En büyük saadet: İman

“İmandan sonra en yüksek hakikat namazdır.”1 Bu muazzam hakikati bilmek bile büyük bir nimet değil mi? Milyarca insanın, milyonlarca müslümanın bu tespitten habersiz yaşaması mutlu olmasına engel teşkil etmez mi? Dünya hayatını cennete çevirmenin iman dışında alternatifi olmadığının farkında mıyız? Yaratılış ve bu dünyaya gönderilme amaçlarımızla uygun hale gelmeden mutlu yaşamamız mümkün mü? Bu gibi kritik öneme sahip soruları uzatabiliriz. Bu yazımızda imanın iki cihanımızı nasıl cennete çevirdiğini özetle anlamaya çalışacağız.

Neden dünyadayız? Amaç nedir?

“Ben insanları ve cinleri yalnız bana kulluk etsinler diye yarattım.”2 ayet mealini hatırlayarak başlayalım. Kullanma kılavuzu dışında bir makineyi çalıştırırsak o makineye zarar vermiş oluruz. Kulluk için yaratılan, ruhlar aleminde Rabbine söz veren ve dünya hayatında bu sözünde durmayan insanın da mutlu olması imkansızdır. Zira gönderiliş maksadına, fıtratına tezat hareket mutsuzluk getirir.

Mutluluğun formülü…

Mutluluğun formülünü Rabbimiz beyan etmiştir: “Kalpler ancak Allah’ın zikriyle mutmain olur.”3 Zikri sadece tesbihat şeklinde değil, Rabbimizi hatırlamaya vesile olan her şey olarak anlamak gerekir. Rabbimizi hatırlamak ve tesbih etmek nurdur, kuvvettir, saadettir, huzurdur…

Kurtuluş teminatı: İtaat!

Mutluluğa giden yolda bir takım kurallara uymak elzemdir. Aksi takdirde vartalara yuvarlanmak kaçınılmaz olacaktır. Bu kurallara riayet eden iyi bir rehbere ihtiyacımızın olduğu aşikârdır. “Kim Allah’a ve Resûlü’ne itaat ederse ve Allah’tan korkup O’ndan sakınırsa, işte kurtuluşa ve mutluluğa erenler bunlardır.”4 ayet meali en iyi rehberi ve yapılması gerekeni (itaat) açıklar.

İtaati biraz daha açmamız gerekir. Haramlara girmemek vechi olduğu gibi salih amel kısmı da vardır. “Artık iman edip salih amellerde bulunanlara gelince; Rableri onları kendi rahmetine sokar. İşte apaçık olan büyük mutluluk ve kurtuluş budur.”5 ayet meali salih amelin Rabbimizin rahmetini celb edeceğini beyan eder.

Bu rahmet sadece dünya hayatıyla sınırlı değildir. “Gerçek şu ki, bugün cennet halkı, sevinç ve mutluluk dolu bir meşguliyet içindedirler.”6 ayet meali rahmetin ebed boyutunu tarif eder. Dünya koşuşturması düşünüldüğünde “Mutluluk dolu meşguliyet”in her beşerin arzusu olduğu müşahede edilir.

İmtihan mevzuları…

Bu yolda bilhassa iman edenleri çetin sınavlar bekler. “Andolsun, biz sizi biraz korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabır gösterenleri müjdele.”7 ayet meali imtihan mevzularını özetler.

Tüm bu imtihanlar gücünün yeteceği seviyededir. “Allah, hiç kimseye güç yetireceğinden başkasını yüklemez.”8 ayet meali Rabbimizin gücümüzü aşan imtihanla karşılaştırmayacağını garanti eder. Bunu bilen ve yaşayan Müslüman, imtihan mevzularında karamsarlığa kapılmaz; mutluluğuna, huzuruna zarar vermesine müsaade etmez.

Hayır mı? Şer mi?

Her şeyin bir program dahilinde başımıza geldiğini hatırlayalım. Ayrıca “Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz.”9 ayet meali insanın gerçekte neyin iyi veya kötü olduğunu bilemediğini gösterir. Sadece tahminde bulunur ve ayetin de işaret ettiği gibi insanoğlunun bu tahminleri çoğu zaman aldatıcıdır.

O halde kula düşen hayırlı olanı istemek olmalıdır. Bu konuda Efendimizin (asm) ikazına kulak vermeliyiz: “Allah’tan hayırlısını dilemesi insanoğlunun iyi olduğunun işareti­dir. Allah’ın takdir ettiğine rızâ göstermesi insanoğlunun iyi olduğu­nun işaretidir. Allah’tan hayırlısını dilememesi, insanoğlunun kötü olduğunun işaretidir. Allah’ın takdirine hoşnutsuzluk göstermesi de insanoğlunun kötü olduğunun işaretidir.”10

Saadetin sigortası: Kadere iman

Kadere iman mutluluğun muhafazasında mühim rol oynar. Rabbimizin ihsanlarını rıza ile mukabele etmek peşin bir ücret olarak mutluluk ve huzuru getirir. Üstadın “Her şey kader ile takdir edilmiştir. Kısmetine razı ol ki, rahat edesin.”11 veciz özeti manidârdır. Başımıza gelen hiçbir şey tesadüf eseri değil, bir hikmete binaen gelir. Bu sırrı anlayan kolaylıkla Rabbine teslim olup rahat eder, mutlu olur. Bu sırrı anlamayan ise “Neden ben?” deyip ruh sağlığını bozacak haller yaşamayı tercih eder!

Mutluluk pınarları…

Hadislerde bazı nimetlerin saadet ve mutluluk kaynağı olduğuna işaret edilmiştir. Özetlemek gerekirse; Erdemli eş, rahat bir mesken, değerli bir binek,12 iyi komşu,13 ömrün uzun olması,14 fitnelerden uzak durma15 ve başkalarının hatalarından ders çıkarma16 konuları nazara verilebilir.

Mutluluk teminatı: İslâmiyet

Bu nimetlerin manalı hale gelebilmesi için “Nimet-i kâmile, ancak dindir.”17 tespitini idrak etmek gerekir. Zira bu din nimeti “Din-i Hak, saadetin fihristesidir.”18 ifadesinde de görüldüğü üzere mutluluğun olmazsa olmazıdır.

Mezkûr ayet, hadis ve Risale-i Nur pasajlarından anlaşılacağı üzere imansız, dinsiz, Rabsiz saadet mümkün değildir. Dahası teslim olabildiğimiz ölçüde mutlu olduğumuzu Üstadımız şu şekilde ifade ediyor: “Evet, herkesin bütün saadetleri bir Rabb-i Rahîm’e olan teslimiyete bağlıdır.”19

“Herkes” ve “Bütün” kelimeleri Rabbimize teslimiyetin ve tevekkülün cihanşümul bir kaide olduğunu izhar eder. Hatta bu tespitten dünyanın en mutlu insanlarının peygamberler sonra teslimiyetine göre veliler, evliyalar olduğu da ortaya çıkar. Ne kadar teslim olabilirsek o kadar mutluyuz demektir.

Madde mutluluk için şart mıdır?

Bu tespitler günümüzün maddeci, kapitalist anlayışına tezat teşkil eder. Madde, para, makam, şöhret gibi kriterlerle maneviyatı anlamaya çalışmak beyhude bir çabadır. Bugün dünyadaki en zengin ülkelerde en yüksek intihar vakıalarının olması tesadüf değildir. Ünlü bir profesörün ifadesi mevzuyu veciz bir şekilde özetliyor: “Avrupa zengin oldu ama mutlu olamadı!”

Rabbini tanımayan nasıl mutlu olabilir? Rabbini tanıyanın maddi şartları ne kadar olumsuz da olsa mutlu olduğunu Üstadımız; “Onu tanıyan ve itaat eden zindanda dahi olsa bahtiyardır. Onu unutan saraylarda da olsa zindandadır, bedbahttır.”20 şeklinde açıklar.

Zevkin üç kriteri!

Gayr-i meşru zevkler de helal zevklerin yerini alamaz, mutluluk veremez. Mutlu olmak isteyen: “Hayatın lezzetini ve zevkini isterseniz, hayatınızı iman ile hayatlandırınız ve feraizle ziynetlendiriniz ve günahlardan çekinmekle muhafaza ediniz.”21 ifadesinde işaret edildiği gibi iman, farz ve günah parametrelerine dikkat etmeli.

Her haram zevkin helal zevk alternatifinin olduğu bilinmeli ve helal dairesi içindeki sınırlara riayet edilmelidir. Üstadımız bu hakikati basit bir misalle açıklar: “Daire-i meşruadaki keyfe iktifa ediniz ve kanaat getiriniz. Sizin, hanenizdeki masum evlâtlarınızla masumâne sohbet, yüzer sinemadan daha ziyade zevklidir.”22 Sinema ya da hangi dünyevi lezzet evladın bir tebessümünden daha fazla mutluluk verir insana?

Ebed, ebed, ebed…

Ebed için yaratılan insanı muvakkat dünya lezzetleri tatmin ve mutlu edemez. Ölüm gerçeğiyle yaşayan insan ahirete inanmıyorsa zahiren ne kadar mutlu olsa da içten çökmüştür. Zira tüm hücreleri “Devam olmayan bir şeyde lezzet yoktur. Sen zâilsin, dünya da zâildir, halkın dünyası da zâildir, kâinatın şu şekl-i hâzırı da zâildir. Bunlar saniye ve dakika ve saat ve gün gibi birbirini takiben zevale gidiyorlar.”23 hakikatinin farkındadır. Bu hakikat her saniye saadetini yok eden bir zehir gibidir. Adeta ölüm gelmeden, cehenneme girmeden o manevi hâl yaşanmaya başlamıştır.

Bahtiyar kimdir?

Tüm bu sorunların çözümü; iman edip, salih amel işleme yolunda gayret etmektir. Hususan Risale-i Nur talebelerinin kainattaki en yüksek hakikat ve mutluluk sebebi olan İman hizmetiyle günümüzdeki yaklaşık 8 milyar insan içinde en mutlu kesim olduğunu ifade edelim. Şahs-ı manevi içinde diğer kardeşleriyle beraber ebede giden bu kutlu yolculukta hizmet ederek saadeti en yüksek seviyede yaşarlar. Bu bahtiyar kervanın parçası olmak büyük bir nimet değil mi? Şükür için daha çok hizmet etmek gerekmez mi? Son söz için Üstadımıza kulak verelim: “Evet, bahtiyar odur ki, kevser-i Kur’ânîden süzülen tatlı, büyük bir havuzu kazanmak için, bir buz parçası nev’indeki şahsiyetini ve enaniyetini o havuz içine atıp eritendir.”24

Dipnotlar:

1- Tarihçe-i Hayat, s.156.
2- Zariyat Sûresi, 56.
3- Ra’d Sûresi, 28.
4- Nur Sûresi, 52.
5- Casiye Sûresi, 30.
6- Yasin Sûresi, 55.
7- Bakara Sûresi, 155.
8- Bakara Sûresi, 286.
9- Bakara Suresi, 216.
10- Tirmizî, Kader, 15.
11- Mesnevî-i Nuriye, s.144.
12- Müsned,I,168.
13- Müsned,III,407.
14- Müsned, III,332.
15- Ebû Davud, Fiten,2.
16- Müslim, Kader,3.
17- İşârâtü’l- İ’caz, s.41.
18- Lem’alar, s.222.;
19- Mesnevî-i Nuriye, s.65.
20- Sözler, s.184.;
21- Kastamonu Lâhikası, s.164.
22- Lem’alar, s.325.
23- Mesnevî-i Nuriye, s.144.
24- Lem’alar, s.281.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*