Biz bu bayramları beklemiyorduk

Zamanın yaratıldığına inananlar, Yaratıcının zamanlara verdiği misyonu da merak ederler. Zamanı doğru tanımak ve okumak için de “yapana” yönelirler.

Onlar; yapan bilir ve bilen konuşur, prensibini esas alırlar. Yaratıcının  yaratılış ve zamanları kuşatan konuşmasının Kur’ân olduğuna itikad etmiş olanlar ise, Kur’ân’ın ahirzamandaki mucizevi mesajlarını dünyaya neşreden Risale-i Nur’a müracaat ediyorlar… Hem geçmiş zamanları ve hem de hali ve istikbali doğru okuma rehberi olan Risale-i Nur’dan istifade edemeyen siyasal İslamın  feryad ü şivanıyla yeni bir bayrama daha girdik… Bu ise zamanı nerede ne zaman yanlış okuduğumuzu tesbit için tahlilleri  gerektiriyor.

Şu kanlı bayramlarımızı öngörmeyen siyasal İslamcılarımızın en önemli yanlışlarından birisi de “kendilerini” davanın merkezine koymalarıdır. Hadiseleri ve fikirleri kendi menfaatleri etrafında cereyan ettiriyorlar. Menfaatlerine uygun gördüklerini ”İslam davası”, görmediklerine de “hayat hakkı verilmemeli” nazarıyla bakarlar. Peygamberimizin ve Hulefa-i Raşidinin teslim oldukları haklı şuraca sorgulanmalarını “Allah’ın davasına başkaldırı” olarak  ifade ediyorlar. Selefilerin Haricilikten, Şianın “şiayı hilafet” tarafgirliklerinden getirdikleri şeriata aykırı hareketlerini anlayabiliyoruz; kendilerine Sünni sıfatını alan ve Alem-i İslama ehl-i sünnet olarak görünen siyasal İslamcıların icraatlarda selefi ve söylemlerde şii takılmalarını bir türlü kavrayamıyoruz.

Siyasal İslam düşüncesiyle Osmanlıya isyan etmiş “Şerif Hüseyin Paşanın” ihanetini, Arabistan’daki müslümanlar büyük katliam ve acılarla  yaşadılar. Harici ve Selefi düşüncelerle Hicaz’ı tarumar eden Vehhabiler “Allah için” yüzbinlerce masumu katletmişlerdi. Arap Baharı çerçevesinde İslamın amansız düşmanlarına dayanarak devrime kalkışanların siyasal İslamların Suriye’deki selefice davranışları bu günlerde BM raporlarına girdi. Masum, teslim alınmış ve yalvaran binlerce insanı El-Kaide bayrağı altında öldürmüşler. Özgür Suriye Dostları cephe değiştirince de, siyasal İslamcıların kontrolü altında işlenmiş onlarca cinayet açığa çıktı. Siyasal İslamcılar zulme fetva verince de Allah’ın kılıçları devreye giriyor, külhane ve kevgire dönmüş mübarek beldelerin feryad ü şivanı bayramı bize zehir ediyor bugün.

Menfaatlerini İslamın merkezine yerleştiren zihniyetin birçok gayr-ı meşru hareket ve vesileyi meşru sayması da “siyasal İslamın” önemli bir handikapıdır. Suriye, Mısır, Kuzey Afrika ve Irak… Onyıllardır bayramlara gözyaşı ve hicranlarla giriyoruz. Demokrasiyi reddederek şeriata gidilemeyeceğini, şura ile İslam demokrasisinin izdüşümlerini, hukukun din, ırk ve coğrafya ayrımı yapmaksızın üstünlüğünü Avrupa medyasına herkesten önce Müslümanlar haykırmalı değiller miydi? Demokrasinin kurallarını “siyasal İslamcılar” belirlemeye kalkışınca, dış güçlere elbette gün doğacaktır. Mursi için oturup ağlamadan önce, Mısır üzerinden İslam alemine hangi yöntem ve üslupla demokrasinin gelebileceğini istişare etmeyen İhvan haklılığını çoktan yitirdi. Siyasal İslamın yanlışlarına düşen İhvan, ne geçmişteki zamanı, ne bugünü ve ne de yarını maalesef doğru okuyamadı. Bazen müttefik bazen muhalefet konumuna geçen Selefilerin günümüzde düşmalarımızca Afganistan’da, Libya’da ve Körfez ülkelerinde ne denli kullanıldıklarını gördükleri halde, Temerrüd hareketinin her an ihanete muntazır olduğunu hatırlarına getirmek istemediler. “Biz kuvvetliyiz, iktidar bizde, alternatifimiz yok, millet için en doğrusunu yapıyoruz ve yaptıklarımız en doğru olanıdır,” gibi yaklaşımların altında kalan İhvan; tüm siyasal İslamcıları “düşüş sürecine” taşıdı, kanaatindeyiz.

Bediüzzaman’ın Risale-i Nur ile ortaya koyduğu Kur’anî ölçüleri göz ardı ederek Arap dünyasına “Bahar havası(!)” basan hükümetimiz de paniğinde haklıdır. Zira zamanı, coğrafyayı ve dolayısıyla hadiseleri yanlış okuyorlar… Kendilerini İhvan’la neredeyse özdeşleştiriyorlar.

Bediüzzaman’ın fikirlerini bilmeyen Türkiye’yi tanıyamaz. Anadolu’nun bağrını 28 senelik zindan, çile ve sürgüne rağmen Hicaz’a tercih etmiş, Türk dilinde zamanlar üstü tefsirini zehirli şırınga ile darağacı arasında yazmış ve bütün servetini koluna taktığı sepetinde taşımış ‘Bitlisli Said Nursi’yi tanımak ve okumak istemeyen siyasal İslamcıların mahallemizde çıkmasına sebep olduğu yangınlardan ne şivanımız bitiyor ne göz yaşımız diniyor ve ne de karalı bayramlarımızın ardı arkası kesiliyor.

Düşmanın kılıcıyla ferec olamazdı. İslam tarihi amansız düşmanlarının parasıyla başlayan devrimin akıbeti hadiseler başlarken belliydi. Demokrasiyi İslam ile dünyalarında telif edemeyenler müslümanı da tanımıyorlardı. (Müslüman başkalarının elinden ve dilinden salim olduğu kişidir.) Avrupa ve Amerika’daki insaniyetperverler ile barışın peşi sıra koşan Hıristiyanların yardımı olmadan İslam alemindeki komita diktatörlüğünün sona ermeyeceğini siyasal İslamcılarımız bilmek zorundaydılar. İslam ve Müslümanların materyalist felsefenin usulü olan “devrim”den uzak olduğunu veya devrim ile inkılabın farklarını da öğrenmek zorundaydık. Emperyalist Avrupanın asırlardır üzerimize boca ettiği komplekslerden yalnızca Risale-i Nur bakışı ile kurtulabileceğimizi, coğrafyaların bağımsızlıklardan önce mü’minin düşünce bağımsızlığının geldiğini bilemediğimizden ve halâ  öğrenmekte tereddüt ettiğimizden elbette ki bayramı hak etmiyoruz.

Din adına siyaset meydanına çıkanlar Kur’an’ın zamanımıza yansımasının ışıkçıklarını aynalarına toplayabilseydiler, Mısır ile Türkiye farkını bütün cihetleriyle göreceklerdi. Kendilerine yapılan tenkit ve itirazı dine yapılmış gibi medyada propaganda yapmaları, en fazla İslamiyete zarar veriyor bugün. Ve şu hususun altını kalınca çizerek tekrar ediyoruz: Siyasal İslamcılarımız Bediüzzaman’ı dinlemiş olsaydılar, İslam alemi hak etmediği şu bayramlara mahkum olmazdı. Her şeye rağmen pürümit dua ediyoruz. İslam aleminin dört bir yanından akan kanlar ve kevgire dönmüş şehirlerimizin nalişleri inşallah “istiğfar“ hükmüne geçer, Rabbimiz bizi hakiki bahar ve bayramlara ulaştırır.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*