“Fıtrat yalan söylemez”

altBediüzzaman Hazretleri, “Fıtrat yalan söylemez” diyor. Canlı olsun cansız olsun, bitki olsun hayvan olsun her varlık, fıtratının icabını yerine getirir.
Çekirdekteki büyüme ve gelişme meyli der, “Ben sümbülleneceğim, meyve vereceğim”, doğru söyler. Yumurtada bir hayat meyli var. “Ben piliç olacağım” der, Allah’ın izni ile olur. Bir avuç su, fıtratında bulunan genişleme meyli ile, “Ben fazla yer tutacağım” der, demir onu yalancı çıkaramaz. Sözünün doğruluğu demiri parçalar. Yani her varlık, her hal ve şart altında kendi fıtratına uygun olarak hareket eder.

İnsanın fıtratında da hür yaşamak arzusu, zulme ve haksızlığa karşı koyma meyli mevcuttur. Hiçbir baskı ve şiddet bu arzuyu ortadan kaldıramaz. Fıtratı bozulmamış bir insan, “Ben hür yaşayacağım” der, doğru söyler. Sözündeki doğruluk, özündeki hürriyet meyli istibdat perdesini yırtar, esaret duvarlarını yıkar, zulüm kafeslerini parçalar. Yine fıtratı bozulmamış bir insan, hürriyeti uğruna canından vazgeçebilir. Ölüme razı olur, zulme razı olmaz. Bediüzzaman, “Ekmeksiz yaşarım, hürriyetsiz yaşayamam” diyerek insan fıtratındaki hürriyet cevherinin ne kadar kıymetli olduğunu ifade etmiştir. Hürriyet şairi Namık Kemal ise, “Ne mümkün zulm ile, bîdâd ile imhâ-i hürriyet / Çalış idrâki kaldır muktedirsen âdemiyetten” mısraları ile, insandaki akıl, fikir ve idrak etme gibi duyguları ortadan kaldırmadıkça hürriyet duygusunu da imha etmenin mümkün olmadığını belirtmiştir.

Cenâb-ı Hak, insanı eşref-i mahlûkat olarak yaratmış, cevherini de en güzel duygularla donatmıştır. İnsanın fıtratı bozulmadığı müddetçe, bu duygularla yaşar, yaratılış gayesine uygun bir hayat sürer. İnsan fıtratı her zaman doğru söylemeyi ve doğru yaşamayı gerektirir. Fıtrat, haksızlığa, zulme ve zillete rıza göstermez. Her zaman doğruları savunur, hakkı yüksek tutar. Hakk’ın hatırını hiçbir hatıra feda etmez. Böyle fertlerden meydana gelen toplumlarda hak ve adalet duygusu hakim olduğu için, toplumun bünyesi de sağlam olur. İnsanlar huzur ve güven içinde yaşarlar. Güçlüler zayıfları, zenginler fakirleri ezmez. Bir yerde birileri haksızlığa maruz kaldığı zaman, fıtratı bozulmamış insanlar buna karşı çıkar. Böylece dünyaya huzur ve güven hakim olur. Asr-ı Saadet’te olduğu gibi.

Oysa bugün dünyaya bakıyoruz, her yerde haksızlıklar hüküm sürüyor. Mazlûmlar zulüm görüyor, zayıflar eziliyor. Vatanları işgal ediliyor, hanelerine giriliyor, yaşama hakları ellerinden alınıyor. Dünyanın gözü önünde çeşitli vahşet ve dehşet sahneleri sergilenirken, dünya da bunları seyrediyor. Halbuki bu zulmü yapanlar sadece masumların kanına girmiş olmuyorlar, bütün insanî değerleri katletmiş oluyorlar. Ama tuzu kuru olanlar başkalarının derdini kendine dert edinmiyor, haksızlık karşısında susuyor, zulme rıza gösteriyorlar. Yani ortak oluyorlar.

Fıtratında doğruluk, adalet, muhabbet, şefkat ve merhamet gibi güzel duyguları bulunan insanlar nasıl oluyor da böyle haksızlıklar karşısında bu kadar duyarsız olabiliyorlar diye sormadan edemiyoruz. Fıtrat yalan söylemediğine göre, bu haksızlıklar karşısında vicdanlar niye doğruları söyleyemiyor diye düşündüğümüz zaman, su misâlinde aradığımız cevabı buluyoruz. Normal şartlar altında su, sıfır derecenin altında donar ve genişler. Ama içine antifiriz katıldığı zaman eksi kırk derecede bile donmaz. İçinde bulunduğu demiri parçalayacak şekilde genişleyemez. Yani fıtratının gereğini yerine getiremez. Çünkü antifiriz suyun fıtratını bozmuştur.

Demek ki zulüm ve haksızlığı yapanların da, buna karşı duyarsız kalanların da fıtratları bozulmuştur. İnsanî özelliklerinde bir aşınma ve azalma meydana gelmiştir. Fıtrat bozulduğu için fetret ortaya çıktığından, insanî değerlerin etrafında birleşmek mümkün olmamaktadır.

Çare, bozuk fıtratların tamir ve tedavisindedir. Reçetesi ise, “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” âyetinin mânâsındadır.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*