En iyi diyet: Oruç

Meali, “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı.”1 şeklindeki ayet, Rabbimizin maddi ve manevi sağlık yönünden bize en büyük ihsanlarından birini müjdeler. Ramazan orucunun farz kılınması saadet ve huzurun kapılarını açar. Hiç şüphesiz midemiz başta olmak üzere tüm vücut organlarının dili olsaydı en rahat ettiği zaman diliminin oruçlu halin olduğunu söylerlerdi.

Oruç, bizim için öyle bir nimettir ki kalbin, aklın, ruhun yani maddi ve manevi tüm cihazatımızın en verimli şekilde Rabbimizin emrettiği yönde kullanmamıza vesile olur. Ramazan risalesinde de ifade edildiği gibi Cenab-ı Hakkın rububiyetine, şükre, nefsimize, sosyal hayata, sağlığa, ahiret vb. tüm pencereler yönünden orucun iki cihan saadeti yaşamaya vesile olur.

Müjdeli Hadisler…

Peygamber Efendimiz (asm), “Orucun bir eşi yoktur”2 “Şüphesiz her şeyin bir ana kapısı vardır. İbadetlerin ana kapısı ise oruçtur”3 “Cennette Reyyân denilen bir kapı vardır. Oradan sadece oruçlular girer. Oruçlular girdiler mi artık kapanır, kimse oradan giremez. Oraya kim girerse ebediyen susamaz.”4 “Oruç, bağırsakları inceltir, yağını eritir, etteki boşluğu doldurur. Sahibini cehennem ateşinden uzaklaştırır. Şüphesiz Allah’ın, gözlerin görmediği, kulakların işitmediği, hiçbir beşerin kalbine girmediği öylesine rengârenk bir sofrası vardır ki, o sofranın üzerine oruç tutanlardan başka hiçbir kimse oturamaz.”5 “Oruç sabrın yarısı, temizlik de imanın yarısıdır.”6 “Oruç tutun, sıhhat bulun!”7 şeklindeki ikazları orucun bedene, ruha, dünyamıza ve ahiretimize olan müsbet tesirlerini özetlemektedir.

Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, “İnsana en mühim bir ilaç nevinden maddî ve manevî bir perhizdir ve tıbben bir hımyedir ki: İnsanın nefsi, yemek içmek hususunda keyfe-mâyeşa hareket ettikçe hem şahsın maddî hayatına tıbben zarar verdiği gibi hem helâl haram demeyip rast gelen şeye saldırmak, âdeta manevî hayatını da zehirler. Daha kalbe ve ruha itaat etmek, o nefse güç gelir. Serkeşane dizginini eline alır. Daha insan ona binemez, o insana biner.”8 diyerek orucun sadece maddi yönden değil manevi yönden de perhiz ve en mühim ilaç özelliğine sahip olduğunu göstermektedir.

Bıçaksız ameliyat: Oruç

Batıda artık oruç “bıçaksız ameliyat!” olarak tanımlanmakta ve çok sayıda ilmî makale neşredilmektedir. Başta Almanya olmak üzere “oruçla tedavi eden” onlarca klinik açılması da son derece manidardır. Yapılan araştırmalar eğer midemizi sindirimle meşgul etmezsek yıllardır depolamış olduğumuz toksinleri yani zehirli maddeleri vücudumuzdan atıldığını göstermiştir. Üstelik açlık süresi arttıkça atılan toksinlerin miktarında da artış olduğu tespit edilmiştir.

Bu ilmi hakikat Prof Dr. Arnold Ehret tarafından şu şekilde ifade edilmiştir: “Oruç sırasında sadece su içtiğinizde, insan mekanizması sanki kirli ve sulu bir süngeri sıkarmışsınız gibi kirini dışarı verir. Tabi bu durumda söz konusu kir, yapışkan özellikteki mukustur, hatta birçok durumda irin ve ilaçlardır. Bu atıklar, tamamen sökülene kadar kan dolaşımına katılarak, bir süzgeci andıran böbreklerin narin dokularından dışarı atılırlar.”9

Maddi ve manevi bakım: Oruç

Prof. Dr. Herbest M. Shelton da, oruçla adeta maddi ve manevi bakıma girdiğimizi şu şekilde belirtir: “Oruç, yaşam enerjimizin gıdaların hazmına harcanmasından bizi korur. Böylelikle yaşam enerjisi hastalıklı yapıların ve toksinlerin giderilmesinde kullanılır. Orucun bir diğer faydası da psikolojik dinlenmenin sağlanmasıdır. Sindirim sistemi, salgı bezleri sistemi, kan dolaşımı sistemi, solunum sistemi ve sinir sistemi bir dinlenme sürecine girer. Oruç sırasında vücudumuzda, hücrelerin bakımı ve yenilenme işlemi gerçekleşir.”

Almanya’daki Nörobilim Laboratuvarı Başkanı Dr. Mark Mattson ise şöyle diyor: “Oruç sağlıklı kalmak için de tutulmalıdır. Oruç enerji kısıtlaması yaparak ömrü uzatıyor ve yaşlanma emarelerini azaltarak kişiyi beyin ve kalp-damar sistemi başta olmak üzere tüm hastalıklara karşı koruyor.” Aynı laboratuvarda çalışan Dr. Benjamin Horne ise “Müslümanların Ramazan ayından sonra kendilerini daha sağlıklı hissettiklerini biliyoruz diyor ve 200 hastası üzerinde çalışmada orucun ‘en sağlıklı yaşam tarzı’ olduğunu belirtiyor.10

“Orucun en önemli etkisi de kanser oluşumunu azaltıcı oluşudur. Oruçta günlük enerji alımı kısıtlanmaktadır. Yapılan araştırmalar kısıtlı enerji alımının kanser oluşumunu azalttığı ve hayat süresini arttırdığını tespit etmişlerdir.”11 Prof. Ehret’in bu ifadeler kısıtlı enerji alımının kanser başta olmak üzere birçok hastalığa yakalanmaktan koruduğunu gösterir.

Alışkanlık kazanma ayı: Ramazan

Psikologlar bir alışkanlığın kazanılması için yirmi bir veya kırk gün aynı davranışın tekrarlanması gerektiğini vurguluyorlar. Ramazan ayı bizler için muhteşem bir fırsattır. Bu aydaki otuz günlük tekrar bizleri iki öğün yemeğe alıştırır. “Orada boş sözler değil, sadece ‘selam’ sözü işitirler. Ve sabah akşam rızıklarını hazır bulurlar.”12 Bu ayet meali Kur’an’da tarif edilen cennet ehlinin iki öğün yemek yediğini belirtir. Bizim de iki öğün yemek yiyerek cennet ehline benzemeye çalışmamız gerekmez mi? Ramazan’dan sonra da Şevval, Zilhicce, Muharrem oruçlarıyla bu kazanımlara devam etmemiz iki cihan saadetimiz için son derece mühimdir.

Haftada iki gün mü? Ayda üç gün mü?

Yeri gelmişken oruç mevzu bahis olduğunda aklımıza gelmeyen haftalık ve aylık iki orucu hatırlatmak istiyoruz. Önce Hadisi şeriflere kulak verelim:

“İnsanların amelleri Allah Teâlâ’ya pazartesi ve perşembe günleri arzolunur; ben amelimin arzı sırasında oruçlu olmayı tercih ediyorum.”13

Abdullah İbnu el-Kaysî ise babasından nakille anlatıyor: Resulullah (asm), bize eyyam-ı bi’z’de yani ayın onüç, ondört ve onbeşinci günlerinde oruç tutmamızı emrederdi ve ‘Bunlar yıl orucu vaziyetindedir’ derdi.”14

100 şehit sevabı kazanmak ister misiniz?

Bu iki hadisi hatırladıktan sonra ahirzamanı yaşadığımız bu dilimde Efendimiz’in (asm) “Bid’aların ve dalaletlerin istilası zamanında sünnet-i seniyeye ve hakikat-i Kur’aniyeye temessük edip hizmet eden, yüz şehit sevabını kazanabilir.”15 müjdesi içimize su serpiyor. Çok az insanın farkında olduğu bu oruç ibadetleri bu zamanda yapmak ihlasımıza göre belki de yüz şehit sevabı kazanmamıza vesile olacak. Öyleyse niye bu fırsatı değerlendirmiyoruz? Her sene otuz gün oruç tutan için ayda üç gün ya da haftada iki gün oruç tutmak zor olmasa gerektir.

Ulusal Yaşlanma Enstitüsü (NIA) araştırmacıları, Aralık 2011’de yaptıkları açıklamada 115 kişi üzerinde yürüttükleri çalışmanın sonuçlarını şu şekilde aktardılar: “Haftada iki gün oruç tutmak kişinin uzun süre sağlıklı kalması için en iyi diyettir. Haftada iki gün oruç tutanların sürekli diyet yapanlara oranla ‘iki kat daha sağlıklı’ olduklarını gözledik.”16

Tespit edildiği üzere haftada iki gün oruç tutmak bile iki kat sağlıklı olmamıza vesile oluyor. İlmi araştırmalar ve deneyler neticesinde oruçlu olmanın en belirgin sekiz faydasını şu şekilde özetleniyor:

“İnsülin direncini azaltarak, kan şekerini kontrol altına alır. Vücudunuz iltihapla daha iyi savaşır. Kalbinizin sağlığını olumlu etkiler. Beyninize zarar veren hastalıklardan korur ve güçlendirir. Kalori alımını azalttığından hızlı zayıflama metotlarının başında gelir. Büyüme hormonunu arttırarak sizi güçlendirir. Yaşlanmayı yavaşlatır ve ömrünüzü uzatır. Kanseri önler, kanserseniz kemoterapinin faydasını arttırır.”17 Bu yararları okuduğumuzda İrlandalı ünlü yazar George Bernard’ın, “Gelecekte doktorların hastalarına yazacakları reçete, Müslümanların kıldığı namaz ve tuttukları oruç olacaktır!” veciz ifadesinin ne kadar hakperest olduğunu müşahede ediyoruz.

Mide hademeleri!

Üstad Bediüzzaman’ın, “Hem o mide fabrikasının çok hademeleri var. Hem onunla alâkadar çok cihazat-ı insaniye var. Nefis, eğer muvakkat bir ayın gündüz zamanında tatil-i eşgal etmezse o fabrikanın hademelerinin ve o cihazatın hususi ibadetlerini onlara unutturur, kendiyle meşgul eder, tahakkümü altında bırakır. O sair cihazat-ı insaniyeyi de o manevî fabrika çarklarının gürültüsü ve dumanlarıyla müşevveş eder. Nazar-ı dikkatlerini daima kendine celbeder. Ulvi vazifelerini muvakkaten unutturur. Ondandır ki eskiden beri çok ehl-i velayet, tekemmül için riyazete, az yemek ve içmeye kendilerini alıştırmışlar.”18 ifadeleri muazzam tespitlerdir.

Demek ki oruç, mideyi kontrol altına alarak nefis terbiyesine vesile oluyor. Maddi cihetteki bu kazanım bize sağlık olarak dönerken aynı zamanda manevi terakkiye de kapı açıyor. Midenin belli bir süre aç bırakılarak maddi ve manevi kazanımlar elde etmek mümkün. Bakara Suresinin 184. ayetinin meali de bu kazanımlara işaret eder:

“Eğer biliyor iseniz, oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.”

Bu kazançlardan birisini de “Oruçtan sonra vücut her grama tepki gösterir. Az yiyen ve sıkça oruç tutan insanların çok zarif ve ruhani bir yüz ifadeleri vardır.”19 şeklinde özetlenir. Orucu hayat prensibi hale getiren insanlar, simalarıyla kendilerini belli ederler.

Çok fazla ve sık sık gıda tüketimi obeziteye sebep olur. Buna bağlı olarak nefsi kontrolü güçleşir. Doğru yol nefis ne diyorsa tersini yapmaktır. Böyle yaparsak kontrolü sağlayabiliriz. İşte oruçla nefsimizi aç bırakarak aynı zamanda itaati öğretmiş oluyoruz. Alman profesör Cehardet, iradenin takviyesi konusunda yazdığı kitapta, orucu tavsiye ederek, insanın maddi meyillerinin esiri olmaması, nefsinin dizginlerine malik bir hayat yaşaması için ruhun cesede hakimiyetini temin edecek en tesirli yolun oruç olduğunu belirtir.

Bu zamanın büyük cihad hedonizme karşı yapılandır!

Bedir savaşını hatırlayalım. Savaş sonrasında Efendimiz (asm) “Siz küçük cihaddan çıktınız, şimdi büyük cihada gidiyorsunuz” deyince Sahabeler de “ Büyük cihad nedir?” diye sorduklarında; “O nefsinizle yapacağınız cihad olacaktır” demiştir. O halde nefsimizle gereken cihadı yapmalıyız. Zevkimizin esiri olmamalıyız. Hedonizmi takip edenlerin harama bulaştığını hatırdan çıkarmamalıyız.

Nebevi ihtarlar!..

Çok yemenin afetini yaşayan yüz milyonlarca insan var dünyada. Efendimiz’in (asm) bu husustaki ikazlarından birkaçına kulak verelim:

“Senin iştah duyduğun her şeyi yemen israftandır.”20

“Ümmetim hakkında en çok şu hususlardan korkuyorum: Şişmanlık, uykuya düşkünlük, tembellik ve iman zayıflığı.”21

“Sizin Allah’a en sevimli olanınız, az yiyip içen ve bedence hafif olanınızdır.” 22

“Öylesine-insanlar gelecek ki-,onlar emanete karşı ihanet eder ve kendilerine güven duyulmaz, şahitliğe çağrılmadan şahitlik yapar, adakta bulunduklarında yerine getirmezler,-sadece midelerine hizmet ettiklerinden-kendilerinde şişmanlık hastalığı baş gösterir.”23

“Resulullah (asm) bir gün yolda şişman bir adam gördüğünde, mübarek elini onun karnına koyarak: ‘Bu, başka bir yerde (karnındaki şişmanlığa sebep olan yemek, başka bir yere sarf edilmiş olsaydı, elbette senin için daha hayırlı olurdu.” 24

Bütün bu hadisi şerifler tercihlerimizle kendi kuyumuzu kazdığımızı gösterir. Efendimiz’in (asm) ümmeti hakkında korkularının en başında zikrettiği şişmanlık maalesef çoğumuzda tezahür etmiştir. Bunca uyarıya rağmen ümmet olarak hayatımızı çoğunlukla Sünneti Seniyeye göre değil kapitalist sistemin tüketim kültürüne göre dizayn ediyoruz. Menfii neticelerini ise daha dünya hayatında yaşamaya başlıyoruz. Özellikle hasta olduğumuzda iştihamızın bıçak gibi kesilmesini bir mesaj, bir işaret olarak anlamamız gerekmez mi? Tutulan bu “zorunlu oruç!” ders almamız gerektiğini ihtar etmiyor mu?

Orucun hayati fonksiyonunu Tolstoy şöyle izah ediyor:

“Obur insan tembelliğe karşı mücadele edemez. Bunun içindir ki, bütün öğretilerin işaret ettiği gibi, perhiz, önce oburlukla mücadele ederek, oruç tutmakla başlar. Nasıl insanın kendisini bir şeyden yoksun bırakması ahlaklı yaşamın birinci koşulu ise, insanın kendisini bir şeyden yoksun bırakmasının birinci koşula da oruçtur. İnsan oruç tutmadan iyi olmayı arzulayabilir, iyilik yapmayı hayal edebilir. Ama bu gerçekte ayakta durmadan yürümek kadar imkansız bir şeydir. Ahlaklı bir yaşamın koşulu oruç tutmaktır.”25

İlahi ihtarlar!..

Rabbimizin “Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir.”26 ve “Kendi kendinizi tehlikeye atmayınız”27 meallerindeki ayetleri hatırlamakta fayda var. Zira, irademiz hayrı ve şerri tercih etmekte serbest. Kimi zaman cüz’i irademizi menfi yönde kullanıyoruz. Buna rağmen çoğumuza 70-80 yıl ömür ihsan edilmesi ve yanlışımızdan dönme fırsatının verilmesi muazzam bir nimettir. Hemen hatamızın cezasını görseydik yeryüzünde hiçbir canlının kalmayacağını Kur’an’da mealen şöyle haber veriyor:

“Eğer Allah, yaptıkları yüzünden insanları hemen cezalandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı yaratık bırakmazdı. Fakat Allah, onları belirtilmiş bir süreye kadar erteliyor. Vakitleri gelince gerekeni yapar. Kuşkusuz Allah, kullarını görmektedir.”28

Üstad Bediüzzaman, Ramazanda neyi ne kadar yerdi?

Üstadın İktisat Risalesi’nin telifine yakın bir zamandaki yeme-içmesini talebesi Süleyman Rüşdü şu şekilde naklediyor:

“Ben ve Hüsrev ve daha diğer arkadaşlarımız biliyoruz ki, Üstadımızın hasta olmadığı halde bütün Ramazan’da yediği gıdayı hesap ettik; bir tek francala ekmeği, yarım okka kese yoğurdu, yüz elli dirhem pirinç idi. Biz tahmin ettik ki, yirmi dört saatte üç hurma tanesi kadar gıda ile külfetsiz idare etti. Fazlaya iştahı olmadığı için yemiyordu. Bu hal, Ramazan’dan sonra ona yazdırılacak olan İktisat Risalesinin bereketine ve mübarekeyetine ve kerametine bir işaret idi.”29

Üstadın, ekmek haricinde Ramazan ayı boyunca günlük otuz yedi gram gıda ile idare ettiği anlaşılıyor. Bu miktar bizim için bir lokma bile değil. Bu hesaplama gösteriyor ki Üstad Hazretleri yemek için yaşamıyor, yaşamak için yiyiyor. Nihayetinde amacız o miktarlardaki tüketimi yakalamak olmasa da ciddi manada yeme-içmemizi azaltmak zorundayız. Oruç bunun için çok önemli bir fırsat. Üstelik, Oruç tutarken ne kadar az tüketimle hayatımızı devam ettirdiğimiz yaşayarak görüyoruz. Fasılasız bir ay boyunca uygulanabilen bir hakikat elbetteki ömür boyu da devam ettirilebilir. Yeter ki nefsimizin isteklerine boyun eğmeyelim.

Tekrar altını çizmek istiyoruz ki neticede Üstad kadar yemek ve bir ömür boyunca bunu sürdürebilmek mümkün gibi görünmüyor. Nithekim Zübeyir Ağabey Üstadın taklit edilemeyen özelliklerine şu şekilde ifade etmiştir:

“Üstad üç şekilde taklit edilemez; giyimde, yeme-içmede, uykuda… Bunu ancak Bediüzzaman yapar”30 Gayemiz fıtratımız ve ihtiyaçlarımız doğrultusunda yapılabilecek en az gıda tüketimini sağlamak. Yeme-içmemizi ne ölçüde azaltabilirsek iki cihanımız da o nisbette nurlanmayacak mıdır?

Dipnotlar:

1-Bakara Suresi, 183.; 2-Tirmizî, Cihad 3/1624.; 3-Camiu’s Sağir, Hadis No:882.; 4-Buharî, Oruç 4; Müslim, Oruç 43-4/168; Tirmizî, Oruç 55/765.; 5-Camiu’s Sağir, Hadis No:841.; 6-Müsned:17571; Tirmizî 87/3519.; 7-Kütüb-i Sitte 9/418.; 8-Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, s.476.; 9-Prof. Dr. Arnold Ehret, Oruçla Yeniden Sağlığa Kavuşma ve Gençleşme, s.87-88.; 10-Kemal Özer, Müslüman’ın Diyeti s.81.; 11-Prof. Dr. Arnold Ehret, Oruçla Yeniden Sağlığa Kavuşma ve Gençleşme, s.180.; 12-Meryem Suresi, 62.; 13-Ebû Dâvûd, Savm, 60; İbn Mâce, Sıyâm, 42.; 14-Ebu Dâvud, Savm, 68; Nesâi, Savm 83.; 15-Müsnedü’l Firdevs, 4:198.; 16-Kemal Özer, Müslüman’ın Diyeti, s.81.; 17-https://www.diyetasistan.com/oruc-tutmanin-bilimsel-olarak-kanitlanmis-8-faydasi.html.; 18-Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, s.476.; 19-Prof. Dr. Arnold Ehret, Oruçla Yeniden Sağlığa Kavuşma ve Gençleşme, s.61.; 20-İbni Mace, 9/104-105.; 21-Camiu’s Sağir, Hadis No:295.; 22-Camiu’s Sağir, Hadis No:221.; 23-Camiu’s Sağir, Hadis No:583.; 24-Ahmed bin Hanbel, Müsned,15868; Hakim, Müstedrek, 7890.; 25-Tolstoy, Vahşi Zevkler, s.50.; 26-Şura Suresi, 30. Ayet.; 27-Bakara Suresi, 195.; 28-Fâtır suresi, 45.; 29-Sikke-i Tasdik-i Gaybî, Güzel Mektuplar, s.35.; 30-Ömer Özcan, Ağabeyler Anlatıyor 7. Cilt s.325

Benzer konuda makaleler:

1 Trackback / Pingback

  1. En İyi İlaç: Açlık | EuroNur · SaidNursi.de

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*