Dostun ise, az yedir!

Dünyamızda öyle garip hâller var ki, şaşırmamak mümkün değil. Günümüzde birçok insan açlıktan ölürken; bazıları da, tokluktan ölüyorlar. Çatlıyorlar, âdeta.

Buna bağlı bir çelişkili hâl de şu: Önce para sarf edip kilo alıyoruz, sonra da, yine ciddi paralar harcayıp diyetisyenden diyetisyene koşarak, kilo vermeye çalışıyoruz.

Gel de buna şaşırma!

Peygamberimizin (asm) söz, fiil ve hareketlerine dayanan yüce prensipler manzumesini; insanlara, şaşırmaz ve şaşırtmaz bir hayat rehberi olan Sünnet-i Seniyesini kendimize rehber etsek, “sorun” adına bir şey yaşanmayacak.

Ikıgaı adındaki kitapta, “Japonya’da yemek yemeden önce veya sonrasında tekrarlanan en yaygın deyişlerden biri ‘Hara hachi bu’ cümlesidir ve ‘Midenin yüzde 80’ini doldur’ anlamına gelmektedir. Bu deyişten alınacak ders, karnınızın doymaya başladığını hissettiğiniz an, yemeyi bırakmaktır”1 deniliyor.

Buyurun!

Maksatları bu olmasa da, uygulama, sünnet-i seniyeye uygun bir beslenme anlayışı.

İşin israf yönü bir yana; insan yemek için yaşamadığına, yaşamak için yediğine göre; elbette ki sağlıklı kalmak için,  yemenin içmenin de bir usulü, erkânı; bir ölçüsü olmalı.

Bu konu ile alakalı olarak, Risale-i Nur’da şu ibare yer almaktadır: “İslâm hükemasının Eflâtun’u ve hekimlerin şeyhi ve filozofların üstadı, dâhi-i meşhur Ebu Ali ibni Sina, yalnız tıp noktasında, ‘Külû veşrabû ve lâ tüsrifû’2 (Yiyin, için fakat israf etmeyin) ayetini şöyle tefsir etmiş. Demiş: yani, ilm-i tıbbı iki satırda topluyorum. Sözün güzelliği kısalığındadır. Yediğin zaman az ye. Yedikten sonra dört beş saat kadar daha yeme. Şifa hazımdadır.”

Öyle ya; insan, kaldırabileceği yükün altına girmeli. Yıllar öncesi İstanbul’da, Cağaloğlu’nda, Sözler Yayınevini ziyaretim esnasında karşılaştığım ve Mustafa Sungur ağabeye tedavi maksadıyla “su kürü” uyguladığını ifade eden Azerbaycan uyruklu bir doktor, sohbet arasında, orijinal Azerî şivesiyle şöyle bir söz söyledi:

“Dostun ise az yedir; düşman ise, tok eyle!”

Yiyip içmede ölçüyü nazara veren fâsih cümlelerden bir cümleydi, bu. Yani, güzelliğini kısalığına borçlu olan bir söz!

Bir anekdot:

Sâsânî hükümdarlarından Ardşir Babegân, doktoruna, “Bir günde ne kadar yemeli” diye sordu. Doktoru: “Üç yüz gram kadarı yeter” dedi. Babegân:

“Bu kadarcık şey insana ne kuvvet verir ki?” diye bu miktarı az buldu. Bunun üzerine doktor şu karşılığı verdi:  “Bu kadarı seni taşır. Bundan fazla olursa, sen onu taşırsın.”

Naklettiklerimiz ve bunlara benzer tavsiyeler tıbbî ve ilmî değer taşıyor olmakla beraber, bunların aslı ve esası, Peygamber Efendimizin (asm) hadis-i şeriflerine, sünnet-i seniyesine dayanmaktadır.

Rehberimiz, peygamberimiz, Gönüller Sultanı Efendimiz (asm) bu konuda bize çok şeyler söylemiş. Burada, bizi maddî ve manevî sıkıntılardan felaha ve feraha erdirecek olan hadis-i şeriflerinden ikisini nakletmenin tam yeri:

“Âdemoğluna belini doğrultacak birkaç lokma yeterlidir. Daha fazla yiyecekse midesinin üçte birini yemek, üçte birini su, üçte birini de nefes için ayırsın.”4

“Kişi yeme içmeyi azalttığında içine nur doğar.”5

Sözün özü işte, bu!

Dipnotlar:

1 Ikıgaı, 19.  2 A’raf Suresi, 31. 3 Said Nursî, Lem’alar, 151.

4 Camiü’s-Sağîr, 4: 1503 (Tirmizî, Zühd, 47; Müsned, 4: 132).

5 Camiü’s-Sağîr 1: 159 (Deylemî’nin Müsnedü’l-Firdevs’inden).

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*