Hani “anlık istihbarat paylaşımı”?

Şemdinli’deki sınır birliğinin saldırıya uğraması, aynı bölgede mayın patlaması ve Elazığ’daki karakol baskınıyla şehid sayısının bir günde onikiye, bir kısmı ağır yirmiye yakın yaralı verilmesi, terör ve terörle mücadeleyi yeniden Türkiye’nin birinci gündemine taşıdı.

Teröristlerce sınırın hemen ötesindeki terör kamplarından sızıp gece yarısı yapılan saldırının ardından çatışmanın sabaha kadar beş saat sürmesi, terörle mücadele yöntemini ve istihbarat zâfiyetini gündeme getirdi.

Gerçek şu ki, işgali altındaki Irak’ın kuzeyinde hâkim olan ABD, bölgede kontrol ettiği PKK terör örgütü hareketlerini sürekli tâkip ediyor. 5 Kasım 2007’de Başbakan Erdoğan’ın Bush’la başbaşa görüşmesinde -şimdiye kadar- sayıları 18’e varan Amerika ziyaretlerinin son üç yılında yenilenen “ABD ile anlık istihbarat paylaşımı”na istifhamlar gittikçe arttırıyor.

Özellikle Beyaz Saray’da oluşturulan ve Kuzey Irak Yerel Yönetimi’nin de katılmasıyla “dörtlü mekanizma”ya dönüşen “Türkiye-ABD ve Irak üçlü mekanizması”nın terör örgütünün etkisiz hale getirilmesinde ne derece etkili olduğuna dair soru işâretleri çoğalıyor.

Keza Türkiye’nin bölgedeki terörist yuvalarına yaptığı en ufak bir sınırötesi harekâtı Ankara’dan önce bildiren Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi’nin, önceki karakol baskınlarında olduğu gibi toplu terörist sınır geçişlerini haber vermemesi, dikkat çekici…

İSTİFHAMLAR, SORULAR…

Şu hale bakın; daha birkaç hafta önce İçişleri Bakanı, “üçlü mekânizma”nın İstanbul’daki toplantıda “terörle mücadele eylem plânı”nda uzlaştıklarını söylüyor. Başbakan’ın son Amerika ziyaretinde başta “anlık istihbarat paylaşımı” olmak üzere Obama yönetimiyle terörle mücadelede işbirliğinin te’yid edildiği tekrar ediliyor.

Yine bu süreçte Gazze ve üç hafta önceki Mavi Marmara saldırısı üzerine kamuoyundan yükselen infiâle rağmen hükûmetin iptal etmeyip sürdürdüğü ihâleyle İsrail’den alınan insansız casus uçağı Heronlardan altısı hâlen bölgede istihbarat uçuşlarını yapıyor.

Ve tam bu süreçte yüzlerce terörist ellerini kollarını sallaya sallaya kalabalık gruplar halinde sınırı geçip askerî karakol baskınlarına devam ediyor!

Diyelim ki 31 Mayıs gecesi yine sekiz askerin kalleşçe katledildiği İskenderun Deniz Üssü, mevzubahis bölgenin uzağında! Peki, İsrail’den alınan Heronlar ve bölgeyi sürekli gözeten Amerikan istihbarat uyduları, 19 Haziran gecesi Şemdinli sıfır noktasındaki bu toplu terörist hareketi, nasıl görememiş?! Yoksa gördüğü halde ABD ve Kuzey Irak yönetimi bu sınır hareketlerini haber mi vermiyor? Bu durumda buna nasıl “anlık istihbarat paylaşımı” deniliyor?

Saldırı sonrası teröristlerin kaçış yönlerini ve nerede saklandıklarını Batman’daki üsse, oradan da Ankara’ya -Genelkurmay’a- ileten Heronlar, neden saldırı öncesinde bunca kalabalık grubun geçişini ve yönünü tesbit edememiş?

Türkiye-Irak-İran sınırında “şeytan üçgeni” olarak adlandırılan Şemdinli kırsalında, hududun Kuzey Irak tarafında onbeş kilomete yakınlıktaki Hakurk, Zap, Basyan ve Kandil terörist kamplarının bulunduğu ve PKK’nın geçişlerde sürekli kullandığı bu bölgedeki izleme ve istihbarat paylaşımındaki başarısızlık nereden kaynaklanıyor?

İran aman vermiyor, sınırını tutuyor; PEJAK’ın Türkiye’ye sızmalarını ünlüyor. Ama bölgeyi elinde tutan ABD ve güdümündeki Kuzey Irak’taki Türkiye’nin yanıbaşındaki kamplardan büyük silâhlı ve hazırlıklı gruplar halinde sürekli geçişler oluyor; neden? “ABD’nin Türkiye’ye “anlık istihbarat desteği”ne ne oldu?

“DIŞ GÜÇLER”İN DESTEĞİ

Bütün Anadolu’yu yasa boğan bu fitne ateşinin, bunca iddialı “anlaşma”, “işbirliği”, “ortak eylem plânı” ve “istihbarat paylaşımı”na rağmen, bu fitne ateşinin neden bir türlü söndürülemediği, terörün neden tırmandığının kamuoyuna açıklanması lâzım.

Cumhurbaşkanı, “Türkiye’nin önceliğinin artık terör ve terörle mücadele” olduğunu ilân ediyor. Meclis Başkanı, “Bu mesajlar halkı tatmin etmiyor” deyip Genelkurmay’dan “açıklama” bekliyor. Önümüzdeki günlerde Obama’yla bir defa daha “terörle mücadele”yi ve “istihbarat desteği”ni görüşecek olan Başbakan, “dış güçlerin taşeronu terör örgütünün taşeronluğu”ndan bahsediyor; terörün arkasındaki devletleri nazara veriyor. “Piyon olarak kullanılan terör örgütü yeni ihâle aldı, uyguluyor” diye konuşuyor. “Bazı güçlerin Türkiye’nin önüne taş koyduğu”nu tekrarlıyor…

Ancak ne Başbakan’dan ne de hükûmetten sözü edilen “dış güçler”den, “anlık istihbarat paylaşımı” ve “terörle mücadelede işbirliği”ne dair hiçbir açıklama gelmiyor…

Gerçekten, çeyrek asırdır başta ABD ve İsrail olmak üzere yabancı devletlerin ve ecnebi istihbarat servislerinin açık askerî, malî, eğitim ve lojistik desteğiyle besletilip palazlandırılan terör örgütü hangi “dış güçler”in taşeronu?

Sonra bu “dış güçler”in verdiği “istihbarat”la, “taşeronu” terörle mücadele olur mu? Terörle mücadele, bölge üzerinde hegemonya ve çıkar amelleri olan ecnebilerin insaf ve inisiyatifine bırakılır mı?

Ankara’nın âcilen bütün bu soruların cevabını vermesi gerekiyor…

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*