nasıl götürdüğünü bildiğin, bildiğin için tercih ettiğin bir yolun varsa ve bir yere varmak için bir şeye ulaşmak için takip ettiğin bir çizgin varsa eğer ne mutlu sana…

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*