Bizim köyün Nurcuları

Risale-i Nur hakikatleri; Barla’nın dağlarında ve bahçelerinde telif edildi ve kalblerde ma’kes buldu.

Oradan da bütün Anadolu’ya yayılmıştır. İşte bu mübarek eserler karşısında bigane kalmayarak; Nur’un manasını hasretle ve iştiyakla kucaklayan mekânlardan birisi de bizim köyümüz olan Erikbağı Köyü olmuştur.

Köyümüzün geçmişteki Nur faaliyetlerini ve o zor yıllarda nur-u Kur’ân hakikatlerine hizmet eden bahtiyar Nurcular’ını yazmaya niyetlendik.

NURCULAR KÖYÜ

Risale-i Nurlar’ın yazıldığı, yayıldığı ve hararetle okunduğu köyümüz bu vesilelerle “Nurcular Köyü” olarak yad edilmişti… Çok iyi hatırlıyorum; büyüklerimizin teşvikiyle Kerimhan Dayı’nın, köyümüzün orta yerinde bulunan ve bir köy konağı mahiyetini taşıyan genişçe odalı evine gider; Risale-i Nurlar’ı kalemle çoğaltarak hem okur hem de namazlarımızı cemaatle kılardık.

Köyümüzün bu güzel hususiyetini bilen, Bediüzzaman Hazretleri’nin eserleriyle imanını kurtarıp Kur’ân’a hizmet eden çevredeki Nurcular, köyümüzü bu vesilelerle sık sık ziyarete gelirlerdi.

AĞABEYLER GELMİŞ…

Özellikle Adilcevaz’dan çerçilik kisvesiyle gelerek eşeklerinin (işlek) heybelerinde Risale-i Nur formalarını dağıtan Adilcevazlı Bekir Ağa’yı çok severdik. Bu vesileyle “Fılistan” olarak tabir edilen yöremizdeki bütün yerleşim birimlerinde (bizim köy de dahil), Risale-i Nur hizmetinin ma’kes bulup yayılmasına sebep olan da Bekir Ağa idi. Allah ona rahmet eylesin, bizleri de onun şefaatine mazhar eylesin inşallah…

Biz o zamanlar henüz ilk mektep yıllarının sonlarındaydık… Meseleleri çok iyi bilip kavrayamamamıza rağmen, ruhumuz Nurlar’ın hakikatini hissediyordu…

JANDARMALAR GELDİ

Hatta bir defasında; çevre yoluna yakın bostanımızda çalışırken köyümüze gelen jandarmaları görünce, “Koş köye haber ver jandarmalar geldi deyiver” demişti amcam…

Biz de koşarak köye varmış, “Jandarmalar geldii…” diyerek haberi ulaştırmıştık. Bu meyanda babamın ve annemin, evdeki el yazması Risalelerin bulunduğu tahta bavul ile çuvallara doldurarak, önündeki kara taşın altına saklamaya çalıştıklarını seyretmiştik. Sonra da jandarmaların evimize gelip okuduğumuz Risaleleri aramaya koyulmasıyla korkumuz daha da artmıştı. Nihayetinde süngü ile, samanlıktaki otların ve samanların altında gizlenen kitapları bulunca da rahmetli babamı ve diğer birçok köylüyü karakola götürmüşlerdi; köyümüz olan Erikbağı Köyü’nden.

NURCU KÖYÜ

Çevrede köyümüz, Nurcu köyü olarak tanınmıştı. Hatta köyümüzün de bulunduğu mıntıkadaki diğer köyleri gezen; Marksist bir grubun propagandası vesilesiyle birçok köye gidildikten sonra bizim köye gelmeye yönelinirken, içlerinden birisinin: “Bu köye gitmeyelim, o köy Nurcu Köyü’dür. Bizim için hoş olmaz.” demesi karşısında bizim köye gelmekten vazgeçmişlerdi. Bu da, köyümüzün yaşlılarının sık anlattıkları bir hatıraydı.

Hakikaten köyümüzün 60’lı yıllarda; Nurlar’ın okunması yolunda çok cefalar ve çileler çekildiği zamanlarda, köyümüzde Risaleler yazılırdı ve okunurdu. Köyümüze Nur Risaleleri’nin girmesine de; Barla Lâhikası’nda ismi geçen ve yazdığı mektuplarla nur-u Kur’ân hakikatlerine bağlılığıyla ve Üstad’a sadâkatiyle bilinen Adilcevazlı Bekir Ağa, nam-ı diğer Bekir Bey sebep olmuştu.

Barla Lâhikası’nda yer alan bir mektubunun baş kısmında Üstad’ın, onun vasfıyla alâkalı bir beyanı şöyledir: “Ümmi, fakat allâmelerin işini gören ve esrar-ı Kur’âniye’ye karşı Isparta’nın intibahına sebep olan, ahiret kardeşim Adilcevazlı Bekir Ağa…” (Barla Lâhikası, (İkinci Zeyl), s. 99)

KÖYÜMÜZE RİSALE-İ NURLAR GİRMİŞTİ

Risale-i Nur hakikatlerinin bizim köye girmesine vesile olan Bekir Ağa’nın bu mübarek ve nuranî hizmetinden ilk etkilenenlerden birisi de şehid Nevruz Çakan Ağabey olmuştu. Nurlar’la müşerref olduktan sonra Emirdağ’ına giderek Üstad’ı ziyaret eden Nevruz Çakan, köyümüzde ve çevresinde Nurlar’ın yayılmasına da vesile olmuştur. Sonradan onu çekemeyenlerin tuzağına düşürek, tarlasında uyuduğu esnada vurularak şehid etmişlerdir.

BİZİM KÖYÜN NURCULAR’I

Risale-i Nurlar’ın köyümüzde okunması, yazılması ve yayılması hızlanmıştı. “Nurcu köyü” olarak tanınan, Adilcevaz’a bağlı Erikbağı köylülerimizden, Nurlar’ın yazılmasında, birinci derecede gayret içinde olanlar: Merhum babam Zahit Öztürkçü, amcam Yusuf Öztürkçü, zamanın iyi ve güvenilir âlimlerinden; Bediüzzaman hayranı Molla Sadrettin Yüksel -ki bu hocaefendinin Üstad’la alâkalı oldukça manidar ifadeleri ve hatıraları vardır. Aynı zamanda o, Üstad’ı ziyaret edenlerdendir.-

Molla Sadrettin, Üstad’ın imanî veçhesi hususunda şunları söyler:

“İman hususunda o; bu devrin imanını değil, doğrudan doğruya Asr-ı Saadet’in imanını temsil ediyordu. Onun mübarek şahsiyetinde, bizden çok uzakta kalan Asr-ı Saadet’in imanına şahit olduk. Allah gani gani rahmet eylesin.” (Yeni Asya Gazetesi, 25 Aralık 2014)

Bizim köyün Nurcular’ı arasında, Kör Hüseyin Paşa’nın oğullarından Muzaffer Süphandağı ve Haydar Süphandağı da vardır -ki bu zat, Bediüzzaman Hazretleri’ni görenlerdendir. Hatta 1925 yılının sonlarında Van’dan sürgüne tabi tutulan Bediüzzaman’la birlikte o da sürgün edilmiştir. -Kendisini Van’daki evinde ziyaret ettiğimizde anlattığı hatıralarından kısa bir anekdotu paylaşalım.

Van’dan ayrılışını ise şöyle anlatıyor:

“Seyda ile Van müftüsü Şeyh Masum Efendiyi beraberce kelepçelemişlerdi. Üstad hiç üzgün değildi. Gayet rahat ve müsterihti. Yola çıkmazdan önce bana dedi ki: ‘Babana selâm söyle (Kör Hüseyin Paşa’ya), bu bize yapılan muamelenin sevabını istemesin. Sabretsin, inşaallah Sahabe-i Kiram’ın sevabını alır.”

Bizim köyün Nurcular’ından hatırladıklarımın bazıları: Yaşar Ağabey, Hacı Tahir Amcam, babam Zahit, Mehmet Amcam, Habib Ağabey, Yunus Amcam, yine amcalarımdan İbrahim, Süleyman, Hadi Dayı, Arif Ağabey, Adil Ağabey, Süleyman Ağabey, dayım İdris, dayım Kemal Ağabey, Cezmi ve Feyzi Süphandağı kardeşler, onların yeğenleri Mustafa, Said ve Abdülkadir Süphandağı, Celil Dayı, Enis Amca, Mıhı Dayı, Resül Dedem, onun oğulları İdris, Kemal ve Cemil, Nevruz Ağabey, oğulları Raif, Kadir, Zübeyir, Osman…

BİR ÇOCUKLUK HATIRASI

Köyümüzde bir bayram günüydü. Merhum annem, sabahleyin erken kalkıp başıma sarık bağlamıştı: “Oğlum böylece git öğretmenin elini öperek bayramını tebrik et.” Öğretmenin kaldığı lojmanından içeri girdim: “Öğretmenim elini öpeyim, bayramınız mübarek olsun.” dememe kalmadan başımdaki sarığı işaretle: “Bu da ne?” diyerek tepki göstermişti. Biz de o küçük yaş psikolojisi içinde, mahzun bir şekilde oradan ayrılmıştık.

Bütün bu olumsuz hareketlere mukabil köyümüzün Nurcular’ı Bediüzzaman Hazretleri’ne ve onun eserlerine korkmadan yılmadan sahip çıkarak onları yazmak ve okumak suretiyle etrafa yaymaktan vazgeçmemişlerdi…

Zaman içinde o köyden ayrılarak farklı mekânlara yerleşen bizim köylüler bu nuranî hizmetten vazgeçmeyerek, Nurlar’a sahip çıkarak hayatlarını sürdürdüler.

Köyümüze Nur Risaleleri’nin girmesine vesile olan Adilcevazlı Bekir Ağa’nın, lâhikalarda mevcut bir mektubu ile yazımızı sonlandırıyoruz:

“Faziletmeab Üstadım Hazretleri;

Efendim, evvelâ arz-ı tazim ve hürmetle mübarek ellerinizi öperek, her an ve zaman lisanıma yakıştığı kadar duâ eder ve duânızı rica ediyorum.

Efendim, malûmunuz, fakir talebeniz ve kardeşiniz cahil olduğum halde, güneş misali olan Risale-i bergüzîdelerinizden umum Nur Risaleleri’nizi okutup dinledim. Güneşin nuruna sed çekilemediği gibi ve sed çekilmek ihtimali olmadığı gibi, Risalelerinize de sed çekilemez. Onları istimada ruh ve kalbimi tetkik ettim; tetkikatımda ne gibi hissetmiş ve anlamış olduğumu aradım. Baktım ki, ruh ve kalbimde bir feyezan ve coşkunluk var ki, beni bilâihtiyar bir vazifeye sevk etmek için hemen ‘haydi, haydi’ diye tazyikata başladı. Ben de ruhumda olan bu vakıayı takip ederken, o Nurlar’ın irae ettiği miftahları gördüm ve gösterildi.

Anladım ki, bu anahtarlarla icap eden kapıları açıp, o Nurlar’a ehil olan kardeşlerimi —min gayri haddin— arayıp bulmak vaziyeti adeta bana emrolunup, o Nurlar’dan güneş gibi Nur saçılması hususunda ben de bu hali kendime vazife addettim. O Nurlar’dan almış olduğum anahtarları teslimle, hain-i din olan mülhidlerin elleri kımıldanmayacak derecede kırılması için, hamden lillâh, bu kardeşlerimi arayıp buldum. Emanetullah ve emânât-ı Peygamberînin (asm) gayet parlak, yakut ve zümrütten kıymettar olan hazinelerini o zatların ellerine teslim ettim.” (Barla Lâhikası: 123)

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*