En İyi İlaç: Açlık

İnsanoğlunun ilk imtihanı gıda ile olmuştur. Hz. Adem (as) yasak meyveyi yedikten sonra dünyaya gönderilmiş ve dünya maceramız başlamıştır. Bu cihetle bakıldığında gıda sınavımızın insanlık tarihi kadar eski olduğunu rahatlıkla ifade edebiliriz.

Günümüzdeki gıda imtihanı hiç olmadığı kadar zorlaşmıştır. Gıda katkı maddeleri, genetiğiyle oynanmış tohumlar, fabrikalarda uygulanan fiziksel, kimyasal işlemler gibi onlarca müdahale sağlığımızı ciddi manada tehdit etmektedir. Üstelik biyolojik açlığımızı bir ömür boyu sürmesine sebep olması da cabası. Bu hakikat “Belki bir paradoks, ama gerçek; medeni insan yanlış ve tahrip edici çok fazla yemek yiyerek aslında kendini ölene kadar aç bırakıyor.”1 ifadesiyle özetlenebilir.

Özellikle aşırı beslenmeyle ortaya çıkan obezite tüm dünyayı esir almış vaziyettedir. Çözüm olarak sunulan diyetler kısmi ve geçici “başarı!” sağlamakta ve netice itibariyle verilen kiloların kısa zamanda geri alınmasına engel olunamıyor. Hz. Ali (ra), “Yeme ve içmede dengeli olmayan kimsenin düşmanı karnıdır” ifadesi, günümüz insanına muazzam bir reçete yazar.

Ömrümüz: Beslenme trajedisi!

“Bugünkü yaşamımız bir beslenme trajedisidir. İnsan ve hayvanlardaki bütün hastalıkların %99,99’u beslenmeyle ilgilidir.”2 Dolayısıyla kalıcı çözümün elde edilebilmesi için beslenmenin tüm yönleriyle ele alınması ve hayat prensibi olarak uygulanması zaruridir. Teşhis doğru olmazsa tedaviden de beklenen netice alınamayacaktır. Bu noktada Kur’an, hadis ve Risale-i Nurlar her konuda olduğu gibi bu hususta da insanlığa en güvenli yolu gösterecektir. Bu çalışmamızda mezkur kaynaklara ilaveten çeşitli kitap ve internet sitesinden istifade ettiğimiz ilmi ve istatiksel bilgileri yeri geldiğince paylaşmaya çalışacağız.

En iyi ilaç, en iyi diyet nedir?

En son söylememiz gereken cümleyi en başta ifade ederek başlayalım: “En iyi ilaç açlık ve en iyi diyet oruçtur” Bu çalışmanın ana mesajı bu ifadedir. Bu cümleyi okuduğunuzda şaşırmış olabilirsiniz. Zira şimdiye kadar ki ilaç tanımlarından farklı olduğunun farkındayız. İlaç denilince kapsül içinde haplar aklımıza geliyor olabilir. Amaçlarımızdan biri de beslenmeyle alakalı “doğru bildiğimiz yanlışlara” dikkat çekmek olduğunu da hatırlatmak isteriz.

23 saatlik yaşantımız: Açlık!

Açlık hakikat noktasında bakıldığında günümüzün en az 23 saatlik dilimini oluşturması gereken hâlin adıdır. Sünnete göre iki öğün tüketen herhangi bir Müslüman en fazla beslenmeye 30-60 dakikasını ayırması gerekir. Bunun anlamı kalan vakitlerde mideye herhangi bir gıda göndererek meşgul etmemek demektir. “Bütün dikkatler beslenmeye yönelmediği sürece, her çeşit tedavi yöntemi ve terapiler başarısız kalacaktır.”3 ifadesi temel bir kaide olarak karşımıza çıkar.

Nereden başladığımız önemli. Ne yiyelim ne içelim derdine düşmeden önce yapmamız gerekenler var. Gün içinde iki öğünden fazla yemeyelim ve en az 23 saat açlık çekerek az tüketim mantığını hayatımızın prensibi yapmamız icap ediyor.

Nefse hoş gelmediğinin ve diyetisyenlerin “az ve sık yiyin!” tavsiyelerine zıt olduğunun farkındayız. Dünya ve ahiret imtihanlarını kazanabilmek için açlığın ne büyük bir nimet olduğunu anlamaya ve yaşamaya mecburuz.

Kur’an-ı Kerim gıdalara nasıl atıfta bulunuyor?

Kur’an-ı Hâkim Maide (sofra), En’am (nimetler) gibi sure isimlerinin dışında pek çok meyve, sebze, tahıl, süt ve et gibi onlarca gıda hakkında ayetlerde bahsederek şükre davet eder. Biz bu ayet ve sureleri tam manasıyla anlayabilmek ve yaşayabilmek için belli bir süre mezkur nimetlerin yokluğunu hissetmeliyiz. “Her şey zıddıyla bilinir”4 kaidesi son derece manidardır. Açlık olmadan tokluğun, şükrün, lezzetin, sağlığın, bereketin, sünnetin, fıtratın kıymeti anlaşılması mümkün değildir.

En son ne zaman aç insanları düşünerek empati yaptık?

Dünyada yaklaşık bir milyar insan açlık çekerken, iki milyar insanın fazla kilolu veya obez olmasını nasıl yorumlamak gerekir? Empati yaptığımızda vicdanen rahat mıyız? Bu kadar aç insan varken hesap gününde Rabbimize ne cevap vereceğiz? “Komşusu açken tok olan bizden değildir”5 hadisi bizi ne zaman kendimize getirecek? Üstadımızın “Eskiden ekser İslâm aç değildi, tereffühe (bolluğa,rahatlığa) ihtiyar vardı. Şimdi açtır, telezzüze ihtiyar yoktur.”6 ifadesi milyonlarca müslüman kardeşimizin ekmek bulamazken bizleri kesin bir şekilde lezzet peşinde koşmanın hata olduğunu düşünmek gerekmez mi?

3 kriteri düşünelim!…

Nimetler içinde yüzüyoruz. Karnımız toksa, temiz su içebiliyorsak ve gece olduğunda başımızı koyabileceğimiz bir yastığımız varsa dünyanın yarısından zenginiz demektir. Ne kadar basit nimetler geliyor bize değil mi? Sırf bu üç kriter bile dünya ortalamasının çok üstünde varlıklı olduğumuzu ispata kâfi değil mi?

Neden açlık yaşıyoruz?

İnsanlık; tarih boyunca çok defa açlığa müptela olmuştur. Kastamonu Lahikasının 90. Mektubundaki endişeli suali ve cevabının iyi tetkik edilmesi gerekir. Zira, Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri nankörlük, şükürsüzlük, nimetlerin kıymetini bilememekten kaynaklanan bir isyanda olduğumuzu nazara vererek izah ediyor.7

Açlık olmadan şükür olur mu?

“Kainat içinde en acip, en zengin, en garip, en şirin, en cami, en bedi hakikat rızıktadır.”8 ve “Hem rızık olan nimetlerde gayet güzel, süslü suretler, gayet güzel kokular, gayet güzel tatmaklar şükrün davetçileridir; zihayatı şevke davet eder ve şevkle bir nevi istihsan ve ihtirama sevk eder, bir şükr-ü mânevi ettirir.”9 gibi cümleler gıdalara mana-i ismiyle değil, mana-i harfiyle bakarak bizim için yaratılan sayısız nimetin şükrünü eda etmeye çalışmamız gerektiği anlaşılır.

Bu hakikati kavrayan ve yaşayan Üstadımızın talebesi Abdullah Çavuş’un şahadetiyle 45 günlük bir sürede 3 ekmek ve 1 kıyye pirinçle (1282gr) idare ettiğini naklediyor.10 Taklidi mümkün olmayan bu tüketim tarzı bizler için ibret levhası hükmündedir.

Sahabeler neden hasta olmazdı?

Acıkmadan yemek hem sağlığımıza ve hem de şükrümüze bakan pek çok cihetleri vardır. Mısır meliki Mukavkıs’ın özel doktorunu Medine’ye göndermesinden 1,5 yıl geçmesine rağmen kimse hastalık nedeniyle kendisine başvurmamıştır. Bu durumu Efendimiz (asm) şu şekilde izah etmiştir: “ Biz hasta olmayız. Çünkü biz asla acıkmadan yemek yemeyiz. Yemek yediğimizde de sofradan doymadan kalkarız ve senede bir hacamat yaptırırız.”11 Görüldüğü üzere acıkmadan yememek ve doymadan kalkmak çoğu hastalıktan korunmamıza vesiledir.

Tıbbın özeti!

Hristiyan bir tabibin Kur’an Kerim’de tıpla ilgili bir şey olmadığını iddia etmesi üzerine Hz. Hüseyin’in (ra) ”Allah-ü Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de tıp ilmini yarım ayette özetler” diye cevap verir. Hristiyan tabibin hangi ayet olduğunu da sorması üzerine Hz. Hüseyin (ra) “Yiyiniz, içiniz fakat israf etmeyiniz…”12 ayetini okur. Bunun üzerine aynı hekim “Peki Peygamberiniz tıpla ilgili bir şey söylemiş midir?” diye sorar. Hz. Hüseyin bu kez de, “Mide hastalıkların evidir. Perhiz ise tedavi ve ilaçların başıdır. Her vücuda alışık olduğu şeyleri veriniz!” buyurmuştur dediğinde Hristiyan tabip şu çarpıcı itirafta bulunmak zorunda kalır: “Sizin Kitabınız ve Peygamberiniz tıp konusunda Câlinus’a13 hiçbir şey bırakmamıştır.”14

Hadisler açlığı teşvik ediyor!

Efendimiz (asm) çok sayıda hadisi şerifiyle çok yemek ve şişmanlık hususunda ümmetini uyararak açlığın önemini vurgulamıştır. Birkaçını hatırlamaya çalışalım: “Öyle bir topluluk gelecek ki, tıka basa yemek, içmek hayatın gayesi olacak şişmanlık ortaya çıkacaktır.”15 Keza İmam-ı Gazali, İhya’da Hz. Aişe validemizin, “Hz. Peygamber’den sonra icat edilen ilk bid’at, doyasıya yemektir” dediğini naklediyor. Ayrıca, mealen, “Kıyamet günü, şişman, iri bir adam mizana getirilip tartılır da Allah indinde sinek kanadı kadar ağırlığı olmadığı görülür”16 buyurmasından sonra Kehf Suresi’nin 105’inci Ayet-i Kerime’sini okudu: “Onlar, Rab’lerinin ayetlerini ve O’na kavuşacaklarını inkâr eden, böylece amelleri boşa çıkan, o yüzden de kıyamet gününde amelleri için bir terazi kurmayacağımız kimselerdir.” “Dünyada doyasıya en çok yiyenin, kıyamet günü açlığı en uzun olacaktır.”17

Ve yine Efendimiz (asm) şişman bir kimse görmüş ve eliyle o kimsenin karnına işaret ederek: “Eğer şu şişmanlığın bir kısmı, karnından başka bir yerde olsaydı, senin için elbette daha iyi olurdu” demiştir.18

Keza, “Sizden sonra bir kavim gelecektir ki onlara emanet verilecek hainlik edecekler; çağrılmadan şahitlik yapacaklar; söz verecekler fakat yerine getirmeyecekler… onlar çok yemeyi severler ve bu sebeple onlarda şişmanlık ve şişmanlığın sebep olduğu hastalıklar yaygınlaşır”19 diyerek çağları tarayan dersler vermiştir.

Tavsiye ve yaşantısıyla bizlere örnek olan Efendimiz (asm) çoğu kez günlerini aç geçirirdi. Üç gün üst üste doymadığı pek çok kaynakta geçmektedir. Ebu Talha (ra) açlıktan karınlara taş bağladıklarını şöyle rivayet ediyor: “Rasülullah’a açlıktan şikâyet ettik ve karınlarımızı açıp gösterdik. Herkeste bir taş vardı. Rasülullah (asm) da karnını açtı; onda iki taş vardı.”20

Açlık Şifadır!

Açlığın şifa kaynağı olduğunu geçmiş dönemlerdeki hekimler ifade ettiği gibi günümüzdeki araştırma sonuçları da net bir şekilde ortaya koyuyor. Evet, hastalıların eskiden beri hastalıkların açlıkla tedavi edildiği bilinen bir gerçektir. Müslüman hekim Halis İbni Kelemi’ye ilacın ne olduğu sorulduğunda “Açlık” ve hastalık sorulduğunda “Yediği bir yemeği sindirmeden ikinci bir defa yemektir”21 demesi son derece manidârdır. Nithekim Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın “En müessir ve en faydalı ilaç açlıktır.”22 ifadesi bu manayı teyit eder.

Hz. Lokman Hekim ise oğluna şu şekilde nasihat etmiştir: “Ey Oğlum! Miden dolu iken sakın yeme! Zira tokken yiyeceğin şeyi köpeğe atman, senin için onu yemekten daha iyidir!”23 Yine ona bir mü’min birisi sorar: “Günde ne kadar yemek yemeli? Lokman Hekim de bir yumruğunuz kadar yeter! diye cevap veriyor. “Bu kadar yeter mi?” Gelen cevap son derece manidârdır: “Bu kadar yersen o seni taşır. Daha fazla yersen sen onu taşırsın.”

Keşşaf Tefsiri’nin müellifi büyük alim Zemahşeri de; “Eğer kabirde yatan ölülere, ‘Ömrünüzün kısa oluşunun sebebi nedir?’ diye sorulsa, şüphesiz ki, ‘Çok yemedir’ diye cevap vereceklerdir” demiştir.24

Atalarımız çok az yerdi!

Görüldüğü üzere ayet, hadis ve alimlerin beyanları İslamın; hem tıp ilmine bakışını ve hem de perhizin, tedavinin ve ilaçların ne olduğunu anlamamıza yeterli olmaktadır. Bu sırrı anlayan ecdadımız çok az yemek yiyerek ve çoğunlukla açlık çekerek yarı aç , yarı tok ömürlerini idame ettirmişlerdir. Bu durum pek çok yabancıların da dikkatini çekmiştir. İspanyol gezgin Petro’nun “Türkler yemeğe pek düşkün değiller. Bana kalırsa yaşamak için yerler, yoksa çok yemekten zevk duyduklarından ötürü değil. İyi bir huyları vardır, yemekte hiç laf etmezler. ‘Karnımızı doyuran Allah’a çok şükür’ derler”25 şeklindeki tespitleri şu an ki halimizi düşündükçe ibret almamıza vesile olmalıdır.

İsraf düşkünü olduk!

1900’lü yıllardan itibaren evlerde üretilen yemeklerin yerini fabrikalar aldı. İnsanlar hazır ve katkılı gıdaları tüketmeye teşvik edildi. Daha çok tüketim başta obezite olmak üzere çok sayıda sağlık sorununu ve obeziteyi beraberinde getirdi. Dünyanın yaklaşık 2 milyarlık kesimi bu fazla kilolarını vermek için yüzlerce milyar dolar harcarken, yaklaşık bir milyar kesimi ise temiz su ve gıdaya hasret.

Üstelik, “Dünyada yılda 1.3 milyar ton yiyecek çöpe gidiyor. Sadece bu israf, en az 3 milyardan fazla insanı besleyecek kadar büyük…Yarım yüzyıl öncesine oranla tükettikleri şeylerin çeşit ve miktarları 8 kat artış göstermiş olmasına karşın, hem daha fazla açlar, hem de daha fazla sağlıksız.”26

Ülkemizin içinde bulunduğu durumda maalesef farklı değil. Her üç kişiden biri obez, her dört kişiden biri ise fazla kilolu. Yani nüfusun yaklaşık üçte ikisi gerektiğinden çok fazla gıda tüketmiş. Bu fazla kiloları vermek için yapılan harcama 10 milyonluk Somalinin GSMH’sına neredeyse eşit. Bu şekilde yaşamaya devam edersek, Rabbimizin huzurunu çıkdığımızda çetin bir hesabın bizi beklediğini unutmamalıyız.

Kime benziyoruz; gayr-i müslime mi, mü’mine mi?

Dünyaya gönderilişimizin gayesini hatırlayıp gereğini yapmalıyız. Aksi takdirde mutfakla tuvalet arasında ömrümüzü tüketmiş olacağız! “Şüphesiz Allah, inanıp salih ameller işleyenleri, içinden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. İnkâr edenler ise –dünya-zevklerinden yararlanırlar ve hayvanlar gibi yer içerler. Onların kalacakları yer ateştir.”27 mealindeki ayeti ve “Kâfir, yedi mideye yer, Mü’min ise tek mideye yer”28 hadisiyle beraber değerlendirdiğinde ne kadar az yememiz gerektiği ortaya çıkmıyor mu?

Maneviyat için açlık şart!

Açlık sadece maddi sağlımızı değil manevi yönümüze de doğrudan tesir eder. “Kimin fikri fazla ise yemesi azdır; kimin tefekkürü azsa yemesi çok, kalbi de katıdır.” 29 “Az yiyenin içi nurla dolar ve Allahü teâlâ, az yiyip içen ve bedeni hafif olan mümini sever”30 mealindeki gibi hadisler fikri hayatımızın gelişebilmesi, hakkıyla kulluk yapıp ahirette pişman olmamak için açlığın ve az yemenin ehemmiyetini göstermektedir.

Kuds-i Hadisi hatırlayalım…

Bir Kuds-i Hadiste “Ben izzeti ibadet ve taatte koydum. İnsanlar ise izzeti sultanların kapılarında arıyorlar. Orada izzeti nasıl bulacaklar? Ben ilmi açlığa koydum halbuki insanlar onu çok yemekte arıyorlar. (Böyle olunca) ilmi nasıl bulacaklar? Ben kalbin cilalanıp parlamasını uykusuzlukta bıraktım. Halbuki insanlar kalbin cilasını çok uyumakta arıyorlar. Onu bu halde nasıl bulabilirler?” buyurulmuştur.

Dünyanın cazibedar fitnelerinden korunmak da açlıkla mümkün

Buraya kadar naklettiğimiz hakikatlerden anlaşılan o ki, ilim ve amelin en büyük düşmanı tokluk, en büyük dostu ise açlıktır. Bizzat tecrübe etmişizdir:

Tıka basa yediğimizde kalbimizin katılaştığı, hikmet ve haktan uzaklaştığımız çok tecrübelerle görülmüştür. Aç kaldığımızda ise marifet ve hikmet nurlarıyla hemhal olmanın yolunun açıldığını… Tabiri caizse su içinde kalan ekinler nasıl ölüyorsa, kalpler de çok yemekle ölür diyebiliriz.

Açlık uzuvlarımızın daha az yıpranmasına vesile olduğu gibi idrakimizin artmasını da sağlar. İbadet hayatımız da müspet etkilenir. Zira daha çok ibadete etmeye imkan buluruz. Ayrıca, huşu ile ibadet eder, onlardan aldığımız lezzet artar. Ahirete olan bağlılığımız ziyadeleşir. İki cihan saadetini elde ederiz.

Helallerin damla damla, haramların sel gibi geldiği ahirzamanda açlık bizi harama düşmekten koruyan bir paratoner gibidir. Dünyanın cazibedar fitnelerinden korunmak da açlıkla çok kolaylaşır.

Açlık dünyanın gayr-i meşru lezzetlerine karşı mesafemizi açar. Zira, çok yenildiğinde şehvet artar, takva ve salih amel terk edilerek harama düşme kolaylaşır. Bundan ötürüdür ki riyazette çok az yemek ve uzun açlık çekmek muteberdir. Bu kaideyi uygulayan milyonlarla ehl-i velayet ve ehl-i iman hiç şüphesiz ahiretlerini kazanmaları mümkün olacaktır.

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: Açlık tarifi mümkün olmayan bir ihsandır. Hem maddi ve hem manevi sağlık isteyen açlık lezzetini yaşamalıdır. Bunun dünya ve ahiretine sağlık, huzur ve saadet getireceği aşikârdır. Rabbim cümlemize açlık nimetinin kıymetini bilen ve yaşayan kullarından eylesin inşallah!..

Not: Konunun detayını EuroNur-Tv ve Yeni Asya sitelerinde yayınlanan “Açlık Şifadır” adlı video dersimizinden izleyebilirsiniz.

Dipnotlar: 1-Prof. Dr. Arnold Ehret, Şifalı Besinler ve Mukussuz Şifa Diyeti, s.250.;2-Prof. Dr. Arnold Ehret, Şifalı Besinler ve Mukussuz Şifa Diyeti, s.9.;3- Prof. Dr. Arnold Ehret, Şifalı Besinler ve Mukussuz Şifa Diyeti, s.139.;4-Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, s.330.;5-Hakim, 4/167.;6- Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, s.559.;7-Bediüzzaman Said Nursi, Kastamonu Lâhikası, s.146-147-148.;8-Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, s.425.;9-Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, s.425.;10-Necmeddin Şahiner, Son Şahitler, 1.Cilt s.290.;11-Mehmet Ali Bulut, Can Boğazdan Çıkar s.51-52.;12- Araf Suresi, 31. ;13-Antik Roma döneminde yaşayan ve 400’den fazla eser veren meşhur hekim.;14-Kemal Özer, Müslüman’ın Diyeti s.14-15.;15-Sahih-i Müslim, 52/2287.;16-Buharî, Tefsir, Kehf 6; Müslim, Kıyame 18/2785.;17-Kütüb-i Sitte Muhtasarı, c.17, s.425, Hadis No:6988.;18-Müsned 3/471.;19-Tirmizi Fiten H.2221; Ebu Davud H.4657.;20-Tirmizî, Zühd 39/2371.;21-Bağdâdî, s.17, Tıbb’ün Nebevî Ansiklopedisi, s.66.;22-Erzurumlu İbrahim Hakkı, Marifetname,s.592.;23- ed-Dürrü’l Mensûr, 5/161.; 24-Tıbb-ı Nebevi Ansiklopedisi, s.189-190.;25-Kemal Özer, Müslüman’ın Diyeti s.28.;26-Kemal Özer, Ramazan Kitabı s.187.; 27-Muhammed suresi,12.ayet.;28-Buharî, Yiyecekler 12; Müslim, İçecekler 186/2063; Tirmizi, Yiyecekler 20/1820.;29- Kütüb-i Sitte, c. 11, s. 126.;30- Deylemi

Benzer konuda makaleler:

1 Trackback / Pingback

  1. Beslenme: Sağlıklı, yahut öldürücü | EuroNur · SaidNursi.de

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*