Neredesin ey yaşamak?

Madem ki doğdun; yaşa! Hayat… her ân yepyeni bir hikâye… baştan başa…

Hiç ummadığın -bilemezsin- birden bir hayat gülebilir, gelebilir, fışkırabilir. Bir ay gülümser bir dağın ardından, bir güneş… Yıldızlar kümesiyle ürperirsiniz bir gece… Kulağınızda bir kedi miyavlaması… Gecenin bir yarısında Hu, Hu, Hu, Huuuuuu diyen bir horoz sesi… Elinize sıvanan bir nanenin içinize doluşu… Yeni demlemiş bir çayın kokusu, bardağa dolmuş resmi… Duvarlara dolanmış yaseminlerin taa uzaklardan selâmı ve o yıldız gülümseyişleri… Beride hanımelleri… Aha gevrek, derin bayıltan iğde şenlikleri… Güllerin bahçe duvarını aşmış Esmanın renk renk tebessümleri… [Ne bileyim işte hayatı bir yerlerden tut gayrı!]

Okuyana her şey kitap yazana her şey yazı… Şeey; her şey yazılmış da… [yazanlar “açık” ediyor; kapatıyor bazen!]

Çok gürültü var…sa ortalıkta. Dünyaya sığ[a]mayanların gürültüsü… Mevsimlerin sesini duy[ur]muyorlar. En unuttukları şey: Yaşamak… Kim[se] bunlar! Kuşların sesini susturanlar… Kan kusturanlar… Nefes nefese bırakanlar… Hürriyeti kafese tıkanlar… Unutturanlar yaşamayı… [Bir insanlık mahkemesi kurulsun; dünya durulsun biraz!]

Yo, yoo! Bakma hayata öyle alacaklı alacaklı. Alacağını almışsın zaten; hem de fazlasıyla… Ayın, yıldızların, güneşin altında… Aklına gelir miydi böyle bir hayat! [Rüyada gibisin.]

Saat gibi [çalışıyor] hayat;

Tıkır tıkır [ve çok] sade…

Akarsu [gibi dağların] neşesi…

Deniz [gibi serin, sırlı] bûsesi…

Tebessüm et! Bir hatıra fotoğrafı çektirelim. Güllerin hatrı kalır yoksa. Hiç yoktan dünyaya gelmişiz. Unutmayalım insan geldiğimizi. [Çekiyorum… çektim!]

Unutmuştum yaşamayı;

Kuşların telâşları, karıncalar…

Bulutların heyecanı, gökyüzü, rüzgâr…

Her yanı [yaşamak] sarmış.

Kendimizden çok; başkalarıyla yatıp kalkıyoruz. Şimdi’den çok; geçmiş ve gelecekle oyalanıyoruz. İçimiz[den] çok; dışımızla uğraşıyoruz. Her ân bir ayrılığı yaşadığımızı pek hissetmiyoruz. Nefeslerimizi duymadan yaşıyoruz nerdeyse. Uyuyup uyanıp “dünya” soluyoruz. [Mevsimlerin devir teslim törenlerine ya hiç gitmiyoruz ya çok geç kalıyoruz.]

Ya ölürsem… tanımadan kendimi! Aynalarda çözemezsem sırrımı! Sonsuz aşka eremeden gidersem! [Ey yaşamak neredeysen el salla! Kıpır kıpır bir besteyi müjdele!]

Ne çok şey bekliyordu; bir tek ölümü beklemiyordu; [öldü!]

His[se]siz zamanlara mı düştük! [Takvimlere, saatlere, aynalara koş!]

Okumak, yazmak, düşünmekti… Dostlarla iki çay içmekti… Gökyüzüne bakmaktı arada işimiz. Ne yaptınız öyle; tıktınız insanları yaşarken [bu beton] mezarlıklara. Erken-geç öten bütün horozları kestiniz. Çok “sade” bir hayat ha! Ağaçlarsız, kuşlarsız, papatyalarsız… Bak; “tertemiz” yollar… Çınarlar kalabalık edince, yapraklarını dökünce yollara; onları kalbimizi söker gibi söktük. [Nee… seller mi sürüklüyor şehirleri?]

Bana bakma öyle. Ortalık karanlıksa… Asılmışsa suratlar… Tutmuşlarsa göğe çıkan yolları… Ve gülüyorsam… Benimkisi karanlıkta ışık sevinci… Başka ne olabilir ki! [Hayatı durmadan okşamak, koklamak, yaşamak…]

Yazmak aramaktır. Konuşmak, bakmak; susmak bile… Düşünmek aramaktır. [Aramaktır yola çıkmak…]

Aydınlar mı nerdeler! Niye mi konuşmazlar! Ahlâk sukut etmiş; aydınlar sükût… sükût altındır, sözüne sıkı sıkıya sarılmışlar mı! [Muavin Bey, son durağa geldiğimizi söyler misin, uyuyanlara!]

Ey olağan zamanlar, ey normallik, ey vasat, ey duru zamanlar, ey ağır başlı saatler, ey dingin vakitler, ey “şimdi” denilen sonsuz beste… nerdesiniz; çekiştirip duruyorlar huzuru; lütfen teşrif buyurmaz mısınız! Artık bıkacağımız kadar bıktık bu şiirsizlik zindanında… [Estetik fukaralığından, naylon gülüşlerden, sahte yaşamaklardan bir yol bulup hakikat ülkesine gitmenin zamanı gelmedi mi?!]

Bunca yıl öyle veya böyle beraber yürüyen dostların birbirlerine – her ne olursa olsun- düşmanca tavırlarının… [hiçbir düstura uymadığı ilanen tebliğ olunur.]

Güzel şeyler düşün; aynaları ağlatma. Baharı tut daim; bir dost eli gibi. Okşa serinliğin kalbini. Derin bir nefes al. Gökyüzüne çevir yüzünü. Kuşların, bulutların keyfine diyecek yok. Ah, şu senin dünya telâşelerin… Sık sık unuttuğun kendin… Nefeslerini duyduğun oluyor mu? Yoksa yok gibi mi yaşıyorsun? Soruları sen çoğalt gayrı. Kendinle tanışmalısın. Dışarısı çok gürültülü… Pencere önüne otur. Rüzgârı dinle biraz. Mutluluk ol, ümit ol. Gökyüzü, yağmur ve saire… [Yaşamak kaçırıyorlar senden!]

Birbirimizi anlamak yerine; cevap yetiştirmeye çalışıyoruz. Daha baştan kaybedilmiş bir iletişim/muhavere/diyalog… Usûl yoksa; vusûl yani kavuşma/kaynaşma olmazmış ya… [Konuşmak, hakikatı aramak değilse; kalsın orda! Bırak; yanlışın çıksın; yeni bir şey öğreneceksin belki!]

Noktalama İşaretleri

Unutur da kelimeleri insan!

Kelime olur… kocaman!

Soru olur bakışları… dolanır ufku.

Ünlem olur… bir çığlık gibi…

Üç nokta… suskunluğun uzayışı…

Ve b/aşlayışı diyemediklerimizi/n!

İşaretleri noktalar her kelime;

Ve saraylar… noktalama işaretlerinden…*

Çok bi’ yanlış var—sa ortalıkta; takılma! Doğru olmak, dik durmak, insan olmak; okumak ister, dil ister, vicdan ister… Para pul konuşu(lu)yorsa… Taşlar, tenekeler rağbetteyse… seyret! Havariler kaç kişiydi?!… Altın, elmas biriktirenler; kimler—di?!… [Kalabalıklardan ürktüm nedense!]

İçindeki

Allah bilir ya; kul da hissedermiş.

Zaman ahirzaman;

Perdeler kalınlaşıyor durmadan.

Daha sakin, daha duru, daha daha…

Yorgunsun; anlıyorum da…

Aradığın meydanlarda değil;

İçindeki ummanda…

İlk emir, iş, oku… olduğuna göre; kılıçlarını bileyenler değil; kalemlerini sivriltenler kazanır. Tarih böyle söylüyor. Avrupa sınırları niye kaldırdı? Silahlar er-geç susar. İş yine sanata, edebiyata kalır. Okumak dünyanın en zor işi… Kur’an’a gücü yetmeyenler; işi kılıca döktü. Okumak kolay olsaydı; ortalığı cehalet, kabalık, fukaralık sarmazdı. Bir şiir kitabı birkaç yüz satıyorsa; okullar iflâs etmişse; Türkçe ülkemizi terk etmişse… [üfff… bir tuhaf oluyor insan.]

Eve geldim. Elime bir kitap aldım.  Açlığımı unutmuşum! Okumanın keyfi anlatılır gibi değil. Eksiğimiz noksanımız: Okumak! Gelin; “Kitap Süreci” başlatalım, derim. Ateşin yüksek olduğu yerlere tırlarla kitap götürelim. Atalar: “Kanı, kanla yumazlar!” der. “Ateşe körükle gidilmez!” sözünü de bir yerlere yazın! [İşleri, kitapsız çözmeye çalışmak; cehaletin katmerlisi değilse; ne!]

Hadiseyi çözdüm: Okuyacaksın! Arkası geliyor. Yeter ki… [kendini okumayı da öğren!]

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*