Ramazan’ı müjdeleyen gece: Berat Gecesi

Mübarek üç aylardan olan Şaban ayının on beşinci gecesi Berat Gecesi’dir. Bu gece Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin ifadesiyle “Elli senelik bir mânevî ibâdet ömrünü ehl-i îmana kazandırabilen”1 kudsî bir gecedir.

Hiç şüphesiz bu kudsî gece pek çok önemli husûsiyete ve kıymete hâizdir. Fakat bunlara değinmeden önce “Berat” kelimesinin ne olduğuna değinmek istiyorum. Böylece bu gecenin mahiyetini daha iyi anlayabiliriz. “Berat” kelimesi “el-berâe” kelimesinin Türkçede kullanılan şeklidir. Lûgatte ise borçtan, isnad olunan bir suçtan ve bir hastalıktan kurtulmak; devlet büyükleri tarafından verilen fermanlar ve verilen vergiler karşılığında alınan makbuzlar gibi anlamlara gelmektedir. Dinî terim olarak Cenâb-ı Hakk’ın şefkat ve rahmetinin tecelli ettiği, kullarını bağışladığı, kalbi ve ruhu mânevî yaralardan ve âhirette ebedî hastalık olan günahlardan arındırdığı Şaban ayının on beşinci gecesi için kullanılır.

Şimdi ise bu gecenin husûsiyetlerine değinelim. Bu gecenin en önemli özelliklerinden biri, bizlere on bir ayın sultanı olan Ramazan ayının geleceğini haber vermesi ve müjdelemesidir. Bu gece, Allah’ın af ve bağışlamasının bir derya gibi coştuğu bir gecedir. Çünkü Cenâb-ı Hak bu gece, anne-babasına âsi olanlar ve kendisine ortak koşanlar dışında kalan bütün kullarını bağışlar.2 Peygamberimiz Efendimize (asm) tam bir şefaat yetkisi bu gecede verilmiştir. Bu gece, nice hikmetli işlerin ayırt edildiği ve görüldüğü, insanların bir yıl içerisinde işleyecekleri fiillerle ilgili dosyaların dört büyük meleğe tevdî edildiği bir gecedir. Zîra bu gecede; rızıklarla ilgili dosya Mikail’e (as), harplere, depremlere ve çöküntülere ait olaylarla ilgili dosya Cebrail’e (as), vefat edeceklerle ilgili dosya Azrail’e (as), diğer işlerle ilgili dosya İsrafil’e (as) verilir. Yani o sene içerisinde kimin yoksulluk çekeceği, kimin zenginlik göreceği, kime ne kadar rızık verileceği, kimin ne zaman öleceği ve kimin ne zaman doğacağı hep bu gecede takdir edilir. O yılın hacıları dahi bu gecede kaydedilir. Kısaca, herkesin ve her şeyin o sene içerisindeki mukadderatı tespit edilir. Böylece bu kudsî gece, o senenin bir nevî çekirdeği hükmünde olur.

Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri, “Leyle-i Berat bütün senede bir kudsî çekirdek hükmünde ve mukadderât-ı beşeriyenin programı nev’inden olması cihetiyle Leyle-i Kadrin kudsiyetindedir. Her bir hasenenin Leyle-i Kadir’de otuz bin olduğu gibi, bu Leyle-i Berat’ta her bir amel-i sâlihin ve her bir harf-i Kurân’ın sevabı, yirmi bine çıkar. Sair vakitte on ise, şuhûr-u selâsede yüze ve bine çıkar. Ve bu kudsî leyâli-i meşhûrede, on binler yirmi bin veya otuz binlere çıkar. Bu geceler elli senelik bir ibâdet hükmüne geçebilir. Onun için elden geldiği kadar Kur’ân’la ve istiğfar ve salâvatla meşgul olmak büyük bir kârdır.”3 buyurarak bu gecenin bütün bir senenin çekirdeği hükmünde olduğunu belirtmiş ayrıca gecenin kudsiyetini ve geceyi nasıl değerlendireceğimizi ifade etmiştir.

İnşâallah bizler de bu mübarek geceyi, Kur’ân-ı Kerim hatimlerine iştirak ederek, Cevşen başta olmak üzere evrad ve ezkâr okuyarak, varsa kaza namazı yoksa nafile namazlar kılarak, bol bol salâvat çekerek, günahlarımızdan bağışlanma dileyerek, hata ve kusurlarımız için istiğfar ederek gün ağarıncaya kadar değerlendirebilirsek, elli senelik bir ömürde ancak kazanılabilecek bir neticeyi elde edebiliriz. Böylece fânî olan ömrümüzü mânen uzatmış oluruz. Ayrıca bu saydığım ibâdetleri daha ihlâslı ve feyizli hâle getirmek, hem şevke ve gayrete gelmek, şahs-ı mânevîye dâhil olmak, cemaat sevabı almak kısaca geceyi en güzel şekilde ihya edebilmek için bu geceyi medrese-i nûriyelerde ihya edebiliriz. Ne mutlu, bu geceyi medrese-i nûriyelerde geçirip de hissesi ziyade olana.

Bir başka hadîs-i şerifte ise “Şaban ayının yarısı on beşinci gecesi olunca, o geceyi ibadetle, gündüzünü oruçla geçiriniz. Çünkü Cenâb-ı Allah’ın rahmeti o gece güneşin batmasıyla dünya semasına tecelli eder ve şöyle nidâ eder: ‘Bağışlanmak, af dileyen yok mu? Onu affedeyim, günahlarını bağışlayayım. Rızık isteyen yok mu? Ona rızık vereyim. Şifa dileyen yok mu? Ona şifa vereyim. Bir derde müptela olan yok mu? Derdine deva vereyim’. Bu hâl güneş doğuncaya kadar devam eder.”4 buyuran Peygamber Efendimiz (asm), biz Mü’minleri müjdeleyerek Cenâb-ı Hakk’a yönelmeye, duâ etmeye ve gündüzünü oruçlu olarak geçirmeye teşvik etmiştir. Çünkü bu gece rahmet kapıları açılır ve yapılan duâlar geri çevrilmez.

Bu gecenin kudsiyetini ifade eden ve biz Mü’minlerin gönlüne su serpen hadîs-i şerifler çoktur. Bizler, bu müjdeli hadîs-i şeriflerle gayrete gelmeli, daha önce de ifade ettiğim gibi bu geceyi ibâdetle en güzel şekilde değerlendirmeli ve gündüzünü de oruçlu geçirerek, Cenâb-ı Hakk’ın bağışladığı kullardan olmaya çalışmalıyız. Unutmayalım ki “Allah-u Teâlâ rahmetiyle Şaban ayının on beşinci gecesi dünya semasında tecelli eder ve Kelb kabilesi koyunlarının kılları sayısından daha fazla kişiyi bağışlar.”5

Rabbim bizleri bu kudsî geceyi en güzel şekilde ihya etmeyi ve bağışladığı kullarından olmayı nasip eylesin. Âmin.

Dipnotlar:

1- Şuâlar, Said Nursî, Yeni Asya 2013, S. 798

2- Tirmizî, Savm, 38

3- Şuâlar, Said Nursî, Yeni Asya 2013, S. 798

4- İbn Mâce, İkame,191

5- Tirmizî, Hadis No: 739

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*