Mahmut Celal Bayar (1883-1986)

Türkiye Cumhuriyeti’nin üçüncü cumhurbaşkanıdır. II. Abdülhamid, Meşrutiyet, Cumhuriyetin ilanı ve Tek Parti dönemi, çok partili hayata geçiş, 27 Mayıs 1960 askeri darbesi gibi çok büyük çalkantıların yaşandığı bir asırda yaşamıştır. Çok partili hayata geçişe imkan sağlayan çalışmaların etkin simaları arasında yer almıştır. Darbeyle indirilip ölüm cezasına çarptırılan cumhurbaşkanı olarak tarihe geçmiştir.

 

Demokrat Partinin kuruluşuyla Demokratikleşme, hürriyetlerin alanının genişletilmesi çabalarına önemli katkılarda bulunduğu gibi, din ve vicdan özgürlüğünü kısıtlamak için kullanılan TCK’nın 163. maddesinin yasalaşmasında (10 Haziran 1949) Cumhuriyet Halk Partisinin tezlerini desteklemekten geri durmamıştır.

Celal Bayar, 1883 yılında Bursa’nın Gemlik ilçesine bağlı Umurbey köyünde dünyaya gelmiştir. 187778 OsmanlıRus savaşı (93 Harbi) sırasında Plevne’den Bursa bölgesine göç eden bir aileye mensuptur. Babası ilmiye sınıfına mensup olan Abdullah Efendidir. Annesinin adı Emine hanımdır. İlk ve orta öğrenimini babasının yanında Umurbey’de yapmıştır.

Bayar, ilk olarak Gemlik Reji İdaresi’nde çalışmaya başladı. Daha sonra mahkeme kaleminde ve bunun ardından da Ziraat Bankasında çalıştı. Bankacılık işine, Deutsche Orientbank’ta devam etti.

Bayar, dayısı Mustafa Şevket’in tesiri ve yönlendirmesiyle siyasete ilgi duymaya ve bu alanla ilgilenmeye başladı. İttihat ve Terakki’ye duyduğu ilginin tesiriyle 1907 yılında bu cemiyete girdi. II. Meşrutiyetin ilanından sonra cemiyette aktif görevler almaya başladı. Önce Bursa, ardından İzmir şubeleri başkanlığında bulundu. İzmir’de bulunduğu sırada Birinci Dünya Savaşı başladı. Savaş sırasında Halka Doğru Cemiyeti’ni kurdu. Bu cemiyetin yayın organı olan Halka Doğru Mecmuası’nı 1 Şubat 1919 tarihinden itibaren yayınlamaya başladı. Mecmuada makalelerini Turgut Alp imzasıyla yayınladı.

Bayar, yurdun işgaline paralel olarak kurulan müdafaa cemiyetlerinden olan ve İzmir bölgesinde faaliyet gösteren Reddi İlhak ve Müdafaa-i Hukuku Osmaniye cemiyetinde çalıştı. Yunan işgaline karşı halkın organize edilmesi ve halkın işgale karşı direnişe geçmesi için yapılan faaliyetlere katıldı. Bu amaçla İzmir’den Ödemiş’e geçti. Hoca kıyafetiyle halkın arasına karıştı. Ayrıca isim olarak da “Galib Hoca” adını kullandı. Bu adla çeşitli yerleşim yerlerini dolaştı. 28 Haziran 1919 tarihinde Balıkesir’de gerçekleştirilen kongrede milli alay kumandanı olarak tayin edildi.

Bayar, son Osmanlı Mebusan Meclisi’ne Saruhan mebusu olarak seçildi. Mecliste yaptığı konuşmalarla dikkatleri üzerine çekti. İstanbul’un işgali ve Mebusan Meclisi’nin dağıtılmasından sonra Ankara’da toplanan Büyük Millet Meclisi’ne de Saruhan mebusu olarak katıldı. Bu arada TBMM ile Çerkez Ethem arasında arabuluculuk yapmak amacıyla teşkil edilen kurula seçildi ve Çerkez Ethem ile görüşmelerde bulundu. Yine M. Kemal’in isteğiyle kurulan Türkiye Komünist Fırkası’nın kurucuları arasında yer aldı. Mecliste aktif olarak çalıştı ve 27 Şubat 1921 tarihinde İktisat Bakanlığına atandı. Bir yıla yakın bu görevi sürdürdü. Bir ara Dışişleri Bakanlığına vekalet etti.

Bayar, Kurtuluş Savaşı’nın kazanılması sonrasında toplanan Lozan Konferansı’na katılan heyetin iktisat müşavirliğini üstlendi. 1923 yılında yapılan seçimlerde, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin adayı olarak İzmir milletvekilliğine seçildi. 1924 yılında İş Bankası’nı kurmakla görevlendirildi. Bankanın genel müdürlüğüne atandı ve bu görevi 1932 yılına kadar sürdürdü. 193237 yılları arasında yeniden İktisat vekilliğine getirildi.

Bu arada başbakan olan İsmet İnönü ile iktisadi görüşlerinin farklı olmasına rağmen, bu kadar uzun süre bakanlık yapmasını, “Atatürk empoze etti” (Cemil Koçak; Türkiye’de Milli Şef Dönemi, I. C., İletişim Y., İstanbul 1996, s. 38) şeklinde cevaplandıran Bayar, ayrıca, bu göreve İnönü’ye rağmen getirilmediğini, İnönü ve M. Kemal’in aralarında anlaştıklarını da belirtmiştir.

Bayar, 1937 yılı sonlarında İsmet İnönü’nün yerine Başbakanlığa atandı. Bu görevi de bir ara istifa etmesine rağmen, tekrar atanıp 25 Ocak 1939 tarihine kadar sürdürdü ve bu tarihte istifa etti. Aynı yıl içinde başlayan II. Dünya Savaşı sırasında, siyasi açıdan önemli bir faaliyette bulunmadı. 1945 yılı bütçe görüşmeleri sırasında muhalif grup arasında yer aldı. Fuat Köprülü, Adnan Menderes, Refik Koraltan ile birlikte 7 Haziran 1945 tarihinde meclis gurubuna verdikleri “dörtlü takrir” ile parti tüzüğünde bazı değişikliklerin yapılmasını istedi. Önergeleri reddedilip, arkadaşlarından Menderes ve Köprülü partiden ihraç edilince, önce milletvekilliğinden, ardından da CHP’den istifa etti.

Bayar, 7 Ocak 1946 yılında Menderes, Köprülü ve Koraltan ile birlikte Demokrat Parti’yi kurdu. DP’nin genel başkanlığına getirildi. 1950 seçimlerinde 487 milletvekilliğinin 408’inin kazanılmasından (14 Mayıs) sonra 384 oyla 22 Mayıs 1950’de Cumhurbaşkanlığına seçildi. 27 Mayıs 1960 askeri darbesi ile tutuklanarak arkadaşları ile birlikte Yassıada Mahkemesinde yargılandı ve on beş parti arkadaşı ile birlikte ölüm cezasına çarptırıldı. Bunlardan üçünün (Menderes, Zorlu, Polatkan) cezası Milli Birlik Komitesi tarafından onaylandı. Kendisinin cezası yaşlılığı sebep gösterilerek müebbet hapse çevrildi. 7 Kasım 1964 tarihine kadar Kayseri Cezaevi’nde kaldıktan sonra, sağlık sebebiyle serbest bırakıldı.

Bayar, hapisten çıktıktan sonra “Ben de Yazdım” adıyla 8 ciltten oluşan anılarını yayınladı. Bizim Ev adıyla bir kulüp kurarak siyasi yasakların kaldırılması için mücadele verdi. 1973 yılında AP’den ayrılan milletvekili ve senatörlerin kurduğu Demokratik Parti’yi destekledi. AP’den bu partiye geçilmesi faaliyetlerine destek verip, teşvik etti. Ancak, daha sonra Demokratik Partiden büyük bir gurubun AP’ye geçmesi üzerine 1975 yılında AP’yi destekledi. Demirel ile birlikte mitinglerde konuşmalar yaptı.

Bayar, bir darbeyle siyasi hakları elinden alınıp, üç arkadaşı idam edilmesine rağmen 12 Eylül 1980 askeri darbesini destekledi. Darbecilerin hazırlamış olduğu 1982 Anayasasını da savundu. 22 Mayıs 1986 tarihinde, 103 yaşında İstanbul’da öldü. Cenazesi devlet töreni ile kaldırıldıktan sonra kendi köyü olan Umurbey’de toprağa verildi.

CHP’nin tek başına iktidarda bulunduğu uzun yıllar boyunca sadece Risale-i Nurları yazmakla ve iman hizmetiyle meşgul olan Bediüzzaman Said Nursi, Demokrat Parti’nin kuruluşundan itibaren açık bir şekilde Demokrat Parti’ye destek verdi. Bu arada seçimleri kazandıktan sonra Cumhurbaşkanlığına seçilen Celal Bayar’a gönderdiği tebrik telgrafında; “Zatınızı tebrik ederiz. Cenabı Hak sizi İslâmiyet ve vatan ve millet hizmetinde muvaffak eylesin” (Emirdağ Lahikası, s. 264) dileğinde bulundu. Bayar da; “Samimi tebriklerinizden fevkalade mütehassıs olarak teşekkür ederim” (Emirdağ Lahikası, s. 265) telgrafıyla karşılık verdi. Bediüzzaman Cumhurbaşkanı ve bakanlara açık mektuplar yayınlayarak, din ve vicdan özgürlüğü konusunda yaptıkları çalışmalara destek ve teşviklerde bulundu.

Bayar, Cumhuriyet tarihimiz boyunca önemli izler bırakan bir şahsiyet olarak tarihe mal oldu. Özellikle CHP’nin katı politikası karşısında muhalefette bulunması, yine bu partinin oluşturduğu jandarma ve bürokrat tahakkümüne dayanan parti politikasına karşı çıkışı, hürriyet ve demokrasi alanında özgürlüklerin genişletilmesine yönelik faaliyetleri, halkın büyük teveccühüne ve desteğine vesile oldu. Her ne kadar bu dönemde, partinin ve özellikle Menderes’in iktidarı vatandaşa yakınlaştırması sağlanmışsa da, devletmillet kaynaşmasına yönelik faaliyetler Bayar’ın da siyasi hayatında çok önemli kazanımlara vesile oldu. Çok partili siyasi hayata geçiş ve demokratikleşme çalışmalarında önemli ölçüde katkıda bulunurken öte yandan, dini özgürlükler konusunda aynı gayreti gösterdiği söylenemez.

Bayar, yıllar boyunca inançlı kesim üzerinde büyük bir baskı aracı olarak kullanılan, irtica bahanesiyle çok sayıda insanın takibata uğratılmasına, hapse atılmasına sebep teşkil eden Türk Ceza Kanunun 163. maddesinin çıkarılması faaliyetlerinde, CHP’li başbakan Şemsettin Günaltay’ı ülkede irtica tehlikesinin varlığına ikna edilmesi konusunda önemli gayret gösterdi. İstiklal Mahkemelerinin kapatılması gerekçe gösterilerek 1951 yılında 5816 sayılı Atatürk’ü Koruma Kanununun çıkarılması için aktif çaba gösterdi.

Bayar, II. Dünya Savaşı’ndan sonra dünya genelinde meydana gelen değişiklikleri yakından izledi. Türkiye’nin Kore’ye asker göndermesi, NATO’ya girilmesi, Bağdat Paktı’nın kurulması gibi uluslararası meselelerde önemli katkılarda bulundu. Ayrıca, Türkiye, Yunanistan ve Yugoslavya arasında üçlü paktın kurulmasına da ön ayak oldu. Diğer taraftan ülkeye yabancı sermayenin getirilmesi, dış politikada Batı yanlısı tavır takınılması gibi konularda da etkileyici bir rol üstlendi.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*