Bir şehit hikâyesi: Bediüzzaman’ın öz yeğeni: Ubeyd

-Çanakkale yoldaşlığı-

Bediüzzaman Hazretlerinin “Vatanım” diyerek şereflendirdiği güzel Van’ımızda “Bediüzzaman Araştırmaları” kapsamında çalışmalarımızı sürdürürken, yolumuz Gürpınar ilçesi sınırları içinde bulunan Başet Dağı zirvesine düşmüştü.

Van’da bulunduğum yıllarda defalarca gittiğim Başet’in eteklerinde bulunan, eski adı “Put” yeni adı “Yedisalkım” olan köyde misafireten kaldıktan sonra sabah namazı edası akabinde köylülerin temin ettiği atlarla Başet Tepesi eteklerine varmıştık. Başet’in eteklerinden zirvesine doğru tırmanışa çıktığımızda saatler sonra zirveye ulaşıvermiştik. Çevrede “Başet-i Mihendami” olarak bilinen büyük bir manevîyat büyüğü medfundur.

Bediüzzaman Hazretleri Başet’in zirvesinde 1904 yıllarında aylarca kalarak, talebeleriyle birlikte ilim tahsili ile meşgul olmuştur.

BAŞET’İN ZİRVESİNDE

Hazreti Üstadın Başet’in zirvesinde talebe okuttuğu yıllarda Üstada ve talebelerine yakın köylerden süt, yoğurt ve ekmek gibi ihtiyaç maddelerini temin ederek ücret mukabilinde götüren Nezir Dönmez isimli “Yedisalkım köyü” eşrafından bir zatla da görüşmüştüm.

Nezir Dönmez Anlatıyor:

118 yaşındaki Nezir Dönmez’i Van merkez mahallesi olan Haçort Mahallesi’nde büyük oğlunun evinde ziyaret ederek hatıralarını tespit etmiştim. Nezir Dönmez o yıllara ait hatıralarını anlatırken gözlerinden “Üstad hasreti” yaşlarıyla bizimle muhatap oluyordu.

“Ah! Molla Said “ diyerek iç geçiren Nezir Dönmez “Ben o yıllarda on beş yaşlarındaydım, bizim köy ve diğer köylerden süt, yoğurt, ekmek gibi maddeleri alır Molla Said ve talebelerine götürürdüm. Karşılıksız hiçbir şey almazdı Molla Said. Başet’in tepesinde talebe okuturdu” diyerek Üstadın Başet günlerini anlatıyordu Nezir Dönmez.

YEĞENİ UBEYD

Bediüzzaman Hazretleri Başet’in zirvesinde kaldığı yıllarda okuttuğu talebeleri arasında yeğeni Ubeyd de bulunuyordu. Ubeyd, mensup olduğu mübarek ve asil hanedandan Sofi Mirza’nın yaş sırasına göre birinci evlâdı olan Durriye (Durrı) hanımın tek oğludur. Bediüzzaman’ın öz yeğenidir.

Nurs köyünü ikiye ayıran dereden akan suda gark olarak şehiden vefat eden Durriye hanımın oğlu Ubeyd de, (Nursî hanedanına mensup bir çok kişinin şehit olarak vefat etmesi gibi) dayısı Bediüzzaman’la birlikte Birinci Cihan Harbinde Rus ve Ermenilerle çarpışırken Bitlis Kalesi dibinde şehiden vefat etmiştir.

ALİ ÇAVUŞ’UN O YILLARA AİT BEYANLARI

Bediüzzaman Hazretlerinin yeğeni Ubeyd’in, Rus ve Ermeni çetelerince şehit edildiğiyle alâkalı Bediüzzaman Hazretlerinin eski talebelerinden ve harp arkadaşlarından Vanlı Ali Çavuş’un oldukça manidar hatıraları bulunmaktadır.

Van’da iken büyük oğlu Fevzi Aras’tan (2012 yılı Eylül ayında vefat etti) bizzat aldığım hatıraları arasında Ali Çavuş, şehit Ubeyd’le ilgili hatıraları şöyle anlatır:
“Üstadın yeğeni Ubeyd, benim yanımdaydı. Gecenin çok yağışlı ve karanlık oluşundan diğer arkadaşlarımızı pek seçemiyorduk. Üstad bozuk tüfekle ateş etmeye çalışıyor, uğraşıyordu ama tüm çabalarına rağmen tüfek bir türlü çalışmıyordu. Bu arada Üstada birkaç mermi isabet etti. Biri hançerine, biri sigara tabakasına, diğeri omzuna değdi. Kurşunlar kendisine değip isabet ettikten sonra Üstad çok kızarak tüfeğin namlusundan tutup taşa vurdu. Tüfek kırıldı. Bu sefer kılıcını çekti ve çembere doğru saldırıya geçti. Ben peşinden gittim. Ubeyd de benim peşimden geldi. Diğer arkadaşlar yavaş kaldılar ve karanlığın da etkisinden bizi kaybetmişlerdi. Üstad bir şeyler okuyordu ve kılıcını sallayarak çemberi yarıyordu. O arada yağmur gibi gelen kurşunlar, ne hikmetse bize hiç değmiyordu. Hatta çember o kadar daralmıştı ki, isteseydiler bizi elle bile tutabilirlerdi. O hâlâ saldırmaya devam ederken birden Ubeyd vuruldu. Ubeyd bana ‘Ali ben vuruldum’ dedi. Ben de Üstad’a; ‘Üstadım Ubeyd vuruldu’ dedim. Üstadımız ne döndü, ne de cevap verdi. O hâlâ okuyup kılıcı sallamaya devam ediyordu. Ubeyd birkaç adım daha atarak yere düştü. ‘Ali’ dedi. ‘Benim kemerimde biraz para var, gel onları al’ dedi. Ben de şimdi onun zamanı değil deyip Üstada; ‘Üstadım Ubeyd düştü ve düştüğü yere yıkılıp kaldı’ dedim. Üstad yine bana cevap vermedi. Ben Üstadı takip etmeye devam ettim. O hâl bir saate yakın devam etti. Daha sonra çemberi yarmayı başardık. Gecenin karanlığından dolayı farkında olmadan yüksek bir kayanın üzerine çıkmıştık. Üstad bulunduğu yere oturarak kılıcı yere vurup iki eliyle kabzasından tuttu ve kafasını üstüne bırakıp daldı. Sonra kafasını birden kaldırarak iki elini yukarı kaldırıp; ‘Oh, oh, Elhamdülillah Ubeyd yerini buldu’ dedi.”

BEDİÜZZAMAN’IN, UBEYD İLE İLGİLİ İFADELERİ

Bediüzzaman Hazretleri, öz yeğeni Ubeyd ile alakalı Nur’un satırlarında onu ve o âlî makamını şu ifadelerle anlatır:

“Ubeyd isminde bir yeğenim ve talebem vardı. Benim yanımda ve benim yerime şehit olduktan sonra, üç aylık mesafede esarette bulunduğum zaman, mahall-i defnini bilmediğim halde, bence bir rüya-yı sadıkada, tahte’l-arz [yeraltı] bir menzil sûretindeki kabrine girmişim. Onu şüheda tabaka-i hayatında gördüm. O beni ölmüş biliyormuş; benim için çok ağladığını söyledi. Kendisini hayatta biliyor. Fakat Rus’un istilâsından çekindiği için, yeraltında kendine güzel bir menzil yapmış.” (Mektûbât, s. 33)

Şehit Ubeyd ve onun şahsında bütün şehitlere rahmet-i bînihayeye nâiliyetlerini Rabb-i Rahimimizden diliyoruz.

SON SÖZ

“Onlar kendilerini ölmüş bilmiyorlar. Yalnız kendilerinin daha iyi bir âleme gittiklerini biliyorlar, kemâl-i saadetle mütelezziz oluyorlar, ölümdeki firak acılığını hissetmiyorlar.” (Mektubat)

İ’lâ-i Kelimetullah adına yola düşen şehit yolculara selâm olsun…

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*