Çare Atatürkçülükte değil, demokraside

Dert çoğalınca, çareyi konuşan ve reçeteler sunanlar da çoğalıyor. 15 Temmuz ihtilâl teşebbüsünden sonra da böyle oldu.
Okumaktan uzaklaştırılmış halkımızın ekranlarda takip ettiği birçok programda, ülkenin içine yuvarlandığı kaos veya sıkıntılara çare aranırken, bir çok reçetenin havada uçuştuğuna şahit oluyoruz. Bunların arasında ”Atatürkçülüğü” derman olarak sunan, meşhur yazarlarımız ile ordumuzun üst kademelerine yükselen paşalar olunca, bu hususta yazmayı gerekli gördüm.

Marjinal sol gurupların medyasında tetikçi olarak çalışanların yazıp çizdiklerini takip etmeye zamanımız olmuyor. Fakat Türkiye medyasının amiral gemisinde bir zamanlar kaptanlık yapmış yazarlarla ve genelkurmay başkanlığı gibi önemli bir vazifeyi yapmış kişilerin Atatürkçülüğü derman olarak sunmaları, bu saatten sonra bana garip geldi.

BÜTÜN DARBELERİMİZİN ARKASINDA ATATÜRKÇÜLÜK VARDIR

Buna 31 Mart ihtilâlini de ilâve edelim. Bunlara Atatürkçü demekten ziyade, ”prokemalist” dememiz daha yerinde olur. Bilhassa II. Dünya Savaşı’nın ardından kısmî demokrasiye geçişimizden sonraki dönemde millî iradeyi hedef alan bütün ihtilâller Atatürkçülerin eliyle yapılmıştır.

27 Mayıs’ta millî iradeye yapılan suçlama ile 12 Eylül’de yapılmış suçlama aynıdır. Bizim yaşımız 12 Eylül’ü bütün boyutlarıyla hatırlamaya müsaittir. Düşünceme göre darbelerin en dehşetlisi ve münafığı olan 12 Eylül’de Atatürkçülük, Türkiye’deki en küçük icraatın parolası yapıldığı, anaokulundan üniversiteye eğitimde temel ders olarak okutulduğu halde, bugün Atatürkçülüğün tanımını ve çerçevesini sunacak kaç kişi çıkarabilirsiniz?

Şurayı da unutmamamız lâzım. 12 Eylül’ün hâlâ devam ettiğini kimse inkâr etmesin.

ATATÜRKÇÜLERİN, SİYASAL İSLÂMCILARA CAN BORÇLARI VAR

Türkiye’nin demokrasiye geçiş yaptığı 14 Mayıs 1950’den sonraki dönemlerde hep iç ve dış oyunlar içinde gördüğümüz Atatürkçüler bu tarihten sonra merdane bir üslûpla Demokratlarla karşı karşıya gelmelerinden çekindiler. Kemal Pilavoğlu’nun “Ticanilik” olayından bu yana, mütemadiyen bir elleri “din adına siyaset” cereyanının içinde oldu. Yakın siyasî tarihin bugünkü nesiller için detay olmuş kısımlarına girmeyelim. Yalnızca şu 15 Temmuz’u, önü ve arkasıyla bilimsel olarak konuşalım yeter.

ATATÜRKÇÜLÜK, DIŞ DESTEKLİ BİR İDEOLOJİDİR

Kemalistler Atatürkçülüğü millî ideoloji olarak sergilemeye çalışıyorlar. Tarihi ters çevirmek mümkün değildir. Fransız ihtilâlini yok farz edebilseydik veya prokemalistlerin teorileriyle gerçekleşen 17 Ekim Bolşevik ihtilâlini hiç olmamış kabul edebilseydik belki yenilikten bahsedebilirdik. Kaldı ki Kemalistler Anadolu ihtilâl ve devrimlerinin yekûnunu Avrupalı ve Amerikalı yoldaşlarıyla yapmışlar. Arşivleri doldurmuş bunca belgeleri, yazılmış kitap ve köşe yazılarını imha etmek mümkün değil.

Bu ihtilâlleri hangi dış güçlerle birlikte gerçekleştirmişler sorusunu devlete sormak lâzım.

İlker Başbuğ gibi paşaların Ergenekon meselesindeki şikâyet mahallinin Türkiye’de olmadığını düşünüyorum. Amerika’da Henry Kissinger’in şakirtlerine veya hâlâ oyun içinde oyunla dünyayı sıkıntıya sokan George Soros’a derdini anlatması daha makul olur.

ATATÜRKÇÜLÜK NEDİR?

Demokrasilerde tanımlar çok önemlidir. Mekânın, vazifenin, icraatın tanımı ve diğer tanımlar… Tanım olmadan kişi kuralı öğrenemez. Kuralsız bir hayat da devam edemez.

Kemalistler bugüne kadar ihtilâl ve devrimleriyle demokrasilerin kurallarını keyiflerine göre bozmuşlar, değiştirmişler. Sokaktaki vatandaşa Kemalizmi sorsanız; ibadet, tesettür, Kur’ân ve gelenek düşmanlığı olarak cevap alacaksınız. Dünyamızın demokrasiden başka bir çıkış yolu bulamadığı şu günlerde, Kemalistlerin de bunu artık görmeleri lâzım.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*