“E-muhtıra“ da hesâba çekilsin…

Kalabalık gündemin politik kargaşa ve karambolun gürültüsünde, kaybolan birçok çarpıcı vâhim olaylar gözardı ediliyor. Çarpıcı olduğu kadar düşündürücü olaylarından biri, 28 Şubat darbe sürecinin aktif isimlerinden emekli koramiral Atilla Kıyat’ın açıklamaları idi.

 

Başbakan Yardımcısı Arınç’ın Aralık ayında Yusufça’da söylediği, “Bu hükümetin ve bu partinin başında, birisi öksürdüğü zaman arkasına bakmadan kaçan, aksırdığı zaman şapkasını alıp giden birisi yok; başımıza çok şey geldi, ama dimdik duruyoruz” sözlerini hatırlatarak, “Öksürene ne yaptınız?” sorusu, satır aralarında kalmış bir gerçeği ortaya çıkardı.

İşin ilginç tarafı, bu süreçte “Yakamoz”dan “Balyoz”a bir düzine darbeye ortam hazırlığının soruşturulduğu “Ergenekon soruşturması”na, millet irâdesini altüst eden, devleti felç edip yüksek yargıyı, gazetecileri, iş adamlarını, bürokrasiyi karargâhta toplayıp dakikalarca ayakta “irtica tehdidi” konseptini alkışlatan, yüzbinlerce vatandaşı fişleyip mağdur eden 28 Şubat’ın başmimarları gibi, “27 Nisan e-muhtırası”nı bizzat kaleme alanların da ifâdelerine başvurulmuş değil.

“Demokrasiye balans ayarı vermek için” sokaklarda tankları yürüten “postmodern darbe” sürecinin aktörleri de hâlâ bu kapsamda sorgulanmamış…

DARBECİLERLE “SIRDAŞ VE KANKA” OLMAK…

“İrticayla Mücadele Eylem Belgesi” ve “darbe” iddialarıyla ilgili soruları cevaplayan Kıyat, “Öksürdüler biz ise dimdik duruyoruz’ derlerse ben de ‘Öksürene ne yaptın?’ diye sorarım; öksürenle yaşam boyu sırdaş-kanka oldunuz…” sözleriyle Başbakan Erdoğan’ın Dolmabahçe’deki ofisinde eski Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’la yaptığı bir buçuk saatlik görüşmeye dikkat çekiyordu…

Bilindiği gibi, bu görüşmenin ardından çeşitli spekülasyonlar yapılmış ve Erdoğan’ın Büyükanıt’a “eşinin harcamalarına ait bir dosya”yı gündeme getirdiği iddia edilmişti.

Ama en enteresanı, Erdoğan’ın Büyükanıt’ı kastederek, “Ancak o açıklarsa ben açıklarım” deyip bu görüşmeyi “kendisiyle mezâra gidecek bir sır” olarak saklayacağını söylemesiydi…

Bizzat dayatıcıları tarafından “postmodern darbe” niteliği ikrar edilen “28 Şubat’ı ayrı tutan” Kıyat’ın son yıllarda “Ergenekon dâvâsı” sürecinde “askerlerin her gün darbe olacakmış gibi gündemde tutulmasının sebebi olacak asıl vak’a”nın “e-muhtıra” olduğunu nazara vermesiydi.

Kıyat’ın, “E-muhtıra’yı veren Genelkurmay Başkanıydı ve buradaki en önemli konu bu e-muhtırayı TSK’de beğenmemiştir. Hiçbir TSK komutanı bu muhtıra verildi diye komutanıyla gurur duymamıştır. Eğer siz birisini Genelkurmay Başkanı olarak ‘Onu Cumhurbaşkanı görmek istemiyorum’ derseniz ve sonra bu kişi Cumhurbaşkanı olursa sizin ertesi gün istifanızı vermeniz, o makamdan ayrılmanız gerekir. İşte TSK’nin itibarını zayıflatma konusunda başkaları başarılı olamıyor, ama maalesef bizim içimizdeki olaylar TSK’ni böyle yıpratıyor” itirafıydı. (Star Tv, Ruhat Mengi, “Her Açıdan” programı, 15.11.2009, 16.11.2009)

“E-muhtıra”nın seçimler öncesi iktidar partisini millet nezdinde “mağdur” duruma düşürüp en az yüzde 10-15 oy sağladığı tesbitlerine ve hükûmetin ilk kez bir emekli Genelkurmay Başkanı’na trilyonluk zırhlı araç tahsis ettiğine bakıldığında, doğrusu AKP iktidarının meseleyi neden ciddî gündeme getirmediğine dair istifhamları çoğaltıyor.

NEDEN 12 EYLÜL’E VE 28 ŞUBAT’A DOKUNULMUYOR?

Oysa Büyükanıt, gece yarısı “e-muhtıra”yı bizzat kaleme alıp Genelkurmay’ın sitesine verdiğini söylemiş; ve Kıyat gibi emekli askerler de, bunun tıpkı “Sarıkız”, “Ayışığı”, “Eldiven”, “Çarşaf”, “Sakal”, “Kafes” gibi bir darbe hazırlığı, darbeye ortam oluşturulması ve darbe teşebbüsü olduğunu açıkça ifâde etmişlerdi…

Ve bu durum, 27 Nisan e-muhtırası”nın bir senaryo, hükûmetin “e-muhtıra”ya direnmekle, “bir çok entrika ve fesad denklemlerini bozduğu”, darbeye karşı çıktığı propagandasının, plânlanan bir komplo olduğu intibâını kuvvetlendiriyor.

Sahi, bütün demokratik ülkelerde olduğu gibi darbelerin ve darbecilerin hesaba çekilmesi; 27 Mayıs cuntasının, 12 Mart muhtırasının, 12 Eylül darbesinin yargılanması bir yana; neden 28 Şubat “postmodern darbesi”ni dayatanlar sığaya çekilmiyor?

Sâdece son birkaç yılla kalınıyor; bir tek darbe plânları ve hazırlıkları kısmen soruşturuluyor. Lâkin demokrasi kıtallerinin yargılanmasından kaçınılıyor. Darbecileri ve darbecileri koruyup kollayan “darbe anayasası”nın yerine yeni demokratik anayasa 10-15 maddelik “mini paket”le geçiştiriliyor.

12 Eylül darbecilerinin yargılanmasına Başbakan “sulu şaka” diyor. İbranice ilâhiler ve ekmek-şarap eşliğindeki törenlerle “laikliğe hizmetlerinden ve irtica ile mücadele”den dolayı Başbakan’ın da “cesâret madalyası” aldığı Amerika’daki Yahudi lobisinden “liderlik ödülü” alan ve “AKP iyi yolda” diyen, bütün darbelerin arkasındaki “ABD’nin stratejik vizyonu”na övgüler dizen “28 Şubat postmodern” darbesi aktörlerinin soruşturulması gündeme getirilmiyor. Niçin?

Gerçekten ifsad şebekelerinin işi “Ergenekon” soruşturması kapsamında 12 Eylül ve 28 Şubat darbeleri ve darbe teşebbüsleri ne zaman gündeme gelecek? Tam bir “darbe dâvetiyesi” olan “27 Nisan e-muhtırası” ne zaman hesâba çekilecek?

Millet bunu bekliyor…

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*