Boynumuzda bir akrep bulunsa

Risale-i Nur Talebeleri çok iyi bilirler ki, kan kardeşliğinden önce iman ve dâvâ kardeşliği gelir. Hatta öyle zamanlar olur ki, öz kardeşinizin size anlayamadığı, hissedemediği durum ve anlarda, hakikî öz kardeşiniz olan iman ve dâvâ kardeşiniz imdada yetişir. Bir telefon, bir haber, bir cümle veya bir bakışla iş hallolur gider. Özeldir Risale-i Nur Talebeleri, çünkü seçilmiştir, istihdam edilmiştir. Bu açıkça Risale-i Nur’da yazılı bir metin ve delildir.

Nur Talebeleri birbirinin derdini dinler elinden geldiğince yardımcı olmaya çalışır. Aslında Nur Talebelerinin asıl dertleri dâvâ dertleridir. Çünkü onlar bilirler ki, nefsi sıkıntılar dinî sıkıntılardan sonra gelir. Asıl musîbet dine gelen musîbettir hakikatince hareket ederek, nefsî dertlerini dâvâ dertlerinin önüne geçirmezler. Saff-ı evvellerin yaptıklarına bakıldığında bu açık ve net olarak görülür. Hatta muazzez Üstadımız talebelerinin kalblerine nazar edip, kemal-i samimiyet ve ihlâsı gördüğünde memnun olarak “İnşâallah bu his büyük hizmet görecek”1 demiştir.

O his nefsi ile dâvâsını ilerletmeye çalışan değil, nefsini dâvâsında eritmeye çalışanların hissidir. Hakikatler karşısında nefsini dizgine vuran ve yönünü müsbete çevirmeye çalışanların hissidir. İşte o ulvî hisler bu kadar önemli ve değerlidir.

Burada 2 yön ortaya çıkmaktadır. Birinci yön dâvâ dertlerimiz, ikinci yön dâvâ içindeki nefsi dertlerimizdir. Birinci yönde, bizim dâvâ dertlerimiz olduğunda ve bunu meşveret zemininde çözmeye çalıştığımızda sonuç herkes için aynıdır. İkinci yön olan, bizim dâvâ içindeki nefsi dertlerimiz olduğunda da bunu menfi olarak taşımadan kardeşimiz ile yüzyüze halletmemiz gerekir. Bu iki yönünde sınırları ve uygulamaları Risale-i Nur satırlarında verilmiştir. Hangi yönde hangi ulvî hislerimizin devreye girmesi gerekir, hangi süflî hislerimizin çıkarılması gerekir hepsi mevcuttur. Bu iman ve Kur’ân dâvâsının herhangi nefsi bir sıkıntıya giriftar olmaması için Üstadımız Risale-i Nur satırlarında bunu kendi nefsi ile konuşarak bizlere aktarmıştır.

Birinci yön olan dâvâ dertlerimizi meşveret ile çözme yönü bir çok kere aktarıldığından dolayı bizim burada nazara sunacağımız yön, aslında birinci yönü de doğrudan etkileyen ikinci, yani bizim dâvâ içindeki nefsi dertlerimizdir. Eğer çabuk izale edilmez ise sonucu vahim neticeler doğurabilir. Çünkü Risale-i Nur bizim yapmamamız gereken durumları yani tenkid etmemek, gıybet etmemek, riyaya girmemek, kuvveti enede bilmemek, vb.  menfi yönleri nefsimize aktarırken, bizim kontrolümüz haricinde bize karşı yapılan ve istenilmeyen durumlarla karşılaşıldığında da nefsimizin ve hislerimizin nasıl tamir edileceğini de bizlere aktarır. Risale-i Nur bu kısmı boş bırakmaz. Bize yapmamamız gereken durumları aktarırken, bize yapılan bu durumlarda da nasıl düşünüp hareket edeceğimizi aktarır. Oluşan bazı durum ve olaylara müdahale edebilmemiz çok zordur, fakat his ve nefsimize müdahale edebilmemiz bu hakikatler ile mümkündür.

Burada Üstadımızın nefsi ile olan konuşmalarından istifade ve istifaza etmek gerekir. Meselâ, Üstadımıza gelen bir sualde “sana gelen zahmetlere ve sıkıntılara nasıl tahammül ediyorsun?“ denildiğinde dert ve sıkıntının dâvâ kardeşinden gelmemesine rağmen üstadımız nefsine şunları söyler.

“Eğer onun tahkiri ve beyan ettiği kusurlar şahsıma ve nefsime ait ise, Allah ondan razı olsun ki, benim nefsimin ayıplarını söyler. Eğer doğru söylemişse, beni nefsimin terbiyesine sevk eder ve gururdan beni kurtarmaya yardımdır. Eğer yalan söylemişse, beni riyadan ve riyanın esası olan şöhret-i kâzibeden kurtarmaya yardımdır. Evet, ben nefsimle musalâha etmemişim. Çünkü terbiye etmemişim. Benim boynumda veya koynumda bir akrep bulunduğunu biri söylese veya gösterse, ondan darılmak değil, belki memnun olmak lâzım gelir. Eğer o adamın tahkiratı, benim imana ve Kur’ân’a hizmetkârlığım sıfatıma ait ise, o bana ait değil. O adamı, beni istihdam eden Sahib-i Kur’ân’a havale ediyorum. O Azîzdir, Hakîmdir.. ”2

Bu satırlarda çok yönlü hakikatler mevcuttur. İlki Üstadımız bu cevabı nefsine vermeden önce bir saat o halette kalıp hakikate ulaşmıştır. Bizlerin de kardeşlerimiz arasında olan sıkıntılar sonrası bir saati geçen çok zamanlara rağmen hâlâ hakikate ulaşamayışımızdır. Sonra Üstadımıza gelen tahkir garazkâr bir ehl-i dünyadan gelirken, bize iman ve Kur’ân dâvâsı kardeşimizden gelebilir. Kardeşimiz boynumuzdaki veya koynumuzdaki akrebi gösterip onu ısırmadan atmaya çalışırken boynumuza ve koynumuza yani nefsimize insaf düsturuyla hakikati göstermek için müdahale edebilir. Eğer ki akrebi atmışsa incinen boynumuzun yani nefsimizin ne ehemmiyeti olur. Çünkü biz nefsimizle musalaha yani anlaşmaya varmamışız ki onu hep memnun etmeye çalışalım. Akrep hayatımızı, dâvâmızı tehlikeye sokarken, insaf düsturuyla müdahale eden kardeşimize karşı incinen boynumuzun nasıl hesabını sorarız. İncinen aslında nefsi emmaremizdir. Bu da şu cümle ile kayıtlıdır: ”Risâle-i Nur’un bize verdiği ders de, hakîkat-i ihlâs ve terk-i enâniyet ve dâima kendini kusurlu bilmek ve hodfürûşluk etmemektir. Kendimizi değil, Risâle-i Nur’un şahs-ı mânevîsini ehl-i îmâna gösteriyoruz. Bizler, kusurumuzu görene ve bize bildirene -fakat hakîkat olmak şartıyla- minnettar oluyoruz, “Allah razı olsun” deriz. Boynumuzda bir akrep bulunsa, ısırmadan atılsa, nasıl memnun oluruz; kusurumuzu -fakat garaz ve inat olmamak şartıyla ve bid’alara ve dalâlete yardım etmemek kaydıyla- kabul edip minnettar oluyoruz. ” 3

Burada başkaca şu hakikatlerde ortaya çıkmaktadır. Üzerinde akreb bulunan kardeşimiz her yönüyle müdahalenin nefsi ile alâkalı değil dâvâ ile alâkalı olduğunu bilmesi ve nefsini teslim-i silâh etmesi, akrebin gösterilip atılmasına müdahale eden kardeşimizin de cerbeze ve gurura girmeden, insaf düsturu ile müdahale etmesi gerekir. O sebeple bu müdahaleyi yaparken İhlâs Risalesi’nde belirtilen düsturları göz önünde almak doğru olan harekettir. İşte İhlâs Risalesi’ni lâakal 15 günde bir okumamız gerektiği hakikati bir yönüyle de budur. Çünkü birbirimizin boynuna ve koynuna zamanla akrepler tırmanıp, girebilir. Onlara müdahale ederken İhlâs hakikatleri ile donanımlı olarak ehil bir şekilde müdahale etmemiz gerekir. Doğruyu söylüyorum, hakikat aktarıyorum diyerek hem akrebe müdahale edip hemde akrebin ısırmasına engel olamamak fayda değil dâvâ kardeşimize zarardır. Bu satırları en başından beri okurken tek yönlü düşünmemek gerekir. Hem akrebi gösterip almaya çalışan hemde üzerinde akrep olan kardeşimiz yüzyüze birbirlerine yaklaşırken Risale-i Nur hakikatlerini düşünüp, sonucu iman dâvâsı olan bir Uhuvvet tesisi yaptıklarını tahattur etmek zorundadır. Yoksa birbirlerine müdahale etmesi doğru olmaz. Burada bizi hakikate sevk eden bu cümle uyanık tutarak kardeşimize zarar vermekten kurtarır. En müthiş maraz ve musîbetimiz, cerbeze ve gurura istinad eden tenkittir. Tenkidi eğer insaf işletirse, hakikati rendeçler. Eğer gurur istihdam etse, tahrip eder, parçalar. 4 İşte akrebi gösterip almak çok hassas bir meseledir. Sadece kardeşimize yüzyüze ve hakikî bir tenkidi bile doğru bir hisle yapmak, Hz. Ali’nin kâfiri öldürme esnasında nefsini devreye sokmaması kadar ince ve hassastır. Kaldıki karşımızda dâvâ kardeşimiz vardır. Tükürüyorsa nefsimize tükürdüğünü düşünüp Zübeyir vari davranmak gerektir.

En başa dönecek olup, toparlamak gerekirse, ilk önce birbirimizin derdini anlamak, her işimizi mümkünse yüzyüze halledebilmek, sadece cevap vermeye odaklanmak yerine dinleyebilme hasletini ve ulviyetini işlettirip hislere ortak olmak. Maksadımızın yardım olduğunu hissettirebilmek.

Ey abilerim, kardeşlerim ve ablalarım, hepimiz Risale-i Nur hakikatlerini güzelce biliyoruz, fakat kaçırdığımız bir durum var. O da birbirimize nasıl hitap ettiğimiz, kardeşimiz olarak mı, yoksa ne pahasına olursa olsun haklı çıkmaya çalışan bir insan olarak mı? Lütfen kendimizi hakikat pınarı ile gözden geçirelim. Sürçü lisan ve sürçü his ettiysem affola.

Selâm, duâ ve muhabbet ile…

Dipnotlar:

1- Barla Lâhikası, s. 210.
2- Mektubat – 16. Mektub – 3. Nokta.
3- Emirdağ 1.
4- Hutbe–i Şamiye.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*