Mirac Risalesi’ndeki metod

Sorular cevaplardır derler. Kişinin iç dünyasında düşündüğü ve içinden çıkamadığı noktaları ele verir. Kişi merak ettiği konuları sorar. Bediüzzaman Hazretleri, Mi’rac gibi akılları meşgul eden konuları doğrudan anlatmak yerine öncelikle dört ana soruda kategorize etmiştir.

Evvelâ, bu dört soruyu hatırlayalım:

Birincisi: Mi’racın sırr-ı lüzumu nedir?

İkincisi: Hakikat-i Mi’rac nedir?

Üçüncüsü: Hikmet-i Mi’rac nedir?

Dördüncüsü: Mi’racın semerat ve faydası nedir?

Üstad Hazretleri, tesbit edebildiğimiz kadarıyla bu dört başlık altında on iki adet daha soru sorarak adeta herkesin aklına takılan bütün noktaların aydınlanmasına vesile olmuştur.

Liste halinde bu soruları hatırlamaya çalışalım: 1) Meselâ deniliyor ki: “Cenab-ı Hak ‘Kuluna şah damarından daha yakın (Kaf Sûresi: 16)’dır. Her şeye, her şeyden daha yakındır. Cisimden, mekândan münezzehtir. Her veli, kalbi içinde onunla görüşebilir. Neden dolayı velâyet-i Ahmediye (asm) Mi’rac gibi uzun bir seyahatin neticesinden sonra, her velinin kendi kalbinde muvaffak olduğu münâcata muvaffak oluyor?”

2) O mülhid kalbinden der: “Ben Allah’ı tanımıyorum, Peygamberi bilmiyorum, nasıl Mi’raca inanacağım?”

3) Ey müstemi! Sen kalbinden diyorsun ki: “Nasıl inanayım, her şeyden daha yakın bir Rabbe binler sene mesafeyi katedip yetmiş bin perdeyi geçtikten sonra O’nunla görüşmek ne demektir?”

4) Sen kalbinden dersin: “Ben semavatı inkâr ediyorum, melaikelere inanmıyorum. Semavatta birinin gezmesine, melaikelerle görüşmesine nasıl inanayım?”

5) Ey mülhid! Sen dersin: “Bin müşkülat ile tayyare vasıtasıyla ancak bir iki kilometre yukarıya çıkılabilir. Nasıl, bir insan cismiyle binler sene mesafeyi birkaç dakika zarfında kateder, gider, gelir?”

6) Diyorsun: “Haydi çıkabilir, niçin çıkmış? Ne lüzumu var? Veliler gibi ruh ve kalbi ile gitse yeter.”

7) Dersin: “Birkaç dakikada binler sene mesafeyi katetmek, aklen muhaldir?”

8) Dersiniz: “Evet olabilir, mümkündür. Fakat her mümkün vaki olmuyor. Bunun emsali var mı ki kabul edilsin? Emsali olmayan bir şeyin, yalnız imkânı ile vukuuna nasıl hükmedilebilir?”

9) Birincisi: Şu Mi’rac-ı azîm, niçin Muhammed-i Arabî aleyhissalâtü vesselâma mahsustur?

10) İkincisi: O zat, nasıl şu kâinatın çekirdeğidir?

Dersiniz: Kâinat, onun nurundan halk olunmuş. Hem kâinatın en âhir ve en münevver meyvesidir. Bu ne demektir?

11) Üçüncüsü: Sâbık beyanatınızda diyorsunuz ki âlem-i ulvîye çıkmak; şu âlem-i arziyedeki âsârların makinelerini, tezgâhlarını ve netâicinin mahzenlerini görmek için urûc etmiştir. Ne demektir?

12) Demekki: Havaî bir “Elhamdülillah” kelimem, nasıl mücessem bir meyve-i Cennet olur?

Dikkat edilirse soruyu soran bazen dinsiz, bazen nefsimiz, bazen de ortalıkta dolaşan kaynağı belli olmayan belki de münafık olarak düşünülecek kimseler. Öyleyse, soru sorulmadan önce bu kişilerin kimliklerinin deşifre edilmesi de bu sorularla karşılaştığımızda aslında kimlerin bu soruları sorduğunu ve niyetlerini ortaya koymaktadır.

Üstad Hazretleri diğer mübarek gecelerle ilgili (Regaib, Berat, Mevlid, Kadir) ayrı bir risale yazmadığı halde Mi’rac Gecesi için hususî olarak Otuz Birinci Söz’ü telif etmiştir. Bu telifte soru sorma, temsillerle açıklama, merak ettirme, sınıflandırma gibi çok sayıda öğrenme metotu kullanırken itiraz edenlerin kimliklerini deşifre ederek bizlere muhatabımızın “niyetini!” anlamamızı sağlamıştır.

Benzer konuda makaleler:

1 Trackback / Pingback

  1. Mirac hakikati tüm beşeriyeti ilgilendirir | EuroNur.tv

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*