Ramazan-ı Şerif’i nasıl bayraklaştırabiliriz?

Ramazan-ı Şerifin bir milleti, toplumu ve insani değerleri temsil eden yönünü ortaya koyan Bediüzzaman Hz.leri, bu mübarek ayı ve orucunu “Şeair” ile tarif ediyor.

Şeairi ise, bir önceki mektubunda ”mesâil-i şer’iyede bir kısım mesâil (meseleler), eşhâsa(kişilere) taallûk eder; bir kısım umuma, umumiyet itibarıyla taallûk eder ki, onlara ‘şeâir-i İslâmiye’ tabir edilir. Bu şeâirin umuma taallûku (ilgili olması) cihetiyle, umum onda hissedardır. Umumun rızası olmazsa, onlara ilişmek, umumun hukukuna tecavüzdür. O şeâirin en cüz’îsi (sünnet kabilinden bir meselesi) en büyük bir mesele hükmünde nazar-ı ehemmiyettedir.” sözleriyle ifade ediyorlar. Yani İslâm dininin ve bu dine mensup Müslüman milletlerin sembolü, bayrağı ve şeairi olarak tarif ediyor. Milletin tanımını yaparken de; “milliyetimiz İslamiyet’tir” diyorlar. Bir Şeair, bayrak veya sembol olarak Ramazan-ı şerifin coğrafyalara, topluluklara ve şehirlere nasıl bir kimlik kazandırdığını merak edenler, Bediüzzaman’ın Ramazan Risalesi’ni mutlaka okumalıdırlar.

Ramazan-ı Şerifin hissedildiği ve daha doğrusu göz ile görülebilinecek şekilde hayata yansıdığı coğrafyalarda; İnsaniyet-i Kübra olan İslamiyet’in dalgalandığını söyleyemez miyiz? İnsana, şehirlere, coğrafyalara ve iklimlere yeni bir ruh veya kimlik kazandırıyor, Ramazan-ı Şerif… Bu kimliğe karşı çıkanların bu mübarek ayda çocukça bahanelerle mızmızlanmalarını gördüğümüzde, itiraz edenlerin ya korkak birer münafık veya serseri bir dinsiz olduğunu da rahatlıkla müşahede edebiliyoruz. İman ile küfrün karşılıklı mücadelesi, Hz. Âdem (a.s.) babamızdan bu yana devam edip geldiğine göre, bu vızıltılara ehemmiyet verecek halimiz de yok. Zira tek bir bayrak, o coğrafyanın kimliğini ilana yetiyor. Ezan-ı Muhammediler, Kur’anlar, minarelerden yükselen salalar, mukabeleler, teravihler, ramazan süslemeleri, çocukların iftar öncesindeki sevinç çığlıkları, davetler ve kapı kapı fakir arayan gönlü tok Müslümanlar coğrafyamızdaki milliyetimizi ne kadar güzel ilan ediyor, değil mi?

Her ramazanın başında, hayıflandığımız bir mesele var ki, bu sene de gafletimize geldi… Bu güzel şeairin veya Kur’an Bayramının insani sosyalleşmenin zirveye çıkışını gerçekleştirdiği halde, geçmiş zamanlarda olduğu gibi yine gelişine hazırlık yapamadığımıza hüzünlenip duruyoruz. Belki de Receb-i Şerif ile birlikte oturup hazırlıklara başlamamız gerekiyordu. Fertten ta ülkenin büyük kalabalıklarına kadar… Kendi ailemizden, globalleşen şu dünyamızdaki komşu milletlere… Ramazan temizliği, hazırlığı ve süslemelerine evimizden başlayarak; imkânı yetersiz olan civarlara, caddelere ve hatta alış-veriş merkezlerine kadar bu kudsi bayramın süs ve bayraklarını asmamız gerekiyordu. Dedim ya, yine unuttuk. İçinde bulunduğumuz zamanın keşmekeşliği, dağınıklığı ve hâkim cereyanların tasallutu, mübarek mevsimin kapısından içeriye adımımız atana kadar, adeta bizi hipnoz ediyor ve ancak Ramazan-ı Şerif ile birlikte Ahir Zaman manyetizmacılarının sihirleri ve hipnozları bozuluyor. Belki de, ihtiyacını hissettiğimiz gelecek ramazanların hazırlıklarını, projelerini, her yerde bayrak bayrak dalgalandırılması çalışmasını yine şu Ramazan-ı Şerifin içinde yapmalıyız. Şeytanların tutsak, malaniyattan içtinap ettiğimiz ve Müslümanların olabildiğince birbirilerine muhabbet ve şefkatle baktığı bu Ramazan’ın içinde “Gelecek Ramazanın” hazırlığına başlamak, en kolay metot olsa gerek. Eksiklerimiz, aksaklıklarımız, ihtiyaçlarımız, yeni hizmetlerimiz ve sosyal hayatımızın icap ettirdiği diğer hususları bu Ramazanda daha iyi hissediyor ve hatta görebiliyoruz.

Farkında olamazsak da şeair olarak Ramazan-ı Şerifin, sınır tanımadan dünyamızın ekseri coğrafyalarında ve bilhassa metropollerinde, milliyetimizi dalgalandırıyor. Yüzlerce devletlerin idare saraylarında ve meclislerinde, varlığını ilan eden Ramazan-ı Şerifi bayraklaştırdığımız nispette millet olarak değer kazandığımızı, bu kudsi mevsimde Müslümanları gıpta ile seyreden bakışlardan anlıyoruz. Esasında biz o bayrağı yükselterek dalgalandırmaya çalışırken; hem millet, hem aile ve fert olarak yükseldiğimizin de farkındayız. Melbourne’dan Atlanta’ya sofralarımızda birlikte iftar ettiğimiz milyonlarca Hıristiyan, Budist, Hindu ve Yahudi ile o bayrağı dünyamızın beş kıta ve yedi ikliminde dalgalandırdığımızın da şuurunda olmalıyız değil mi?

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*