İhlâsla tedavi

İnsanî zaaflar ve inanç problemleri, farklı farklı kişilikte insan tiplerini ortaya çıkarmaktadır. Her biri bir bozulmanın sonucunda oluşan hastalanmalar, sosyal hayatı da ciddî tehdit eder boyutlara ulaşmaktadır. Bu hastalıklar insanların birbirlerine olan güvenlerini sarstığı gibi, sosyal bir varlık olan insanın çevresiyle iletişimini kesen ve beraber adımlar atmaya engel olan sonuçlar doğurmaktadır.

Bütün bu sosyal hastalıkların temelinde sadece insanları memnun etme çabası bulunur. Bunun da altında, kendi nefsî hislerini tatmin ve bir takım gerçeklerden kaçışlar vardır.
Sosyal hastalanmaları netice veren insan tiplerinden birisi de, bulunduğu konumun duygusunu taşımayıp, büyük görünüp, küçük davranışlar sergileyenlerdir.
Bulunduğu konumun tecrübelerine, bilgisine sahip olmadan, sıkıntısına katlanmadan gelen insanlar, o konumun gereği olan davranışları sergileyemezler. Hamlık, samimiyetsizlik, ciddiyetsizlik, laubalilik gibi küçüklüğün alâmeti olan davranışlar gösterirler.
Büyük konumlardaki bu tip insanların söz ve davranışları etkili olmayıp, hem iç hem de dış yıkımları ve veballeri içinde barındıran sonuçlar doğuracaktır.
Cenâb-ı Hak, bu dünyayı hikmet dünyası olarak yaratmıştır. Her şeyi bir merdivenin basamakları gibi vaz etmiştir. Tâ ki, her aşamanın, her basamağın sıkıntıları ve kazanımları bir üst basamağa hazırlar.
Dolayısıyla basamakları atlayarak konum elde edenler, yeterli ruhî olgunluğa erişmeden, söz ve davranışlarında istikamet kazanmadan, zahmetlerini çekmeden, hak etmedikleri konumlara geleceklerinden, düşmeleri de o nispette kolay ve derin olacaktır.
Münâzarât adlı eserinde Bediüzzaman, insanların taşıdıkları duygu ve gösterdikleri davranışın bulundukları konuma uygunluğunu şöyle izah etmektedir:
“Zira, her bir insan için, içinde görünecek ve onunla nâsı [insanları] temaşa edecek bir mertebe-i haysiyet ve şöhret vardır. İşte o mertebe eğer kamet-i istidadından [kabiliyet mertebesinden] daha yüksek ise, o, o seviyede görünmek için tekebbür ile ona uzanıp, tetavül [uzama/zulüm etme] ve tekebbür edecektir. Şayet kıymet ve istihkakı daha bülend [yüksek] ise tevazu ile tekavvüs edip [bükülüp] ona eğilecektir.”
Kendi hislerini bilme, kendine karşı dürüst davranma, nefsî muhasebe gibi konularda başarılı olamayan insanlar, dış dairelerdeki bazı işleri başarabilir, netice de alabilirler, ancak bu gerçekte başarılı olmak anlamı içermez.
Sağlıklı ve başarılı kişiler, kendine karşı dürüst olan, kendi zaaf ve güçlü yönlerini keşfedebilen kişilerdir. Böyle insanlar uzun vadede istikrarlı ve başarılı olurlar. Aksi halde en önemli iç dairelerinde problemler yaşayanlar, dış dairede yani sosyal hayatta kısa vadede başarılı gözükseler de uzun vadede bu mümkün değildir. Çünkü kametleri kıymetleri nispetinde değildir.
Sosyal hayat içerisinde türlü türlü kişilik tipler vardır. Bu kişilikler kısa vadede ve basit ilişkilerde tam olarak anlaşılmayabilirler. Özellikle de bu kimseler nazar-ı âmmede bazı işler başarmışlarsa, bunları anlamak daha da zordur.
Bir insanın başarılı ve istikametli olduğunun anlaşılabilmesi elbette bazı temel kıstaslarla mümkündür. Yani en kritik anlarda verilen kararlar, ticaret veya alış veriş gibi, borçlanma gibi, söz verme gibi kişiyi test eden davranışların nasıllığı ve daha özelde ise, kişinin kendi dünyasındaki ibadetleri, kendine verdiği sözler kişi hakkında sağlıklı bilgiler verebilecektir.
Meselâ sosyal olarak bukalemun tipli ihlâssız insanlar ve ihlâssız duygular sergileyenler, eğer toplumun onayını kazanacaklarsa, bir şey söyleyip, başka bir şey yapmaktan çekinmezler. Yani topluma gösterdikleri yüzleri ile özel gerçeklikleri arasında çelişkiler vardır.
Çevresinden aldığı sinyaller doğrultusunda kişiliklerini inanılmaz bir esneklikle değiştirebilen, her türlü ortama uyum sağlayabilen kişiler, güven vermedikleri gibi, inanç noktasında da ciddî problem yaşıyor demektir.
Oysa dış dünyada yaşananlar ne olursa olsun, bir kul için vicdan dairesindeki en önemli şey, kendi içindeki tutarlılık ve Yaratıcısı ile olan sağlıklı bağıdır. Bu bağ tam olarak oluşmamışsa, dış dünya ile olan bağın sağlam olması mümkün olmadığı gibi, olsa da derin değildir. Çünkü kalplere hükmeden ancak Allah’tır.
Bu tip insanlar gerçekte olaylar karşısında ne hissettiklerini söylemek yerine, hiçbir tepki vermeden önce karşıdakini yoklayıp, kendisinden ne istendiğine dair bir ipucu bulmaya çalışırlar. İyi geçinmek ve sevilmek için sevmedikleri kişilerin sevildiklerini sanmalarını isterler.
Sosyal yeteneklerini, farklı sosyal durumların gereklerine uydurmak için kullanırlar. Ve kiminle olduklarına bağlı olarak çok farklı davranışlar sergilerler.
Oysa aslolan, kişinin kendine karşı dürüstlüğü ve iç dairedeki istikametidir. Kişinin sosyal sonuçları ne olursa olsun, kendi içindeki hisler ve değerler doğrultusunda hareket etmesi gerekir. Böyle olan insan hakikî anlamda güçlü olacaktır. Çünkü asıl sonsuz güç sahibine dayanmıştır. Sosyal hayatın içerisinde bu tip kişilerin tedavisi ancak ihlâs ile mümkündür.
İç dairedeki, çoğu zaman kişinin kendisine bile itiraf edemediği hastalıkları, ancak insan ihlâs düsturlarıyla tedavi edebilir.
İhlâs Risâlesi’ndeki, “en mühim bir esas, en büyük bir kuvvet, en makbul bir şefaatçi, en metin bir nokta-i istinat, en kısa bir tarik-i hakikat, en makbul bir duâ-i manevî, en kerametli bir vesile-i makasıd, en yüksek bir haslet, en safi bir ubudiyet” ihlâstır.
Bediüzzaman’ın ihlâsı bu dokuz mertebede izahı ve faydaları, aslında her biri farklı bir insan tiplemesinin hastalıklarına reçetedir. Aslında bu nokta, ihlâsın unsurlarını ve faydalarını sayarken, aynı zamanda insanın hasta olduğu alanları da tesbit etmiş olmaktadır.
Hâsılı, gerek şahsî ve gerekse sosyal hayattaki hastalanmaların temelinde ihlâssızlık olduğu gibi, çözümü de ihlâs hakikatlerini yaşamakla mümkün olacaktır.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*