Gezi ve tatillere mana-i harfi ile bakmak!

Son yıllarda gezmek, tatil yapmak hayatımızın olmazsa olmazları arasına girmiş gibi. Özellikle sosyal medya farklı yerler keşfetme isteğini arttırmış; gezilen yerlerin fotoğraflarını ve videolarını çekip, sosyal medya platformlarında yayınlamak çok yaygınlaşmıştır.

Peki, Risale-i Nur Talebeleri ve okuyucuları olarak bu zemini nasıl değerlendirmemiz gerekiyor? Gezmekten ne anlıyoruz ve ne anlamalıyız? Gezilerimizi “tefekküri bir seyahet ve ibadete” çevirmek mümkün mü? Daha teknik ve manevi, uhrevi boyutuyla gezebilmek için neler yapmamız gerekiyor? Kısaca özetlemeye çalışırsak gezi ve tatillerimizi Mânâ-i Harfî’yle yapmak için nasıl bir niyet ve bakış açısına sahip olmamız lazım?

Mânâ-i Harfî ile bakış, bir şey, bir eser, bir mekan veya bir hadiseye manevi, hakiki yününe, iç alemine, derununa, taşıdığı sanata ve anlama sanatkar ve Allah hesabına bakmaktır. İhlas Risalesi’nin “Amelinizde rıza-i ilahi olmalı” (Lemalar, s. 405) şeklindeki ilk düsturu her zaman ve her mekanda geçerli olduğu gibi, seyahatlerimizde de esas yapmalıyız.

Sanatı görüp sanatçıyı görmemek, anın tadını çıkararak başka bir şey düşünmemek ve sadece beğeni sayımızı artırmak için sosyal medyada paylaşmak; hesap gününde bize pişmanlık olarak döneceği gibi, dünya da dâhi aldığımız lezzetin nakıs kalmasına sebep olmaz mı? İşte bu mana-ı ismiyle maddi, suri, nefis hesabına olan bir bakıştır.

Bu; dünyaya gönderiliş maksadımıza aykırı  geçen her bir saniye için büyük bir zarar olarak dönecek hesabını vermek üzere hanemize yazılacaktır. Öyleyse yalnızca “seyahat, gezi ve tatillerimizi” de yalnızca Rabbimizin rızasını esas maksat yaparak gerçekleştirmemiz gerekir. Bu yazımızda, seyahate bakış açımızı biraz daha genişletmek amacıyla birkaç teklifte bulunacağız.

Şeair-i İslam, yani, İslamın sembolü olan camilerimizle başlayalım. Gezdiğimiz şehirde ulu cami varsa muhakkak bir vakit de olsa namaz kılmaya gayret gösterelim. Eğer yoksa, en eski cami de olsa o da feyizli olur şüphesiz.

Neden en eski tarihli camide namaz kılınmasını teklif ettik? Bir mabet düşünelim ki, yüzyıllardır ezan okunmuş, namaz kılınmış, Kur’an tilavet edilmiş, Bunların hava-i nesimine dönüşerek, bu mekanın da ruhuna işlenmiştir. Sanırım tarihi camilere girdiğimizde diğer camilerinden içimizi çok daha fazla huzur sarmasının ve feyiz vermesinin sebebi bu yaşanmışlık olmasıdır.

Bunun yanında gezilerimizde olabildiğince abdestli olmalıyız ve ziyaret ettiğimiz her bir camide 2 rekat “tahiyyetü’l mescid” namazı kılmamız çok yerinde olacaktır. Zira şu gök kubbede secde izlerimizi ne kadar çoğaltır ve yayarsak lehimizde o kadar hava, mekan zerreleri ve meleklerden şahitlerimizin olacağını unutmamamız gerekir.

Özellikle külliye olan ve cami dışında bir çok binadan oluşan  mabedleri ziyaret etmek de  bizi farklı dünyalara götürür. Mesela, tek odalardan müteşekkil tarihi medreseleri gezerken o zaman ki birebir eğitimin ne kadar tesirli olabildiğini, şimdiki 30-40 kişilik sınıflarda, sadece bazı imtihanları vermek için “eğitim!” yapılmasının ne kadar yanlış olduğunu düşünmemizi sağlıyor. Ve genç dimağların sadece dünyaya müteveccih test usulü imtihanlara tabi tutulması hem burada, hem de ahiretimize derin yaralar açılmasına sebep olduğunu anlıyoruz.

Bize emanet edilen ve  maddi imkanı olmayan kardeşlerimizin reklam metaı haline getirilip yardım yapılması da hepimizi üzmektedir. İşte imaretler, rencide edilmeden de muhtaç kardeşlerimizin karınlarının da doyurularak yardım ederek sahip çıkabileceğimizi  haykırmaktadır. Ne yazık ki bugün, bizlerin iyi, -şimdilik-zor durumda olan kardeşlerimizin izzet-i nefisleri düşünülmeden rencide edildiği gibi, kendi reklamlarını yaptıklarını esefle müşahade ediyoruz.

Şifahaneleri de bugünkü hastanelerle kıyasladığımızda çok ileri bir düzeyde oldukları görülmektedir. Belirli günlerde ücretsiz muayene olunabilen ve aynı şekilde ücretsiz ilaç temini sağlanarak “sosyal devlet” anlayışının en ileri modelini sunan bir çizgide olduğunu ifade etmeliyiz. Sağlığı ve mağduriyeti ticarete dökenlerin kulakları çınlasın!..

Su kemerleri, çeşmeler ve hamamlar İslamın temizlik anlayışının mücessem yansımasıdır. “Temizlik, imanın yarısıdır” mealindeki hadisi-i şerif de bu yapıların inşa edilmesinin teşvik boyutunu ifade eder. Su, özellikle Müslümanların hayatında çok önemli rol oynar. Zira temizliğin dışında da son derece muhtacız. Mesela namaz gibi ibadetlerin ifa edilebilmesi için abdest, abdest için de su şarttır.

Şimdi şapel, kilise, katedral ve manastır gibi gayri Müslimlerden kalan mabedleri değerlendirmeye çalışalım:

Sanat tarihinde çok önemli yere sahip olan ve bir kısmı camiye çevrilen bu mabedler bizlere derin bir tefekkür imkanı sunar. Zira eğer “ibret!” nazarıyla bakabilirsek halimize ne kadar şükretmemiz gerektiğini anlarız. Allah’a şirk koşmak manasına gelen teslis inancı ve gerçeği yansıtmayan ikona ve fresklerdeki tasvirler, tevhidden uzaklaşıldığının göstergeleridir.

Kaleler de bizleri uzak tarihin derinliklerine götürür. Zira kaleler yüksek yerlere inşa edilirler. Bu da kuşbakışı bir nazarla bulunduğumuz şehri gözlemleyip tefekkür etmemizi sağlar. Yüksek bir yerden bakmak daha önce görmediğimiz açılardan görmemizi sağladığı gibi aynı zamanda bütüncül bir değerlendirme de yaptırır. Bu ve benzeri mekanlar tefekkür için birebir yerlerdir. Şehir merkezi kadar kalabalık olmadığından sakindir ve huzur verir. Bu bize, bir yere ve konuya konsantre olma kolaylığı da sağlar.

Binlerce yıllık ibret vesikası hükmünde olan antik kent gezileri de önemlidir. Rabbimiz, “Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı ki, kendilerinden öncekilerin nasıl akıbete uğradıklarını bir görsünler. Onlar, kendilerinden sayıca daha çoktu ve yeryüzünde kuvvet ve eserler bakımından daha üstündüler. Fakat kazandıkları şeyler, onlara hiç bir şey sağlayamadı.” (Mü’min Sûresi, 82.) mealindeki ayetiyle ibret almamız emredilir. Tarihi bir tecrübe ve ciddi bir emeğin mahsulü olan bu kentlerin özellikle amfi tiyatrolarına ibret için uğramanızı hararetle tavsiye ederim.  Eğlence için çeşitli oyunların sergilendiği bu mekanlar kim bilir belki de o dönemde günahların en yoğun işlendiği yerlerdir!

Biz ise bu tür yerler de hem dinlenebilir ve bir yandan da o zeminlere uygun tefekküri eserler-Risale-i Nur’dan o havaya uygun bölümleri-okuyarak alamet-i farikamızı gösterebiliriz. Çok tecrübelerle sabittir: O gibi yerlerde okuduğumuz Risalelerden aldığımız lezzetin bir başka olduğunu rahatlıkla ifade edebiliriz. Başkaları en iyi fotoğraf çekme derdindeyken bizim Risale okumamız hem iç dünyamızı açıyor, hem de lisan-ı hâl ile tebliğ vazifemizi ifa etmiş oluyoruz.

Han, kervansaray gibi yapılar ise, dünyanın ne kadar geçici olduğunu hatırlatıyor. Binlerce insanın konakladığı bu eserler, dünya misafirhanesinin ne kadar da uzun olsa bir gün biteceğini ve her an “son!”a yaklaştığımızı güçlü bir şekilde ihtar ederler. Genellikle üç gün kalmanın ücretsiz olduğu bu eserler devletin her milletten yolculara olan nazarını göstermesi bakımından ehemmiyet arz eder.

Bedesten, arasta ve kapalıçarşı gibi eserler ekonominin kalbinin attığı yerler olarak bilinir. Günümüzde de benzer işlevlerini devam ettirmektedirler. Yüzyıllardan beri ticaretin yapıldığı bu mekanlar ecdadımızı hayırlara yad etmemize vesile olurken özellikle o yörenin el sanatlarını ve kültürünü de tanıma imkanı sağlıyor.

Tarihi taş köprülere gelince; sadece iki kıyı arasında ulaşımı değil, geçmiş nesillerin ve gönüllerin de kavuşmasına vesile olurlar. Tarih boyunca yazılan binlerce hikaye, şiir, söylenen türkü gibi insan-köprü temalı eserlerle bu mana yaşatılır. Ayrıca bu köprüler “Sırat Köprüsü”nü ve ahireti  hatırlatması yönüyle de  çok mühim bir işlev görür.

Osmanlı konakları başta olmak üzere eski evleri gezmek insana verdiği huzuru ifade edebilecek kelime bulmakta zorlanıyoruz.  Kapılarından içeriye girdiğiniz zaman sizi tarifi zor bir huzur kaplıyor. Başka alemlere gidiyorsunuz. Hangi odaya girseniz yaşanmış güzelliklerin tatlı fısıltılarını duyabiliyorsunuz. Evet, bu mekanların genişliği, insanların sıcaklığı ve maddi kaygı değil de sadece Allah rızası için yaşamış olduklarını hissetmek ve düşünmek  bizleri yüzyıllar öncesinin eşsiz manzaralarını seyir için seyahate götürüyor.

Mezarlıklar ve oralardaki türbeleri ziyaret etmenin de  çok sayıda faydaları vardır. Ölümü ve ahireti hatırlatması, ecdadımıza olan vefa borcumuzun ödenmesi, mevta sayısınca sevap kazanılması  gibi birçok hayra vesile olması ilk aklımıza gelenler olarak ifade edebiliriz.

Müzeler-bilhassa arkeoloji ve etnoğrafya müzeleri-kültürlerin tarihi çizelgesini ve çeşitliliğini ortaya koymaktadır. Her milletin örf, adet, giyim-kuşam, yeme-içme, sanat, mimari vb. alanlarda ne kadar çeşitli eserler ortaya koyabildiğini müşahade etmek bakımından ufkumuzu açmaktadır.

Orman ve denizleri de özellikle Ayetül Kübra gibi risalelerin okunup derinden derine tefekkür edilebilecek mekanlar olarak düşünebiliriz. İlgili pasajları okuyarak eşsiz manzaraları hakkalyakîn olarak müşahade etme imkanı sunar.

Son söz olarak şunu söyleyebiliriz: Gezi ve seyahatlerimizde imkanımız ölçüsünde küçük risalelerin-yabancı dile çevrilmiş olanlar da dahil-yanımızda bulunması çok önemlidir. Yeni tanıştığımız bir kardeşimiz veya bir yabancıya hediye etmek belki de tahmin edemeyeceğimiz çok büyük bir hizmete vesile olacağını hatırdan çıkarmamız gerekiyor. Onlarla Allah rızası için tanışmak, konuşmak, sohbet edip kitap hediye etmek ayrı bir huzur ve mutluluk kaynağıdır. Cihad-ı manevi ve gayret bizden, netice ve hidayet Hadi-i Mutlak olan Rabbimizden’dir…

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*