Bediüzzaman’ın namazı ve talebeliği

Üstad Bediüzzaman’ın en hayret edilen hususiyetlerinden biri de, namazdaki haşyeti (korku) ve heybetidir.

Bazı ağabeylerin hatıraları ve hatta ismini tek tek sayamadığım bazı bilim adamlarının müşahedeleri gibi hususlar bende de bir hayret meselesi idi. Şimdi anlamış bulunuyorum ki, bu işin sırrı Hz. Ali’ye (ra) dayanıyor. Şöyle ki:

Malumdur ki, Hz. Ali (ra) ezan okunduğu zaman korkudan sararır ve titrerdi. Sebebi sorulunca, “Şu anda Rabbü’l-Âlemîn olan Rabbimin huzuruna davet ediliyorum.” derdi. Namazda kendinden geçerdi ve hatta bir defasında ayağına bir ok saplanmış ve o oku ancak namazda alabilmişler ve haberi olmamıştı. İşte rivayet edilir ki, Hz. Bediüzzaman da, manevi alemde ondan ders aldığından, bu derece haşyetiyle namazda ona benzediği anlaşılıyor. O da, namaz vakti girince bütün duygu ve zerreleriyle yüce Allah’a yönelirdi.

Bayram Yüksel ağabey anlatıyor: “Üstadımız namazı büyük bir huşu ve huzurla kılardı. Sureleri okurken tane tane okurdu. Namaza dururken ve tam huzura varınca niyet ederken ‘Allahü Ekber!’ derken arkasında biz korkardık. İçinde namaz kıldığımız ahşap bina adeta sarsılırdı. Ezan biter bitmez tam vaktinde kılardı. İsparta’dan Emirdağ’a gidiyoruz; Emirdağ’a da, beş dakika kala vakit girdi. Kış-fırtına demeden ve beş dakika bile beklemeden arabayı durdurdu ve tam vaktinde namazını kıldı. Yolculukta olsun kırlarda olsun namazı vaktin evvelinde kılardı.”

Mustafa Sungur ağabey de, Üstadımızın namaza başlama tekbiri olan “iftitah tekbiri”ni alırken namaz kıldığı binanın sarsıldığını söyler.

Üstad’ın İlk talebelerinden Molla Hamid ağabey de şöyle der: “Arkasında kıldığım namazdan çok zevk alırdım. Namaza duruşu insana bir mehabet ve hayret verirdi. Namazdan sonraki tesbihat için bize şöyle demişti: ‘Namazın sonundaki tesbihatlar namazın çekirdekleri ve tohumları hükmündedir.’ Hazin bir sada ile bizden çok yavaş tesbihat yapardı. ‘Sübhanallah’ derken içten ve yavaş bir şekilde sesini duyardık. Çok namaz kılan hoca gördüm böyle hazin ve huşu içinde kılana rast gelmedim. ‘Lâ ilâhe illâllah’ derken yanında bir ehl-i tarîk olsa cezbeye gelirdi. Sesi öylesine gür ve tok çıkıyordu.”

Denizli’de kendisini ziyaret eden Hilmi Arıcı, Bediüzzaman’ın namazını şöyle tarif etmektedir: “Akşam namazını beraber kıldık. Namaza başlamasını tarif etmek zor. Duyarak ve yaşayarak namaz kılıyordu. Namaza başlarken sanki kemikleri çatırdıyordu.”

Bediüzzaman tesbihata da, çok önem verir. Hukusi ağabey Bediüzzaman’ın kendisine verdiği dersi şöyle anlatır: “Beş vakit namazını hakkıyla edâ et; namazın nihayetindeki tesbihleri yap; ittibâ-ı sünnet et; yedi kebâiri işleme” dersini vermiştir. Ben gerek bu derse, gerek Risaletü’n-Nur’la verilen derslere, Kur’ân’dan istinbat buyurarak gösterdiği hakikatlere karşı Allah’ın tevfikiyle can ü dilden belî dedim, Elhamdü lillah, bu Rabbimin bir ihsânıdır.” (Barla Lâhikası, Yirmi Yedinci Mektup Ve Zeyilleri, s. 25)

Risale-i Nur talebeliği basit bir iddia değildir, kolay da değildir. Zaten kolay olan hiçbir şey faydalı değildir. Bu sebeple “Zahmette rahmet, rahmette zahmet vardır” denilmiştir. Risale-i Nur talebeliği Bediüzzaman’ın belirlediği şartlara uymaya bağlıdır. Yoksa “Ben Nur talebesiyim” demek iddiadan öte bir anlam ifade etmez.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*