Enes Kara üzerinden İslâmiyete ve Kur’ân’a saldırı

Enes Kara’nın intihar projesinin çerçevesini çizenlerin, başlığımızı hayâli veya mübalâğalı bulmalarını normal karşılıyoruz.

Türkiye’deki demokrasi karşıtı “siyasî Kemalistlerle“ birlikte çalışan Marksist sosyalistlerle masonların medyadaki beyanlarını dikkatlice tahlil ettiğinizde ister istemez, bu filmi daha önce de çok seyrettik diyorsunuz.

Haberin henüz bir-iki gazete ve internet sitesiyle sınırlı kaldığı zamanlarda, bu konuyu yazmamayı düşünüyorduk. Zaman geçtikçe, “dini ve dindarları karalayan” projesinin kapsam alanının genişlediğini ve bu çirkin planlarıyla Müslümanları –güya- köşeye sıkıştıracakları zehabına kapıldıklarını görüyoruz. Yalnızca Türkiye medyasında değil, haber tercüme edilerek Avrupa’daki önemli gazetelere de yansıtılınca, yirmi yaşındaki gencimizin kimler tarafından “kurban seçildiğini” siluet halinde görmeye başladık. Belki de bu cümleleri kurmada geç kaldık. Fırat Üniversitesi önündeki organizede bu tesbiti yapmalıydık. Veya Enes için hazırlanan “manifestoların” ve önceden hazırlanmış filmlerin sosyal medyaya verildiğinde, bu “PAKET PROGRAM”ın hangi cephelerce hazırlandığını söylemeliydik.

Evet, geciktik. Çünkü henüz baharında bir gencimizi kaybetmişiz. Karşımızda acılı anne-baba ve sevdikleri… Dinimizin ölene ve arkadaki acılı sevenlere olan saygısından, Türkiye kamuoyu yavaş davrandı. Enes’in babası acılı Mehmet Kara, çocuğunun lisede iken “bir kısım ateist arkadaşlarınca” bir tuzağa çekildiğini ve imanından koparıldığını söylüyor. Lisedeki arkadaşları, öğretmenleri ve sosyal medyada birlikte olduğu guruplar incelendiğinde; Türk gençliğini inanç ve ahlâk hususunda kaosa düşüren projelerin ipuçlarına ulaşıla bilinir, kanaatindeyiz. Söz konusu şebekelerin varlıkları, çalışma tarzları, metot ve irtibatları hakkında, devletimizin 31 Mart ihtilâlinden zamanımıza gelen süreçlerde gerekli bilgileri vardır, kanaatindeyiz.

İçinde; mukaddesatı, semavî dinleri, aileyi, demokrasiyi, geleneği ve bilhassa dinî cemaatleri usûllerince hırpalayacak ve en azından itibarsızlaştıracak unsurları barındıran bu paket programın mahiyetinden maalesef haberimiz olmadı. Enes’e söylettirilen ve yazdırılanlar, size de Norveç katliâmının faili ANDREAS BREIVIK’in not defterinden çıkanları hatırlatmıyor mu? Norveç’teki katile dinî bir imaj bulmuşlardı: Tapınak fedaisi… Hiçbir Norveçlinin daha önce duymadığı bir örgüt… Ne kadar ilginç… Enes’te ise manevî bir katliâm ve suçlama “manifestosu” söz konusu… Bin seneden bu yana Türk milletine en büyük medeniyetleri yaşatmış ve insaniyette dünyaya rehber etmiş Kur’ân ve İslâmiyet için; hiçbir problemimi çözemedi, beni tatmin etmedi, umutlarımı söndürdü ve geleceğimi kararttı, dedirtiyorlar Enes’e… Bir tarafı şeytanımsı ve öteki ciheti biraz gabice bir manifesto. Dünyanın yedi ikliminde her sabah Kur’ân ile ümitleri yeşeren ve hayata tutunarak yükselen on binlerce insanın resimlerini, beyanlarını ve yazdıklarını nazara alamamışlar. En azından Rusya Devleti’nin Güvenlik raporlarını inceleselerdi, birçok Avrupa devletinin cezaevlerindeki gençlerini ıslah için Kur’ân tefsirlerine dayalı “ıslah projelerini” hazırladıklarını… Veya en azından Türk üniversitelerine, mahkemelerine ve emniyetine hayatlarını vermiş yaşlı-başlı insanlara bu konuyu danışsalardı, şu gülünç hale elbette düşmezlerdi.

Enes’in aralarında kaldığı “RİSALE-İ NUR TALEBELERİ” hakkında, tam doksan senedir yazıp-çizilenleri bilselerdi, böyle bir maskaralığa yeltenmezlerdi, değil mi? Bazıları; neden Risale-i Nur, Nurcular, Mektubat, Nur Cemaati ve Yeni Asya gibi bildiğimiz unsurların öne çıkarıldığını soruyorlar. Risale-i Nur’un; insanî değerleri tahrip eden materyalist /Marksist felsefenin taarruzundan yalnızca Müslümanları değil, Amerika ve Avrupa’daki inançlı Hıristiyanları da kurtardığını bilenler, hücumun neden “NURCULUĞA” yapıldığını anlarlar. Ki AKP’ye rağmen bu Marksist sol, mason ve Kemalist ittifakı Süleyman Efendi gurubuna, Ensar Vakfı’na, bir kısım tarikatlara ve Kur’ân kurslarına da taarruz etmişlerdi. İhtiyaç içindeki ülkelerin gençlerini IŞİD ve BOKOHARAM saflarında toplayıp onlara “İSLÂM” etiketini yapıştıran global ihtilâlci teröristlerin hedefi elbette yalnızca Nurcular veya Risale-i Nur değildir.

Efendimiz (asm), ‘Olanda hayır vardır’, diyorlar. Enes Kara’nın intihar projesiyle Müslümanlara ve bilhassa “DİNÎ CEMAATLERE” hücum eden insanlık ve din karşıtlarının saldırısında da hayır vardır. AKP eliyle Türkiye Müslümanlarının içine düştükleri müşevveşiyetten, korona ile pasifize edildiğimiz şu miskinlikten, gençliğin maddî-manevî geleceğini hâlâ siyasetçilerden bekleyen bazı zavallı kitleleri uykudan ve Türkiye olarak “çocuklarımızın iffetlerini ve imanlarını bitirmek üzere” dışardan hazırlanmış sinsi tuzaklardan yavrularımızı kurtarmak için bu geniş seferberliği başlatan Hareket, netice itibariyle elbette hayırlıdır. Enes’in elimizden kayıp gitmesinin acısını, artık her anne-baba yüreğinde duymaya başlayacak. Bir taraftan insanların hayatına, diğer yandan ahlâk ve imanına ve sahip olduğu bütün değerlere karşı savaş açmış “global dinsizlik cereyanına” karşı toplumun derin gafletini param parça eden hadisede mutlaka hayır vardır.

Büyük fedakârlıklarla çocuklarımıza satın aldığımız teknolojiyi kullanarak yavrularımızı bizden koparanların projelerine karşı, inşaallah dinî cemaatlerimiz daha geniş, muhtevalı ve muhabbet merkezli çalışmalarla, koruma sistemlerini kendileri inşa edeceklerdir. İlkokuldan ta üniversiteye kadar, eğitimcilerimizin çocuklarımıza sundukları müfredatları detaylı bir şekilde inceleyip; insanî değerleri, Allah’a imanı, insanî temel ahlâkı ve yaratılışı incitecek ve inkâr edecek bütün düşüncelerden körpe zihinleri kurtarmanın çalışmasını başlatacaklardır.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*