Risale-i Nur’a hizmet

Çağımızın eşsiz tefsiri ve Kur’ân’ın manevî bir mu’cizesi olan Risale-i Nur, hâvî olduğu hakikatlerle hem günümüzü, hem istikbali aydınlatan, hem de geçmişten gelen birikmiş bütün şüphe, vesvese, suâl ve benzeri şeyleri izale edip fikre ve hayata hayat ve istikamet veren bir hakikatler manzumesidir.

Evet, “Risale-i Nur, hususi bir kalbi ve has bir vicdanı ıslâha çalışmıyor, belki bin seneden beri tedarik ve teraküm edilen müfsid âletlerle dehşetli rahnelenen kalb-i umumiyi ve efkâr-ı âmmeyi ve umumun ve bahusus avâm-ı mü’minînin istinadgâhları olan İslâmî esasların ve cereyanların ve şeâirlerin kırılmasıyla bozulmaya yüz tutan vicdan-ı umumîyi Kur’ân’ın i’câzıyla ve geniş yaralarını Kur’ân’ın ve imanın ilâçlarıyla tedavi etmeye çalışıyor. Bu zamanda Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan’ın i’caz-ı manevisinden çıkan Risale-i Nur, o vazifeyi görmekle beraber, imanın hadsiz mertebelerinde terakkiyât ve inkişafata medardır.”1 Hem Risale-i Nur, “sair ulemanın eserleri gibi, yalnız aklın ayağı ve nazarıyla ders vermiyor ve evliya misillü yalnız kalbin keşif ve zevkiyle hareket etmiyor. Belki aklın ve kalbin ittihat ve imtizacı ve ruh ve sair letaifin teavünü ayağıyla hareket ederek evc-i alâya uçar.”2 Bu sebeple, Risale-i Nur’un gıda ve taam hükmündeki hakikatlerinden hem akıl, hem ruh, hem nefis, hem duygular hisselerini almaktadırlar. Yoksa yalnız akıl cüz’î bir hisse alıp sair aza ve duyguların gıdasız kalması insanı mükemmele götürmez. Çünkü ”insanın akıl, ruh, sır, nefis gibi pek çok vazifedar letaifi ve hasseleri vardır. İnsan-ı kâmil odur ki: Bütün o letaifi; kendilerine mahsus ayrı ayrı tarîk-ı ubudiyette, hakikat canibine sevk etmek ile Sahabe gibi geniş bir dairede, zengin bir surette, kalb bir kumandan gibi, letaif askerleriyle kahramanane maksada yürüsün. Yoksa kalb, yalnız kendini kurtarmak için askerini bırakıp tek başıyla gitmek, medar-ı iftihar değil, belki netice-i ızdırardır.”3 Bu mühim sırdan dolayıdır ki, “Risale-i Nur, sair ilimler ve kitaplar gibi okunmamalı. Çünkü ondaki iman-ı tahkiki ilimleri, başka ilimlere ve maariflere benzemez. Akıldan başka çok letaif-i insaniyenin kut ve nurlarıdır.”4

“Evet, bir adamın imanı, ebedî ve dünya kadar bir mülk-i bakinin anahtarı ve nurudur. Öyle ise, imanı tehlikeye maruz her adama, bütün küre-i arzın saltanatından daha faydalı bir saltanat, bir fütuhat kazandıran Risaletü’n Nur’a”5 hizmet etmek, onun intişarına vesile olmak bu zamanın en kudsî ve nuranî vazifesidir. Üstad Bediüzzaman Hazretleri, Risale-i Nur’a hizmetin ehemmiyetini her fırsatta dile getirdiğini Risale-i Nur’da görmekteyiz. Çok mühim ifadelerinden biri şudur: “Aziz kardeşlerim, siz kat’î biliniz ki, Risale-i Nur ve şakirtlerinin meşgul oldukları vazife, ruy-i zemindeki bütün muazzam mesailden daha büyüktür.”6 Risale-i Nur’a hizmeti kısaca okumak, yazmak ve neşrine çalışmak olarak beyan eden Üstad Bediüzzaman Hazretleri, “Beş on dakika dahi olsa Risale-i Nur’u okumak veya dinlemek veya yazmak cihetiyle bir miktar meşguliyet, hakikî talebe-i ulumun sevablarına ve şereflerine mazhar olunacağı”7 hem de beş türlü ibadet kazandıracağını belirtmektedir.8 Hiçbir eserde görülmeyen bu özellikler sadece Risale-i Nur’da vardır. Ayrıca, Risale-i Nur, kendi sadık mensuplarına beş türlü ibadetle birlikte, “beş türlü de dünyevî faide sağlamaktadır.”9 Bu faideler ise: “Rızıkta bereket, kalpte rahat ve sürur, maişette sühulet, işlerinde muvaffakiyet ve talebelik faziletini almakla bütün Risale-i Nur Talebelerinin has duâlarına ve salih amellerine hissedar olmaktır.”10 Evet, “Nurlarla ya okumak ve okutmak veya yazmak suretindeki meşguliyet-–tecrübelerle—kalbe ferah, ruha rahat, rızka bereket, vücuda sıhhat veriyor.”11

Risale-i Nur’a hizmetin bir başka kazancı, “Her biri bin yerden gelen günahlara karşı mukabele ve galebe sağlamaktır.”12 “Risale-i Nur Talebeleri arasındaki ‘iştirak-ı amal-i uhreviye’ kanunuyla ve samimî ve sadık tesanüd sırrıyla, bin taraftan hücum eden günahlara karşı bin dil ile mukabele eder. İhlas ve sadakat ve Sünnet-i Seniyyeye mütabaat ve hizmet derecesine göre o küllî ubudiyete sahip olur.”13 “Halis talebe-i ulum ünvanına Risale-i Nur Şakirtleri bu zamanda tam liyakat göstermişler”14 diyen Üstad Bediüzzaman Hazretleri, günümüzün dertlerinden biri olan geçim sıkıntısına dikkat çekerek, çarenin Risale-i Nur’a hizmette ve ona hakikî talebe olmakta olduğuna şu ifadeleriyle ışık tutmaktadır: “Evet her tarafta bu derd-i maişet herkesi sarsıyor. Ehl-i dalâlet bundan istifade eder. Ehl-i diyanet de kendini mazur bilir, ‘Zarurettir, ne yapalım?’ der. Demek ki, Risale-i Nur şakirdleri bu açlık ve zaruret musîbetine karşı, yine Nur’la mukabele etmeli. Her şakirdin vazifesi, yalnız kendi imanını kurtarmak değil; belki başkasının imanlarını da muhafaza etmeye mükelleftir. O da hizmete ciddî devam ile olur.”15

Risale-i Nur’a hizmetin bir kazancı da, maddî ve manevî sıkıntılardan kurtarmaya vesile olmasıdır. “Bizim her derdimize ilâç olan Risale-i Nur” ile meşgul olanlarda sıkıntı hastalığı ya yok veya pek azdır.”16 diyen Üstad Bediüzzaman Hazretleri, “Çok tecrübelerle ve bilhassa bu sıkı ve sıkıntılı hapiste kat’î kanaatim gelmiş ki: Risale-i Nur ile kıraaten ve kitabeten iştigal, sıkıntıyı çok hafifleştirir, ferah verir. Meşgul olmadığım zaman o musîbet tezauf edip lüzumsuz şeylerle beni müteessir eder.”17 ifadeleriyle günümüzün bu mühim derdine de derman olacak ilâç ve reçeteyi sunmaktadır.

Risale-i Nur’a hizmet şehadet makamı kazandırmakla birlikte hadsiz menfaate medar olduğu gibi “korkulara hatta ölüme karşı en mühim bir siper, bir nokta-i istinadtır. Çünkü ölüm gelse, bir ruhu alır. Sırr-ı uhuvvet-i hakikiye ile rıza-yı İlâhî yolunda, âhirete müteallik işlerde kardeşleri adedince ruhları olduğundan, biri ölse, ‘Diğer ruhlarım sağlam kalsınlar. Zira o ruhlar her vakit sevapları bana kazandırmakla mânevî bir hayatı idame ettiklerinden, ben ölmüyorum’ diyerek, ölümü gülerek karşılar. Ve ‘O ruhlar vasıtasıyla sevap cihetinde yaşıyorum, yalnız günah cihetinde ölüyorum’ der, rahatla yatar.”18 Böylece kıyamete kadar kabrine yardımlar yağar ve hasenesi bol olarak haşir meydanına gider ve mahkeme-i kübraya çıkar. İnşaallah ashab-ı Cennet olur. Zaten “Risale-i Nur’a hizmetin en mühim iki neticesi olan, 1- Âyât-ı Kur’aniyenin işaretiyle imanla kabre girmek. (Bu hususta Birinci Şuâ’nın yirmi altıncı âyeti bahsine bakılabilir) 2- Bütün şakirtlerin manevi kazançlarına Nur dairesindeki şirket-i maneviye sırrıyla, umum onların hasenatlarına hissedar olmak.”19 kazancı bütün kazançların esasını teşkil etmektedir. Böylece, Risale-i Nur’a hakikî manada hizmet eden ve hakikî Nur Talebesi ünvanını alan, günümüzde adeta bir nevî “aşere-i mübeşşere” gibi ‘talebe-i mübeşşere’ olmaktadır.

Rabbimizden niyazımız: Bizleri de bu daireye dâhil ve layık edip, bu nurânî hizmette hizmetkâr yapsın ve “Kıyamete kadar Risale-i Nur kisvesinde hakaik-ı imaniye ve esrar-ı Kur’âniye ile kemal-i ferah ve sevinçle meşgul eylesin, inşâallah. Âmin.”20

Dipnotlar:
1- Sikke-i Tasdik-i Gaybi 53.
2- age.275.
3- Sözler 804.
4- Sikke-i Tasdik-i Gaybi 258.
5-Kastamonu Lâhikası 44.
6- Emirdağ Lâhikası 90.
7- age. 657.
8- age. 328.
9- age. 325.
10- age. 328.
11- Şuâlar 410.
12- Sikke-i Tasdik-i Gaybi 134.
13- age. 134.
14- Hizmet Rehberi 121.
15- Kastamonu Lâhikası 68.
16- Hizmet Rehberi 123.
17- Şuâlar 267.
18- Lem’alar 393.
19- Hizmet Rehberi 107.
20- age. 113.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*