Sosyal medya paylaşımlarındaki en önemli kriter: İhlâs

Can alıcı soruyu vakit kaybetmeden nazara verelim: Paylaşımlarımızdaki amacımız nedir? Allah (cc)’ın rızasını mı, yoksa âciz kulların “beğenisini!” mi kazanmak? “Amelinizde rıza-yı ilâhî olmalı”1 düsturunu hatırlamamız gerekmez mi? Beğeni sayısını artırmak mı yoksa Rabbimizi razı etmekten mi mutlu oluyoruz?

Hastanelerde “İnternet bağımlılığı poliklinikleri”nin açılmaya başlamasında sosyal medyanın tesiri çok fazla. Beğeni sayısının az olması, beğendiğimiz kişilerin karşılık vermemesi, saatlerce sosyal medyada vakit geçirmek, tuvalette bile cep telefonundan ayrılamamak, bilhassa akranlarının zengin hayat sürmesi, evlenmesi, eğlenmesi ve tatile gitmesine imrenme, kıskanma gibi sebepler çoğu insanın psikolojik sorunlar yaşamasına neden oluyor.

Şeytan sağdan nasıl yaklaşır?

Şeytan her zaman soldan yaklaşmaz. Bazen hayır zannıyla sağdan yanaşır. İbadet hayatının dar dairede kalması gerekirken umuma bilgilendirme yapmanın manası nedir? Kıldığımız namazların, iftar saatindeki dualarımızın, okuduğumuz cevşen, Kur’an ve Risaleleri hangi maslahata binaen paylaşıyoruz?

Yürek sızlatan bir diğer mevzuda mali ibadetlerin paylaşımı. Sağ elin verdiğini sol elin görmemesi gerekirken siyasi şovmenler gibi yaptığımız maddi yardımları paylaşmak ihtiyaç sahibini rencide etmez mi? Kaş yaparken göz çıkarmış olmuyor muyuz?

Polemiğe girmenin kârı var mı?

Vebalini düşünüp sosyal medyada kimseyle polemiğe girmemeliyiz. Üstadımızın; “Kardeşlerim, çok dikkat ve ihtiyat ediniz. Sakın, sakın hocalarla münakaşa etmeyiniz. Mümkün olduğu kadar musalâhakârane davranınız. Enaniyetlerine dokunmayınız. Bid’at taraftarı da olsa ilişmeyiniz. Karşımızda dehşetli zındıka varken, mübtedi’lerle uğraşıp, onları dinsizlerin tarafına sevk etmemek gerektir.”2 ifadeleri yapmamız gerekenleri yoruma hacet bırakmadan özetliyor. Emirdağ Lahikası, 80. Mektup,

Şu ana kadar bu tarz diyaloglara girip de karşı tarafı ilzam edene rast gelemedik. Zira yazışmalar uzadıkça nefse uymak kolaylaşıyor, kaba tâbirler, hakaretler havada uçuşuyor. En üzücü yanı da siyasi tarafgirlik, din, ya da risale adına yapılması. Bu zamanda her yazışma umuma açık olduğu ve hızlı bir şekilde yayıldığı için; hesap gününü düşünmeli ve kul hakkına sebebiyet verecek hâllerden uzak durmalıyız. Kelimeler ateş olarak dönecekse o sözleri söylememek gerekir.

Aynaya bakma vakti gelmedi mi?

Evet, sosyal medyanın hayatımızdaki yeri hakkında bir sorgulama yapmanın zamanı geldi. Daha fazla ertelememeliyiz. Fabrika ayarlarına dönmek zorundayız. İlk iş olarak niyetlerimizi sorgulamalı ve rıza-i ilâhi istikametinde olmalıyız. Kırmızı çizgilerimizden (yeme-içme, eş-kız evlat paylaşımları gibi) taviz vermemeliyiz.

Paylaşımlarımız şahsı değil, şahs-ı mânevîyi nazara vermeli. Yeni Asya gazetesi birinci sayfası, Üstadın o günkü Lahika sayfasındaki yer alan pasajı, Risale-i Nur’dan metin ve video, yazarlarımızın makaleleri gibi paylaşımlar yapmalıyız. Sayı ve sonuç odaklı çalışmadığımız için paylaşımların revacına kıymet vermemeliyiz. “Rızâ-i İlâhîye göre sırf hizmet-i imaniyeyi yapmaktır, vazife-i İlâhiyeye karışmamaktır.”3 kaidesini yaşamalıyız. Önemli olan bu alandaki vazifeye odaklanmaktır. O da doğru yerde doğru paylaşımı yapmak olsa gerektir.

Rabbim cümlemize sosyal medyaya hakkından daha fazla süre ayırmamayı, helâl dairede kalabilmeyi, sayı ve sonuç odaklı değil şahs-ı mânevî nazarlı paylaşım yapmayı ihsan eylesin inşaAllah! Âmîn!..

Dipnotlar:

1-Lem’alar, s.275,
2-Emirdağ Lâhikası,s.162
3-Emirdağ Lâhikası, s. 575.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*