Akrep’teki ibret levhaları…

Birkaç gram ağırlığında olan akreplerden çoğumuz korkarız. Üstelik binlerce kat büyük olmamıza rağmen. Bu durum üzerinde ciddi düşünmemiz gerekiyor. Nasıl oluyor da kendimizle kıyasladığımızda bu kadar küçük olarak yaratılan bu canlıya mağlup oluyoruz? Bu hakikatten almamız gereken hisse nedir? Üstad hazretleri bu sorulara insan fıtratını nazara vererek Nur’un ilk Kapısı olan eserinde cevaplandırıyor:

“YEDİNCİ MUKADDEME: İnsan, bir nazik, nazenin çocuğa benzer. Zaafında büyük bir kuvvet, aczinde büyük bir kudret vardır. Eğer zaafını anlayıp dua etse, aczını bilip istimdat etse, metalibine öyle muvaffak olur ve makasıdı ona öyle musahhar olur ki, iktidar-ı zâtîsiyle, öşr-ı mi’şarına muvaffak olamaz. Nasıl ki, nazdar bir çocuğun ağlamasıyla matlubuna öyle muvaffak olur ve öyle kavîler ona musahhar olurlar ki, bin defa kendi kuvvetçiğiyle onlara yetişemez. Demek ki, saltanat-ı insaniyet, celb ve gasp etmekle ve galip olmakla değildir. Belki insana bu derece musahhariyetin sebebi, şefkat ve rahmet ve hikmet-i Hâlıktır ki, eşyayı insana musahhar etmiş. Bir gözsüz akrep ve bir ayaksız yılan gibi haşarata mağlûp olan insana, bir kurttan ipeği giydiren ve bir böcekten balı yediren, zaafının semeresi olan teshir-i Rabbânîdir.Yoksa netice-i iktidarı değildir. Ey Said! Madem ki iş böyledir; gurur ve enaniyeti bırak. Dergâh-ı ulûhiyetinde, acz ve zaafını, fakr ve fâkatını istimdat ve lisân-ı tazarru ve ubudiyetle ve duayla ilân et. Ve de: “Allah bize yeter; O ne güzel vekildir ” Âl-i İmrân Sûresi, 3:173.”

İnsanın kudreti zaafındadır. Bu şuurla orantılı olarak kuvvetleşir. Bebek ve çocukların durumu bu hakikati özetler. Gözsüz akreplere, ayaksız yılanlara mağlup olan insan, aynı zamanda böceğin balını yemesi kurtların ipeğini giymesini düşünmeli, Rabbimizin ikramı olduğunu tefekkür etmelidir. Bu fikri seyahat şefkat, rahmet ve hikmet üzerine yoğunlaşmalıdır. Eğer hakkıyla bu tefekkür yapılabilirse bizlere manevi kapılar açılacaktır. Gurur ve enaniyeti bırakmamıza, acz ve fakrla zaafımızı anlayacak, dua ve ibadetle Rabbimizin kapısını çalmamıza vesile olacaktır.

İnsanın fıtratında eleştiriler genelde hoş karşılanmamaktadır. Üstad hazretleri ondördüncü şuada bu eleştirilere velev ki “iftara!” nevinden dahi olsa nasıl bakmamız gerektiğini bizzat yaşadığı hadiseden izah etmektedir:

“Birinci hikâye: İki sene evvel benim hakkımda bir müdür sebepsiz, gıyabımda tezyifkârâne, hakaretli sözler söylemişti. Sonra bana söylediler. Bir saat kadar Eski Said damarıyla müteessir oldum. Sonra, Cenâb-ı Hakkın rahmetiyle şöyle bir hakikat kalbe geldi, sıkıntıyı izale edip o adamı da bana helâl ettirdi. O hakikat şudur:

Nefsime dedim: Eğer onun tahkiri ve beyan ettiği kusurlar şahsıma ve nefsime ait ise, Allah ondan razı olsun ki, benim nefsimin ayıplarını söyler. Eğer doğru söylemişse, beni nefsimin terbiyesine sevk eder ve gururdan beni kurtarmaya yardımdır. Eğer yalan söylemişse, beni riyadan ve riyanın esası olan şöhret-i kâzibeden kurtarmaya yardımdır. Evet, ben nefsimle musalâha etmemişim. Çünkü terbiye etmemişim. Benim boynumda veya koynumda bir akrep bulunduğunu biri söylese veya gösterse, ondan darılmak değil, belki memnun olmak lâzım gelir.

Eğer o adamın tahkiratı, benim imana ve Kur’ân’a hizmetkârlığım sıfatıma ait ise, o bana ait değil. O adamı, beni istihdam eden Sahib-i Kur’ân‘a havale ediyorum. O Azîzdir, Hakîmdir.
Eğer sırf beni sövmek, tahkir etmek, çürütmek nev’inden ise, o da bana ait değil. Ben menfi ve esir ve garip ve elim bağlı olduğundan, haysiyetimi kendi elimle düzeltmeye çalışmak bana düşmez. Belki misafir olduğum ve bana nezaret eden şu köye, sonra kazaya, sonra vilâyete hükmedenlere aittir. Bir insanın elindeki esirini tahkir etmek, sahibine aittir; o müdafaa eder.

Madem hakikat budur. Kalbim istirahat etti,

“Ben işimi Allah’a havale ediyorum. Muhakkak ki Allah kullarını hakkıyla görür.” Mü’min Sûresi, 40:44. dedim. O vakıayı olmamış gibi saydım, unuttum. Fakat maatteessüf sonra anlaşıldı ki, Kur’ân onu helâl etmemiş.”(Şualar, s. 488-489)

Hayat yolculuğumuzda zaman zaman olumsuz cümlelerle karşılaşırız. Bu cümleler ya doğrudur ya yalandır. Üstad Hazretleri her iki durumun mahiyetini açıklayarak bizleri doğru yolu göstermektedir. Doğruysa çok memnun olmamız gerekir. Zira eksik yönümüzü görmemize vesile olarak doğruyu yapmak için bir fırsat sunmuş oluyor. Nasıl ki koynumuzda ya da boynumuzda akrep olsa ve biri uyarsa memnun oluruz. Aynen öylede dünyamızı değil ahiretimizi tehdit eden akrep misillü bir kusurumuz olsa daha çok memnun olmamız gerekir. Eğer iddialar yalansa da bizleri riyadan, yalancı bir şöhretten kurtarmaya yardımcı olarak düşünmek hem nefsimize, hem hizmetimize ve hem de ahiretimize hadsiz faydaları olacaktır.

Son olarak Üstad Hazretlerinin vazifeli olduğunu ve hizmetin inayet altında olduğunu ebced hesabıyla ispatını nazara vermeye çalışalım:

“1 وَلاَ عَقْرَبٌ تَرَى fıkrasında dahi muhatap, hususi o “Nursî” olduğundan يَا نُورْسِى izhar edilerek ilave edilse bin üç yüz kırk bir (1341) eder. İşte o tarihte ben Barla’da menfî olarak insan suretindeki akreplerin tacizleri altında azap çekerken harap ve hususi, küçük mescidimde otururken seccademin altında yeri bulunan ve emsalini görmediğim büyük bir akrep çıktı. Bir zât onu öldürdü. Daha ondan sonra on senedir dağlarda akrepli yerlerde kaldığım halde hiçbir akrebi görmedim. Bu fıkranın tam mânâsına mazhar oldum.

1 : Ne, gördüğün bir akrep…!

Eğer يَا نُورْسِى’deki ى şeddeli olsa o vakit bin üç yüz elli bir (1351) eder ki o tarihte insan akreplerinin, o نُورْسِى ’nin mahvına ve idamına çalıştıkları ve fakat muvaffak olamadıkları zamanına tam tevafuk eder.”(Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s.158-159)

Çeşitli pasajlarda iyi niyetle gelmeyen insanların Üstada akrep ve yılan suretinde göründüğünü okuyoruz. Aynı durum Barla içinde geçerlidir. Bu haldeyken hiçte umulmadık bir yer olan seccadesinin altında kocaman bir akrep çıkması, akabinde on senelik bir zaman diliminde dağlarda kalmasına rağmen akrep görmemesi ve nihayet 1351 tarihi veren ebced hesabının tüm çabaların boşa çıkardığını göstermesi ibret alınması gereken hadiselerdir. Üstadımızın ve Hizmetin Rabbimizin inayeti altında olduğuna akreplerde şahitlik etmişlerdir vesselam…

Not: Konunun detayını, Euronur.tv ve Yeni Asya sitelerinde yayınlanan “İnsan akreplerinin Nursi’nin mahvına ve imdadına çalışmaları” adlı video dersimizi izleyebilirsiniz.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*