Abdullah İbn Zübeyr (624-692)

“Nakl-i sahih-i kat’i ile [Peygamber Efendimiz (asm)] hacamat edip, mübarek kanını Abdullah ibni Zübeyr şerbet gibi içtiği zaman ferman etmiş: ‘İnsanların senden çekeceği var. Senin de insanlardan çekeceğin var’ deyip, harika bir şecaatle ümmetin başına geçeceğini ve müthiş hücumlara maruz kalacaklarını ve insanlar onun yüzünden dehşetli hadiselere giriftar olacaklarını haber vermiş. Haber verdiği gibi çıkmış. Abdullah ibni Zübeyr, Emevîler zamanında, hilâfeti Mekke’de ilân ederek kahramanâne çok müsademe etmiş. Nihayet Haccac-ı Zalim büyük bir orduyla üzerine hücum ederek, şiddetli müsademeden sonra o kahraman-ı âlişan şehid edilmiş.” (Mektubat, s. 103)

Cennetle müjdelenen büyük sahabe Hazreti Zübeyr’in (ra) oğlu ve anne (Esma) tarafından Hazreti Ebubekir’in (ra) torunudur. Ünlü yedi Abdullah’tan biridir (abadile-i seb’a). Emevi Hanedanına ve halifeliğin saltanata dönüştürülmesine karşı halifeliğini ilan eden sahabedir. Risale-i Nur’da kendisi için “kahraman-ı âlişan” (Mektubat, s. 103) ifadelerine yer verilmiştir. Hicretten sonra Medine’de doğan ilk Muhacir çocuğudur. Künyesi Ebu Bekr Abdullah bin Zübeyr bin Avvam el-Kureyşî şeklindedir.

Abdullah 624 yılında Medine’de doğdu. O, Medine’ye hicret ettikten sonra burada dünyaya gelen ilk Muhacir çocuktu. Doğumu büyük bir sevince vesile oldu. Çünkü, Yahudilerin iddialarına göre, Muhacirler büyülenmiş olup, artık çocuk sahibi olamayacaklardı. Böylece doğum olayından sonra yalanlanmış oldular. Abdullah ismi bizzat Peygamber Efendimiz (asm) tarafından kondu. Çocuk denecek yaşta savaş ve seferlere katılmaya başladı. İlk olarak babası ile birlikte Suriye’nin fethine katıldı. Yermük Savaşı’nda bulunduktan sonra, Mısır’ın fethi için gönderilen ve babasının kumandanlığını yaptığı yardımcı kuvvetin içinde yer aldı. Bilahare muhtelif zamanlarda çeşitli savaş ve seferlerde bulunarak kahramanlığıyla şöhret buldu. Roma İmparatorluğunun asilzadelerinden ve İfrikiya’nın genel valisi olan Gregor (Gregorius) ile giriştiği çarpışmada onu öldürdü ve böylece Müslümanların galip gelmesinde çok büyük katkısı oldu (M. Seligsohn; “Abdullah b. Al-Zubayr”, MEBİA, 1. C., s. 45).

Abdullah, Hazreti Osman (ra) zamanında Kur’an-ı Kerim’in nüshalarının çoğaltılması maksadıyla teşkil edilen dört kişilik heyetin içinde yer aldı. Daha önce Hazreti Ebubekir (ra) Kur’an-ı Azimüşşanın nüshalarını bir araya toplatılmıştı. Sıra, çoğaltılmasına ve muhtelif beldelere gönderilmesine gelmişti. Bu ulvi görevi ifa edecek seçkin kişiler arasında yer almasının sebebi Kurra hafızı olmasıydı.

Hazreti Osman’ın (ra) son döneminde çıkan fitnede halifenin korunması maksadıyla, elinden gelen gayreti gösterdi. Hazreti Ali (ra) zamanında çıkan ihtilafta Hazreti Aişe’nin (ra) yanında yer aldı. Cemel Savaşı’ından sonra teyzesi Hazreti Aişe ile birlikte Medine’ye döndü. Daha sonraki dönemde cereyan eden Hakem Olayı’nda herhangi bir girişimde ve müdahalede bulunmadı. Muaviye döneminde Medine’de oturmaya devam etti.

Muaviye’nin, oğlunu veliaht tayin etmesi üzerine Abdullah, Hazreti Hüseyin (ra), Abdullah bin Ömer ve Abdurrahman bin Ebu Bekir ile birlikte bu tasarrufa karşı çıktı. Muaviye, oğlu Yezid’e daha hayatta iken biat edilmesini sağlamak amacıyla Medine valisi Mervan bin Hamkem’e bir mektup yazarak; yaşlandığını, kendisinden sonra kargaşa çıkmasını istemediğini ve bu konuda Medinelilerle istişare etmesini istedi. Mektubu alan Mervan halkı topladı ve durumu kendilerine bildirdi. Halifenin kendisinden sonrakini seçtiğini ve işi halka bırakmayarak oğlu Yezid’i veliaht yaptığını bildirdi. Abdurrahman bin Ebi Bekr ayağa kalkarak, “Siz Ümmet-i Muhammed’in iyiliğini düşünmüyorsunuz. Bu işi saltanat haline getirmek istiyorsunuz. Bir sultan ölecek, yerine oğlu geçecek” (Doğuştan Günümüze Büyük İslam Tarihi, Çağ Yay. 2. C. İstanbul 1986, s. 309) diye mukabelede bulundu. Ayrıca Hazreti Hüseyin, Abdullah bin Ömer ve Abdullah bin Zübeyr (ra) de Muaviye’nin kararına karşı çıktılar. Mervan, tüm bunları yazdığı cevabi mektubunda dile getirdi.

Muaviye, sözkonusu kararına karşı çıkan bu büyük sahabeler görüşüp, onları ikna etmek gayesiyle Mekke’ye gitti. Sahabeler Muaviye ile görüşme görevini Abdullah bin Zübeyr’e verdiler. Muaviye; Yezid’e halifelik unvanının verilmesine destek olmaları halinde, her emirlerinin yerine getirileceği, kendi sözlerinden dışarı çıkmayacağı, her isteklerini ona yaptırabilecekleri mealinde sözler sarf etti. Abdullah ise; “Resulullah’ın yaptığı gibi yaparsınız. Hazreti Peygamber (asm), vefat ettiği zaman kimseyi yerine veliaht yapmamıştı. Halk daha sonra Ebu Bekr’i seçti” şeklinde karşı talepte bulundu. Muaviye’nin, şu anda aranızda Ebu Bekr gibi birisi yok deyince de; “Ebu Bekr, bu işi kendi akrabasından olmayan bir Kureyşliye bıraktı, onu halef bıraktı. İsterseniz Ömer’in yaptığı gibi yapınız. Ömer de kendisinden sonra kimin halife olacağını kendi oğlu ve kardeşinin içinde yer almadığı altı kişilik bir şuraya havale etmişti.” dedi. Bu görüşmelerden bir netice alınamadığı gibi, tarafların tutumunda herhangi bir değişiklik olmadı. Bilahare Muaviye, oğluna yaptığı vasiyette kendisi için her türlü uygun ortamı hazırladığını, itirazların çok fazla olmayacağını ve sadece söz konusu üç şahsın itiraz edebileceğini bildirdi.

Yezid, babasının yerine geçtikten sonra Medine Valisinden, Hazreti Hüseyin ve üç Abdullah’ı biate zorlamasını istedi. Vali daha henüz harekete geçmeden söz konusu şahıslar Mekke’ye gittiler. Abdullah, Küfelilerin yaptığı daveti uygun bulduğunu, Hazreti Hüseyin’e bildirdi. Hazreti Hüseyin’in (ra) şehit edildiği Kerbela faciasından sonra Yezid’e karşı yürütülen muhalefette ön sıraya bu kez Abdullah bin Zübeyr geçmiş oldu. Ancak, Yezid’e biat etmediği gibi, herhangi bir harekete de girişmeyerek beklemeyi tercih etti. Biat edilmemesine kızan Yezid, birkaç kez kuvvet kullanmak dahil olmak üzere, giriştiği teşebbüslerden netice alamadı ve çok genç yaşta öldü (683).

Abdullah, Yezid’in ölüm haberini aldıktan sonra halifeliğini ilan etti. Diğer taraftan Suriyeliler Yezid’in oğlu II. Muaviye’ye biat ettiler. II. Muaviye iki ay sonra ölünce de Mervan bin Hakem’e biat ettiler. Böylece iki ayrı yerde halifelik teşekkül etmiş oldu. Mervan, hızla harekete geçerek Abdullah’a biat etmeye hazırlanan bölgelere kuvvet gönderip, buraları kendine bağladı. Ancak, Mervan da kısa bir süre sonra ölünce yerine oğlu Abdülmelik geçti. Bu sırada Mısır, Suriye ve Filistin’de Abdülmelik hüküm sürerken; Hicaz ve doğu bölgelerinde Abdullah bin Zübeyr etkili durumda idi. Ancak, bu iki ayrı bölgede ve iki ayrı halife de iç karışıklıklarla uğraşmakta idiler. Abdülmelik, Haccac bin Yusuf (Haccac-ı Zalim) komutasındaki bir orduyu Mekke üzerine yolladı. Mekke şehri kuşatıldı ve uzun bir süre kuşatma devam etti. Abdullah sonuna kadar mücadelesine devam etti. Teslim olmak yerine ölmeyi tercih etti ve şehit oldu (692).

Abdullah ibn Züber yaklaşık on yıl boyunca ve İslam dünyasının yarısına yakın bir alanında halifelik yaptı. Sahabelerin en genç olanlarından olup cesareti, yiğitliği, iyi bir kumandan olması ve önemli bir siyaset adamı olma gibi önemli özellikleriyle ön plana çıktı. Daha hayatta iken cennetle müjdelenen büyük bir sahabenin oğlu ve Hazreti Ebubekir gibi yüce bir insanın torunu olma şerefine nail oldu. Bu yüce insanların evladı olması, diğer taraftan Hazreti Aişe’nin (ra) yeğeni olması hasebiyle Peygamber Efendimize (asm) ve aile hayatına daha yakın olma imkanına kavuştu. Otuz üç hadis rivayet etti.

Abdullah (ra), tefsirde önemli bir konuma sahip olup, bu alanda sahabelerin ileri gelenleri arasında yer almaktadır. İbadete düşkün olması hasebiyle “mescit güvercini” manasına gelen “hamametü’l-mescid” lakabıyla da anılmıştır. (Hakkı Dursun Yıldız; “Abdullah b. Zübeyr b. Avvâm”, TDVİA., 1. C., s. 146).

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*