“Nerede benim ceridem?”

Başlığa aldığımız soru cümlesi Mustafa Sungur ağabeye aittir. Bu soruyu; Yeni Asya gazetemizi kastederek nerede, nasıl, ne zaman ve ne için sormuştur. Şimdi ona bakalım..

Halen İzmir’de mukim olup, her yıl Van ziyaretini de ihmal etmeyen muhasebeci Ahmet Aktaş arkadaşım bunun canlı şahidi olarak, yer ve tarih vererek şöyle anlatıyor:

1976’da Balıkesir Eğitim Enstitüsü öğrencisi iken Tire’deki gezili-yemekli buluşmaya katılanlar arasındaydım.

Allah için, hizmet için ülkeyi gezmeyi şiar edindikleri vesilesiyle okuyucularımızın yakından tanıdığı bir çok simayla biz de bu vesileyle görüşüp hizmet haberlerini ve hatıralarını doya doya dinlemiş olduk.

Lisan-ı halleriyle de ders veren büyüklerimizin hal dili derslerinden payımıza düşeni aldık. Bugün Berzah Âleminde Üstadımızla beraber olduklarından asla tereddüt etmediğimiz yıldız simalar da, şimdi nakledeceğim bir iki hatıra vesilesiyle gözümün önünde yeniden canlandılar.

Bilhassa unutulmaz iki hatıramı nakletmeden evvel; Mustafa Sungur, Bayram Yüksel, Selahaddin Akyıl, Ali Uçar ve Yusuf Öztanzan Ağabeyleri rahmet ve hasretle anmış olayım.

Birinci ilginç hatıram şudur:

Tire dershsnesinde geceyi geçirdikten sonra, sabah kahvaltısı için hazırlıklar sürerken ve kalabalık bir cemaat bekleme esnasında sessiz sohbet ederken, Sungur Ağabeyin; “Ceridem ceridem, nerede benim ceridem?” diye sorarak cemaate dahil olduğu o anı, o gün bugündür hiç unutamıyorum. Ve o gün Tire dershanesine yüzden fazla gazete getirilmişti. Sungur Ağabey de orada her şeyden evvel gazetesiyle başbaşa kalmak istemişti..

Zaten sohbette de ağırlıklı olarak gazetenin ehemmiyeti üzerinde duruluyordu. Hatta Ali Uçar Ağabeyin de, “Bu gazete şimdi fidedir, büyüyüp çınar ağacı olacak” dediğini de bugün gibi hatırlıyorum.

(Acaba biz de şimdi 1980 ihtilali fitnesinin ne büyük darbe vurduğunu hatırlayalım mı, yoksa her şeye rağmen hâla dimdik ayakta durabilmenin hatırı için hatırlamayalım mı… M.Y.)

İkinci hatıram, 1974’te İzmir Yeni Asya bürosunda Bayram Yüksel Ağabey’in, gazetemiz açısından asla unutulamayacak beyanıyla alâkalıdır. Büroda Yusuf Öztanzan ağabey var. Selahaddin Akyıl ve Bayram Yüksel ağabeyler de bürodalar. Başkalarını ismen hatırlamıyorum. Sohbet esnasında bir münasebet geldi, Bayram Ağabey şöyle dedi: “Bu gazete Üstad’ın gazetesi. Bunun aleyhinde olmak, Üstad’ın aleyhinde olmak manasına gelir.”

Gel de şimdi 12 Eylül fitnesini esef ve hiddetle hatırlama! Hayır hayır, en iyisi biz yine, geçen hafta vefatının sene-i devriyesini idrak ettiğimiz Sungur Ağabey’i yad edelim…

Yeni Asya yönetim kurulu üyesi olarak da azımsanamayacak zaman diliminde azimli vazifeleri deruhte eden ve aynı zamanda yedek subay eğitim döneminde beraberliğimiz olan merhum Sabahaddin Boyacı arkadaşımın da gazetemizdeki köşesinde kayda giren ve böylece gelecek nesillere de tevdi edilen şu ifadeleri de Sungur Ağabey’in, “benim ceridem” ifadesine aynı paralelde tahkimat yapan  belge değerinde bir bilgidir. Şimdi biz de merhum Boyacı’nın şahitliğini matbuat lisanyla bir kere daha neşretmiş olalım:

“1974 yaz tatilinde dershane açık kalsın diye üç buçuk ay kadar Bolu’da kaldım. Allah ebeden razı olsun Sadi Ağabey oradaydı. Zaman zaman bizim Ankara’dan aldığımız Yeni Asya rahatsızlığımız Sadi Abiyi de çok rahatsız etmişti. On beş gün kadar sonra Sungur Abi geldi. O gelince bütün abi ve kardeşler de derse geldiler ve o gece Sungur Abiyi misafir ettik. Dershanede kaldı. Fazla yatak yok, hava da soğuk. Sungur Abiye yer hazırladık ve biz de sabaha kadar paltomuzu giyip oturarak uyuklamıştık. Çok şevk aldık neyse.. Dershanede ikimiz varız, kahvaltıdan sonra Yeni Asya gazetesine biraz göz attı, katladı ve Yeni Asya başlığı görünecek şekilde ceketinin dış cebine koydu ve bana ‘Haydi çarşıya gidelim’ dedi. Cuma günüydü namaza kadar dolaştık yolda bana ‘Gazete okuyor musun?’ diye sordu. Ben acemi çaylak ‘Hayır’ dedim. Gülümseyerek ‘Güzel sana lâzım değil, ama içtimaî hayattaki ihtiyaç duyan kardeşlerimiz için bu çok lâzım. Onun için gazete okuyanlar da bizim hizmet ehli, sadık ve halis kardeşlerimizdir. Gazetenin hizmetimizde bir tellâllık görevi var’ gibi uzun uzun beni rendeledi. Tabi Sadi Abiyi de benim şerrimden kurtarmış oldu. O günden itibaren benim Yeni Asya’ya bakış açım değişti ve çok şükür bu günlere kadar gazete ile beraber geldik.”

İşte merhum Sabahaddin Boyacı’nın bu ifadesi ve bu halis muhlis itirafı, -Allah bilir ki- şimdi onun hakkında küllî bir hayra ve firdevsî bir lezzete inkılab etmiştir. Darısı bu meyanda itirafa muhtaç olanların başına..

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*