“Güç-iktidar ve kontrol” değil, ihlâs kuvveti…

Türkiye gibi hassas bir coğrafya ve stratejik bir konumda bulunan ülkelerde kitle iletişim vasıtalarıyla, “ehl-i dünyanın hafiyeleri/ajanları ve propagandacıları” sosyal ve siyasî hayatı çalkalayıp, toplumu manipüle edebilir, kolaylıkla yönlendirebilirler.

Öte yandan; kişiler veya gruplar siyaset veya sistem tarafından pekâla satın alınabilirler. Kimi hubb-u cah (makam-mevki, şöhret sevgisi), kimi tamahkârlık (mala karşı açgözlülük) ile, kimi enaniyet damarı, kimi dünyanın başka cazibedar şeyleriyle…

Bediüzzaman, “Hücumat-ı Sitte” isimli eserinde, buna dikkat çeker:
“Ehl-i dünya, hususan ehl-i dalâlet, parasını ucuz vermez, pek pahalı satar. Bir senelik hayat-ı dünyevîyeye bir derece yardım edecek bir mala mukabil, hadsiz bir hayat-ı ebediyeyi tahrip etmeye bazen vesile olur. O pis hırsla, gazab-ı İlâhîyi kendine celb eder ve ehl-i dalâletin rızasını celbe çalışır… Bahusus size verilen o gayr-ı meşrû para, sizden, ona mukabil bin kat fazla fiyat isteyecek. Hem her saati size ebedî bir hazineyi açabilir olan hizmet-i Kur’âniyeye sed çekebilir veya fütur verir. Bu öyle bir zarar ve boşluktur ki, her ay binler maaş verilse, yerini dolduramaz.” 1
Bediüzzaman, İhlâs Risâlesi’nde, paraya, pula, makam ve mevkiye itibar edilmemesi gerektiği dersini verir: Bu dünyada, özellikle ahirete yönelik hizmetlerde en mühim bir esas, ihlâstır. En büyük bir kuvvet, ihlâstır…2
Bazı insanlara göre, “güç-iktidar ve kontrol” olmaksızın inandıkları değerleri ve güzellikleri hayata taşımak imkânsızdır. Hayat bir mücadeledir ve bu, “güç, kontrol ve iktidarı” elinde tutanlar ile tutmak isteyenler arasında geçmektedir. Bu anlayışa göre; “iktidar, güç ve kontrol” bir araç olmaktan çıkıp gaye/amaç olur. Ve bu ”amaç” uğruna, nice ilkeler, değerler gider! İşte bu durumlara karşı ihlâs en büyük bir ilâç ve denge unsurudur. Çünkü “en büyük kuvvet” ihlâstır.
Başta Asr-ı Saadet olmak üzere İslâm tarihi boyunca birinci planda “güç, iktidar ve kontrol”ün değil, yalnızca ihlâsın olduğu fiilen de görülür. Yalnızca Yüce Yaratıcı’nın emirlerini ihlâsla yerine getirmek ve iman esaslarına yapışmak vardır. Peygamberimiz (asm) yalnız başınadır. Asla “güç, iktidar ve kontrol” endeksli bir hizmet yürütmemiştir. Bilâkis “iktidar”ı reddetmiş, elinin tersiyle itmiştir. İşte onun (asm) yolundan giden meselâ bir İmam-ı A’zam’ın kadılığı, Bediüzzaman’ın da milyarlarca lira maaşı, milletvekilliği, köşkü vs. reddetmesi gibi.3

Dipnotlar:

1- Mektubat, s. 406-407.
2- Lem’alar, s. 163.
3- Tarihçe-i Hayatı, s. 195.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*