“Barla’nın dağlarında çiçekler açar”

Barla, Nur’ların âlemi aydınlattığı ilk merkezdir.

“Kuş uçmaz kervan geçmez bir belde idi Barla.

Daha sonra duyuldu ve bilindi adı ve tadı.

Bediüzzaman’ın sesini ve sözünü böylece kesmek istemişlerdi.

Halbuki Nur’un sesini kısmak, ışığını kesmek mümkün müydü?

Risale-i Nurlar’ın önemli bir kısmı Barla’da telif edildi.

Cennet ülkemizin her bir bölgesi ve ili ve ilçeleri, hatta köyleri ayrı bir güzelliktedir.

Ama, Barla daha bir başla güzeldir.

Adına şiirler yazıldı, türküler söylendi, belgeseller yapıldı.

O zaman anladılar Barla’nın ne derece önemli bir mana ve mahiyet kazandığını..

Nurlar’ı okuyan ve gönül verenler arttıkça bu beldenin önemi daha da arttı.

Cennet Bahçesinden, Çam Dağına,

Bedre Köyü’nden, Atabey ilçesine,

İslamköyden Kuleönü Köyüne,

Sav beldesinden Eğirdir’e…

Her ziyaret edenin gönlün de ve hislerin de ayrı manalar bıraktı Barla.

En meşhur şiir hiç şüphesiz, merhum Hilmi Doğan Ağabeyin şiiri idi.

Yıllarca söylendi, hatta bestelendi.

“Çam Dağında esen yeller,

Zikir arkadaşı dallar,

Üstad’a müntazır yollar,

Gelecek deyü Barla da.

Kara dut Cennet Bahçesi,

Kara kavağın meşesi,

Ulu çınarın gölgesi,

Gölgeler koyu Barla da..”

İşte Barla

Şimdi milyonların ziyaret edip, gönül dünyalarında bambaşka akisler bırakan bir belde.

Hilmi Doğan Ağabeyin:

“Mümkün olsa kalacaktım bir ömür boyu Barla’da.” dediği güzel belde.

Yıllarca, sayısını bilmediğim kadar gidip, her defasında ayrı güzel duygular ile döndüğüm belde.

Bir hafta öncesinde bir grup ile gittiğimiz bu beldeye, bir hafta sonra ve kız grubu kardeşlerimizle gittik.

Seyahatler de uzun yıllardır yaptığım bir adet ile, her şehre ve hizmet beldesine uğrayarak ve şevk alarak gitmeye çalışırım.

Yolumuzun üstünde Bolvadin vardı.

Bu meşhur hizmet merkezimizde bir gece kaldık.

Bolvadin bir çok hizmet erbabının gelip geçtiği hizmetlerimizde önemli katılar sağladığı şirin bir ilçemiz.

Kendilerine bir daha teşekkürlerimizi ve minnettarlıklarımızı arz ediyoruz.

Kafilemizde bulunan on üç Nur fedaisinden bazıları, okudukları Nurlar’ın yazıldığı ve okunduğu buraları ilk defa görüyorlardı.

Simalarında bazen güzel tebessümleri, bazen de göz yaşlarını tutamıyorlardı.

Yeni Asya dinlenme tesisinde, İzmir’den, Malatya’dan, Kayseri’den, Tire’den, İstanbul’dan, Çorum’dan, Nevşehir’den çoğunluğu hanımlardan meydana gelen üç gün müddetince okuma programları ve geziler gerçekleştirdik.

İki blok halindeki tesisimiz tamamen dolu idi.

Öğrenci kızlarımız,

Yetişkin bacılarımız,

Aşçı ve yardımcı elemanları..

Tesisin müdürü Said Bey ve hanımı, mütebessim simaları ile güzel bir misafirperverlik sundular.

Kendilerine tebrik ve teşekkürlerimizi iletiyoruz.

Eğridir ve Nis Adası’nı bir yağmurlu günde ziyaret ettik.

Benim hac arkadaşı, ilahiyatçı değerli hocam Hüseyin Kıymık’ı ayak üstü ziyaret ettik.

Her gittiğimiz mekânda Üstadımızdan izler vardı.

Cennet bahçesinde Sıddık Süleyman Ağabeyin sıddıkiyetini ve yirmi sekizinci sözü hem okuduk, hem tefekkür ettik.

Çınar ağacının haşmetinde Üstadımızı göz yaşlarını ve tefekkür yıllarını hatırladık.

İlk medresesi olan evinde ki kitaplığının düğmelerine dokunduk.

1950’den sonra sık sık ikamet ettiği yokuş başı semtinde ki evinde sayısız hizmet günlerinin hatıralarını hatırladık.

Şamlı Hafız Tevfik Ağabeyin yıllarca imamlık yaptığı tarihî caminin restore edildiğine şahit olduk.

Barla Kabristanı’nda birçok Nur Talebesinin ve merhum Bayram Yüksel ve Ali Uçar Ağabeyin kabirlerinde Fatihalar okuduk.

Ve, Çam Dağı…

İşte duygu ve düşüncelerimiz burada ayyuka çıkmıştı..

Eşsiz manzarası,

Doyumsuz Nur hatıralarının canlandığı andı bu anlar..

Çınar Ağacı zalimler tarafından kesilmiş, orada yatıyordu..

Kestikleri Katran Ağacı’nı aşağıya fırlatmışlar ve parçalanmıştı..

Dördüncü mektubu okuduk burada..

“Ben şimdi Çam Dağı’nda ve yüksek bir tepede bulunuyorum” bahsini.

İnsanlardan uzak ve vahşi hayvanlarla ünsiyet ettiğini yazıyordu Üstad..

Bu mekânlardan ayrılmak gerçekten zordu..

İslamköy’de 9. Cumhurbaşkanımızın müzesini, kabrini ve merhum şehit Hafız Ali Ağabeyin Kur’ân kursu haline getirilmiş evini ziyaret ettik.

Sav Köyü’nde yüzlerce Nura hizmet etmiş olan Nur Talebeleri’nin ruhlarına Fatihalar okuduk.

Isparta’da Üstadımızı 1950’den sonra ikamet ettiği evinde eşyalarını ve o dönemde yazılan Nur nüshalarının el ile yazımlı Risalelerini müşahade ettik.

Son ziyaret yerimiz Emirdağ idi.

Bundan önceki dönem Emirdağ Belediye Başkanı’nın Üstadın evini temsili olarak yaptırdığı ve bazı belgelerin sergilendiği kültür evini tekrar ziyaret ettik.

Böylece yorucu ve aynı zamanda zevkli ve huzurlu seyahatimizi bitirmiştik.

Raşit Yücel

 

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*