Bediüzzaman´ın ibadet hayatı

Namaz kılışı

Bediüzzaman’ın Fâtiha ve Ettehayıyatü’yü okurken, Sübhanallah, Elhamdülillah, Allahüekber derken nasıl bir hâlet-i ruhiye içerisinde olduğunu anlamak için eserlerinde yaptıkları izahlara bakmak yeterlidir

İşârâtü’l-İ’câz isimli eserinde Fatiha’yı tefsir eder. “Ezelden ebede her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet, Allah’a mahsustur” meâlindeki Elhamdülillah kelimesini söylerken ilk yaratılış ve devamını, ikinci yaratılış ve o­ndaki süreklilik nimetlerini hatırlatır. Hamdin, ibadetin icmâlî bir sûreti ve küçük bir nüshası olduğunu söyler.

Rab kelimesinde, kâinatta zerreden kürelere kadar herşey için bir kemâl nokta tayin edildiği, her varlığın o­na ulaşmak için âdetâ yarış ettiği, önlerine çıkabilecek engelleri Rabbü’l-Âlemîn’in ortadan kaldırdığı, sayısız âlemleri terbiye ettiği dile getirilir.

Rahman isminde Allah’ın rızık vericiliği, Rahîm isminde ise mağfiret ediciliği ifade edilir. Allah’ın, Rahman ve Rahîm isimlerinin gereği olarak “din gününün sahibi olduğu, rahmetin rahmet, nimetin nimet olmasının ancak ebedî saadetin gerçekleşmesiyle olacağı” hatırlatılır.

“Ancak Sana ibadet ederiz” derken ise şu notu düşer: “Elfaz (lafızlar) okunurken mânâlarını düşünmek, belâğat mezhebinde vacip olduğuna işarettir. Çünkü, mânâlar düşünülürse, nâzil olduğu gibi okunur; ve o okuyuş, tabiatıyla, zevkiyle hitaba incirar eder (Allah’ın hitabına muhatap olarak okur). ‘İyyâke na’büdü’yü okuyan adam, sanki ‘Görüyormuşcasına Rabbine kullukta bulun’ cümlesindeki emre imtisâlen okuyor gibi olur.” (İ. İ’câz, s. 26.)

“Biz ibadet ederiz” derken vücudumuzdaki bütün âzâ ve zerreleri, Tevhid ehlinin ve bütün yaratıkların ibadetlerini düşünerek komple bir ibadet eder.

Bunu Mektûbât’ta açıklarken Bâyezid Camii’nde namazda inkişaf eden bir sırrı anlatır. Sadece Bâyezid Camii’nde değil bütün İstanbul mescidlerinde, sonra yeryüzü mescidlerinde Kâbe-i Mükerreme etrafında dairevî saflar içerisinde kendini görür. Aynı zamanda üç farklı cemaat içindedir. Birincisi yeryüzündeki mü’minler cemaati, ikincisi bütün varlıklar, üçüncüsü de vücudundaki zerreler cemaatiyle birlikte ibadet etmektedir. (Mektûbât, s. 382-383.)

Mesnevî-i Nûriye’de bu üç cemaatten bahseder Bediüzzaman Hazretleri. Yeryüzünü kuşatır bu büyük cemaat. Yalnız bu hayalî nazarın kasdî değil, tebeî bir şuurdan ibaret olması gerektiğini söyler ve şöyle der: “Arkadaş! Vaktin evvelinde, Kâbe’yi hayalen nazara almakla namaz kılmak menduptur ki, birbirine giren daireler gibi, Beytin etrafında teşekkül eden safları görmekle, yakın saflar Beyti ihata ettikleri gibi, en uzak safların da âlem-i İslâmı ihata etmiş olduğunu hayal ile görsün. Ve o saflara girmekle, o cemaat-i uzmâya dahil olsun ki, o cemaatin icma ve tevatürü, o­nun namazda söylediği her davaya ve herbir sözüne bir hüccet ve bir bürhan olsun.

“Meselâ namaz kılan Elhamdülillah dediği zaman, sanki o cemaat-i uzmayı teşkil eden bütün mü’minler, ‘Evet, doğru söyledin’ diye o­nun o sözünü tasdik ediyorlar. Ve bu tasdikler, hücum eden evham ve vesveselere karşı, mânevî bir kalkan vazifesini görür ve aynı zamanda, bütün hasletleri, latifeleri, duyguları o namazdan zevk ve hisselerini alırlar.” (Mesnevî-i Nûriye, s. 66.)

Niyeten, hayâlen yüzünü Beytullah’a çevirmenin de büyük bir mazhariyet olduğunu şöyle anlatır: “Günde beş defa Allahüekber diyerek niyeten, hayalen yüzünü Beytullaha çevirmek, o şekilde ibadet edebilmek büyük mazhariyettir” (Son Şahitler, 1:93.)

Şam’a kadar gittiği halde niçin hacca gitmediğini soran Eski Van müftüsü Ömer Efendi’ye, “Ömer Efendi! İnsan günde beş defa huzur-u Beyt’e durmazsa, senede bir defa veya ömründe birkaç defa gitse ne feyz alabilecek?” (Bediüzzaman’ın İlk Talebelerinden Hatıralar, s. 71.) dediğini de biliyoruz. O hâlet-i ruhiyeyi yakalamak, konsantra olabilmek, dünyayı bütünüyle bir tarafa atıp kendini huzur-u İlâhîde hissedebilmek için çok gayret sarf ettiğini de biliyoruz.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*