Dünyanın sevk ve idaresi bir mucizedir

Yine Dünya ve Dünya ile alâkalı, akla durgunluk veren ve hayrette bırakan hakikat ve halleri müşahede etmeye, doğru bir muhakeme ve doğru bir düşünceyi netice veren, tamamen ilme ve bilimsel verilere dayalı mantık nazariyesiyle yola çıkıyoruz ve bu yöntem ve metodla ALLAH’a ulaşmaya çalıyoruz. Yani bilim ve teknolojiyi buluşturmaya, fen bilimleri ile din ilimlerinin birleştiği, yani aklın nur’u ve kalbin ziyası (ışığı) nın bütünleştiği, Kur’an’ın Kâinat laboratuvarında mütalaa edildiği, ortak bir zeminde ve ortak bir akılla meseleleri halletmeye ve çözmeye çalışıyoruz.

Dolayısıyla kalbî itmi’nana, rûh rehâvetine ve huzura kavuşuyoruz. Bu rûh haletini kelime ve lâfızlarla izah etmek, elbette ki na mümkündür.

Dünya uzay boşluğunda, durmak bilmez, daim bir seyr-ü seyahat halindedir.

O, şoförü olmayan bir araba,

O, kaptanı olmayan bir gemi,

O, pilotu olmayan bir tayyare…

O, ancak toprak ve su’dan varlığı olan, kesif ve bilinçsiz bir kitle ve bir cisimden ibarettir.

Şöför, kaptan ve pilotlar aklî muhâkeme ve tedbire sahip oldukları halde, her gün ve çoğu ölümle biten, yaptıkları kaza haberleri karşısında bizler sarsılıyor ve üzülüyoruz. Kabul edilmelidir ki, bu kazaların tümü uykusuzluk, dalgınlık ve muhakemesizlikten meydana gelmektedir.

Peki ya, Dünya ile beraber Evren’deki bu sayısız cisimler, biliçsiz ve muhakemesiz oldukları halde, bu muntazam hakimiyet, programlı faaliyet ve hareket, bu ince nizam ve dakik düzenleri nasıl temin ediliyor?

İşte, insanı bunaltan ve çoğu zaman çıkmaza sokan bu can alıcı nokta ve istifhamları, Allâh Te’ala bize nasıl izah ediyor bir bakalım;

“Eğer yerde ve uzayda (Evrende) Allah’tan başka İlâhlar olsaydı, yer ve göklerdeki (bu nizam) kesinlikle fesada uğrar, bozulup gitmiş olacaktı.” ( Enbiya 21/22)

Bu âyet Allah’ın varlığını ve birliğini gösteren en büyük ve güçlü delillerden birini ortaya koymaktadır. Şüphesiz bu delil, bu bürhan âlemin nizâmıdır.

Eğer birden fazla İlâh olmuş olsaydı, bunlar ya birbirleri ile anlaşır veya anlâşamazlardı. Birbirleriyle anlaştıkları ve beraberce aynı şeyi yaptıkları, yaratıkları âleme beraberce nizâm verdikleri takdirde, ya biri diğerine muhtaç olurdu ki, yardımcıya ihtiyacı olan zaten İlâh olamaz. Öte yandan eğer bu İlâhlar anlaşmaz ve aralarında ihtilaf çıksa, âlemin bu muazzam nizâmı, düzeni mutlaka bozulmaya, fesâda uğrardı. Şu halde, milyarlarca yıldan beri yaratılan ve pürüzsüz, arızasız, dakik hesaplarla seyr-u seyahat eden kâinattaki bu muazzam ve muntazam düzenin tanzimcisi kim olabilir? Bilâ şek ve şüphe Allâh olmak lâzım gelir.

Allah, Kâinat’ın nasıl idare edildiğine dair de şu ayet ile açıklık getirmektedır; “Allâh, Ondan başka İlâh yoktur. O hay’dır (Ölümsüz bir hayat ile daim diridır. Zira O, hem hayatı, hem de mevti verendir.) Kayyûmdur ( başlangıç ve sonu olmayan, yani ezelî ve ebedî olan, daim var olan, eşyanın ancak kendisi ile kâim olan Cenab-ı Hak.) Kendisine ne bir UYKU gelir ve ne de UYUKLAMA.” (Bakara 2/255)

Daha önceki bir makâlemde, Kur’an-ı Kerim’de Ay, Güneş ve gezegenlerden her birinin yörüngelerinde döndüğünü (Enbiya 21/33) ifâde etmiştik.

Doğumu miladi 1058 ve ölümü 1111 olan İmam-ı Gazali Dünya’nın bir küre şeklinde yani yüvarlaklığını, (Tehafetü’l-Felâsife s.80 de) açık bir şekilde dile getirmiştir.

Daha sonra Ali b. İbrahim b. Muhammed eş-Şatır 1306 (H.705) Şam’da doğmuş, meşhur İslâm Matematikçi ve Astronomi alimlerindendir. İbnî Şatır Rasathaneler (Gözlem evleri) yapmış, cetveller hazırlamış, Güneş saatleri yapmıştır.

İbnî Şatır Batlamyus’un öne sürdüğü, merkezde Dünya olan gezegenler sisteminin hatalı olduğunu beyan etmiş ve “Dünya ve gezegenler Güneş etrafında düzenli olarak dönmekte olup, Ay’da Dünya etrafında dönmekte olduğunu” ifade etti.

İtalyan bilgin Galile, İbn Şatır’dan yaklaşık 300 yıl sonra Dünyaya gelmiş ve O’nun etkisinde kalarak ve ilmî nazariyerini kabul ederek yetişmiş ve ilk teleskobu icad etmiştir. Ve “Dünya Güneş etrafında dönüyor.” dediği için de, 20 Eylül 1642 yılında, ölünceye kadar ev hapsinde tutulmuştur.

Galile’nın bilim dünyasının en büyük isimlerinden biri olduğunu biliyoruz. O dönemde kilisenin “Her şey insanlar için yaratılmış olup, Güneş, gezegenler ve yıldızların Dünya’nın etrafında döndüğü” tezini savunuyordu. Kilisenin bu tezinin yanlışlığını ilk defa Copernicus (Kopernik) keşfetmiş ancak Enginizyon mahkemelerinden korktuğu için bu fikrini gizlemiş. Kopernik’ın fikirlerini savunan İtalyan Filozof Gairdano Bruna engizisyon tarafından yargılanmış ve diri diri yakılarak idam edilmiştir.

Galile “Her şeye rağmen Dünya dönüyor.” dediği için hapse atıldığı gibi, işkence gördüğü de tarihî bir vakıadır. Galile’nin bu fikirleri batı tarafından ancak 100 yıl sonra, nihayet onaylandı ve kabul görmeye başlanmıştır.

Zorunlu olarak araya bu bilgiyi aktardıktan sonra, tekrar ana fikrimize, yani Dünya meselesine dönüyoruz. Dünya ile beraber bütün varlıklardaki bu ölçülü nizamın aidiyeti bizzat kendinden kaynaklandığına nazarları celb eden Allah;

“O ki, yaratıp mükemmel şekil ve sisteme koyar. Ve O’dur ki, HER ŞEY İÇIN BİR ÖLÇÜ TAKDİR VE TAYİN buyurup, onu bu gaye ve vazifelere yönlendirir.” (A’la 87/2-3)

Ve “O’nun (Allah’ın) katında her şey ÖLÇÜ iledir.” (Ra’d 13/8)

Ve “Semavat (Evren) ve eczasından (içindekilerden her biri) Şems ve Kamer ve gerek yıldızlardan (nücum) birer birer hepsi indellâh muayyen bir müddet için, AKIP gidiyorlar.” (Ra’d 13/21) Yani her birinin kendilerine biçilen ve tayin edilen yörüngelerinde döner ve seyahat ederler.

Yukarıda nakletmiş olduğumuz Kur’an ayetlerine derin bir nazar ile bakmak, irdelemek ve incelemek gerekır. Zira kâinatta hiç bir şeyin başı boş olmadığını, hele hele tesadüfe mahal bulunmadığını, her şeyin ince bir hesap ve nizama bağlandığını, ifadeleri yanında, bir de ibret alınması gereken noktalara da Allah;

“Göklerın (Kâinatın) ve yer (Dünya) ın yaratılışında, gece ve gündüzün bir biri ardınca gelip gidişinde Akl-ı Selim sahipleri için gerçekten açık ibretler vardır.” (Âl-i İmran 3/190) ayetiyle işaret etmekte ve her bir insanı tefekküre davet etmektedir.

Bundan yıllar önce bir gazete haberinin başlığında, “Dünya tehlike sinyalini vermeye mı başladı?” Yazıyordu. Haliyle bu haber benim dikkatimi çekmişti. Yazının detaylarında, “Dünya’nın bu sene, Güneş etrafındaki yörünge seyahatini bir SANİYE eksik tamamladığını” izah ediyordu. Bu, bir saniyelik farklı zaman inhirafı, bütün uzayda kurulu düzenin bozulmaya doğru gittiğini ve her şeyın alt-üst olabileceğini nazara verme gayretinden başka bir şey değildi.

Anladığım ve bildiğim kadarıyla bu bir saniyelik farklı zaman dilimi, Dünyanın Güneş etrafındaki harekatından değil, onların hesaplama hatasından oluşmaktaydı.

Bunu şu kanaatıma dayandırarak söylüyorum ki; şu umum kâinatın yöneticisi ve müdebbiri olan Allah, eksik ve hatalı iş yapmaz. Yukarıdaki ayetlerde de izah edildiği üzere, Allah her şeye dakik bir ölçü koymuş ve ince bir hesap ile bir prensip takdir ettiği gibi, yine her şeyin yol ve yordamını tesbit eylemiştir. Bunu muhafaza edip devam ettiren de bizzat kendisidir.

Şimdi kendisine tevdi edilen ve zaman hesaplarında hiç sapma olmayan ve olması da düşünülemeyen, Dünya’nın bu hareket ve nizamı nasıl oluyor? Ona bir göz atalım.

Dünya, bir günde 23 saat, 56 dakika, 4 saniyede kendi etrafındaki dönüşünü tamamlarken, Güneş etrafındaki dönüşü ise 365 gün, 5 saat, 48 dakika, 46 saniyede ancak tamamlayabilmektedir.

Malûm olduğu üzere, takvim yılı 365 gün, 6 saat üzerinden hesaplanmaktadır. Buna göre her 4 yılda bu artı 6 saatlık zaman, bir gün eder ve o yıl’a eklenerek 366 güne çıkar. Yani 4 yılda bir, sene 366 güne çıkmaktadır. Böylece ortaya çıkan fazladan bir gün, Şubat ayına eklenir. Dolayısıyla 4 yıl’da bir Şubat ay’ı 29 gün’e çıkmaktadır.

Burada insanı hayrette bırakan ve çok ama çok düşündüren nokta şu olmalıdır; matematıği ve rakâmları icad eden insan, Dünya’nın bu yıllık hareketindeki saniyelik kısmında, tam bir ayarlama ve denkleştirme yapmakta aciz kalmaktadır.

Oysa Allah, “Dünyada ve Evrende ne varsa hepsi sayılmış ve ince hesaplanmıştır.” (Meryem 19/93-94) buyurarak, muhteşem saltanatını ve Rubûbiyetini bu dâkik nizâmla ilân etmıştır.

Yine Allah, bu Dünya ve bütün Kâinat’taki nizama, “Onlar (Akl-ı Selim olanlar) Allah’ı anarlar, yerin ve göklerın (Evrenin) yaratılışı halkında derin derin düşünürler. (Ve şöyle derler). RABBİMİZ! Sen bunu boşuna yaratmadın. Seni tesbih ederiz (Yani, Seni her türlü kusurlardan tenzih ederız.) Derler. (Âl-i İmran 191)

Hulasa,

“Arz, Âlemin kalbî olduğu gibi, TOPRAK unsuru da Arzın kalbidir. Ve tevazu, mahfiyet gibi maksuda ulaştıran yolların en yakını da topraktır.” ( Mesnevi-Şule s.241)

Hanı Aşık Veysel demişti ya!

“Benim sadık yarım kara topraktır

Dost dost diye nicelerine sarıldım,

Benim sadık yarım kara topraktır.

Beyhude dolandım, boşa yoruldum,

Benim sadık yarım kara topraktır.

Dileğin var ise Allah’tan,

Almak için uzak gitme topraktan.

Cömertlik toprağa verilmiş HAK’tan

Benim sadık yarım kara topraktır.

Bu da benden olsun,

O’ndan yaratıldık, son dönüş yine O’nadır

Benim sadık yarım kara topraktır.

Dünya ve Dünya ile alâkalı Tevhid delillerini ve mu’cizeleri ibretle incelemeye ve hep beraber tefekküre devam edeceğiz.

Mehmet AKSOY

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*