Şahidi de var, belgesi de!

Bediüzzaman Said Nursî’nin hayatını anlatan “Hür Adam” filminin basın gösteriminin yapılması, ‘ifsat şebekeleri’ni harekete geçirmiş görünüyor. Tevafuk olsa gerek, hem filmde, hem de Risâle-i Nur eserlerinde pek çok yerde ‘ifsat komiteleri’ tâbiri geçer…

Yeri gelmişken o ifadelerin birini hatırlayalım: “Risâle-i Nur, otuz senelik müthiş bir zamanda gizli dinsiz ve ifsad komitelerinin hücumlarına rağmen îman hakîkatleri derslerini yüz binler nüshalarıyla her tarafta neşrettiler ve binler kalemlerin gayretleriyle matbaalara ihtiyaç bırakmadan Kur’ân’ın bu yeni dersleri yayıldı, milyonlarca insanın îmanlarının takviyesine vesîle oldu.” (Tarihçe-i Hayat, s. 31)

“Hür Adam”ın vizyona gireceği 7 Ocak 2011 tarihi yaklaşırken filmi engelleme çalışmalarına da hız verilmiş görünüyor. Bir yandan aleyhte yayın yapılıyor, bir yandan da hukukî engel için gayret sergileniyor. Bütün bu engelleme çalışmalarının ters teperek netice itibarıyla ‘fayda’ya sebep olacağını tahmin ediyoruz.

“Bir kısım medya,” filmdeki “Hür Adam”ın “Paşa”ya itiraz etmesi, onun önünde “bacak bacak üstüne atması” ve “ona kızıp odasından çıkması, kapıyı çarpması” sahnelerine itiraz ediyorlar. Dedikleri şu: “Bu sahnenin şahidi var mı? Kim ‘Paşa’ya itiraz edebilir? İtiraz ettiği halde nasıl olur da ‘kelle’sini koruyabilir?”

Tabiî ki kelimesi kelimesine bunu söylemiyorlar, ama itirazlarının özünde bu düşünceler var. Hemen ifade edelim ki, Bediüzzaman ile M. Kemal’in karşılaşması inkâr edilecek bir hadise değildir. Hem şahidi, hem de ‘belge’si vardır. Şahitlerden biri olan (merhum) Abdülgani Ensari Efendi’nin anlattıkları yıllar önce yayınlanan kitaplarda yer almıştır. (Tekraren 2 Ocak 2011 tarihli [bugünkü] Yeni Asya’da yayınladı.) Bunun haricinde sözkonusu karşılaşma ve tartışmayla ilgili bilgiler Said Nursî’nin hayatını anlatan hemen her kitapta yer almıştır. Netice olarak bu ‘bilgi’ ilk defa bugün dile getiriliyor değil. Bu bilgilerin yayınlandığı kitaplar gizli kapaklı kitaplar da değil, neredeyse bin defa mahkemelere konu olmuş, haklarında dâvâ açılmış ve onlarca defa ‘bilirkişi incelemesi’ne tâbi tutulmuştur. Tamamında da beraat eden bu eserlerde anlatılan bir karşılaşmayı, bir ‘bilgi’yi inkâr etmek ve yalanlama cihetine gitmek için bugünü mü beklediniz?
Kabul ettirebileceklerini düşünseler, “Gönüllü Alay Kumandanı Molla Said”in, devrin yöneticileri tarafından Ankara’ya dâvet edildiğini ve “tören”le karşılandığını da inkâr edecekler! “Belge yok” diyorlar. Yarım asırdır basılan, okunan ve mahkemelerde yargılanan kitaplar delil olarak yetmez mi? Muhtemelen başka belgeler de vardır, ama ‘resmî tarih’çiler, işlerine gelmediği için o belgeleri açıklamıyorlar…

Hem o dönemde yaşanan her hadisenin belgesi mi var? Ya da ‘belgesi yok’ diye onlarca ve yüzlerce hadiseyi inkâr mı edeceğiz? Ona bakılırsa ‘tek parti’ devrinde yapılan yüzlerce yanlışın da ‘belge’si yok! “Hiç yanlış yapılmadı” diye mi kabul edeceğiz? Belge olmaması, yapılan yanlışların olmadığını değil; gücü elinde bulunduranların “belge düşmanı” olduğunu da gösterir.

“Hür Adam” filmi vesilesiyle başlayan bu tartışmalar İnşâallah hayırlara vesile olacak. Genç nesil ‘yakın tarih’imizde nelerin yaşandığını ve nelerin gizlendiğini biraz daha iyi anlayacak. “Belge”ler konuşacak, inkâr edenler mahcup olacak…

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*