“Komşularla sıfır sorun” bu mu?

ABD’nin NATO aracılığıyla İran’a karşı Türkiye’ye konuşlandırmak istediği “füze kalkanı projesi”nin gerekçelerinin başında “NATO Anlaşması” ve “stratejik ortaklık”tan “model ortaklığa” dönüşen müttefiklik ve işbirliği gösteriliyor.

“NATO Anlaşması”nın 5. maddesine göre, “NATO üyesi bir ülkenin tehdit veya saldırıya uğraması halinde diğer üye ülkeler de ‘tehdit altında’ ve ‘saldırıya uğramış’ sayılıyor.”

Füze konuşlanmasının bu maddeye dayandırılması için Türkiye’nin ya da ABD’nin dış tehdide ya da saldırıya mâruz kalması gerekiyor.

Oysa okyanuslar ötesinden gelip Irak’ı işgalle Türkiye, İran ve Suriye’ye “komşu” olan ABD’yi ve Türkiye’yi ne İran’ın ne de Suriye’nin “tehdit ettiği” yok. Tam tersine yüzbinlerce askerini Irak’a ve Körfez ülkelerine yerleştiren ABD, Yahudi lobisinin etkisiyle özellikle İran’ı “düşman” gösterip bölge ülkelerini tehdit ediyor. İran uluslar arası hukukun tanıdığı hakla nükleer enerji üretmeye çalışıyor. Bu faaliyetini başta Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu olmak üzere BM gibi bütün milletler arası kurumların denetimine açmış; şimdiye kadar beynelmilel kuruluşların raporlarında “nükleer silâh üretimi”ne dair en ufak bir delil bulunmamış… Halbuki Türkiye dahil bütün bölge ülkelerine kafa tutan, son Gazze katliamında olduğu gibi Filistin’de sistemli bir soykırım yapan İsrail’in denetimini kabul etmediği yüzlerce nükleer silâhı bulunuyor.

Kısacası, eğer Türkiye için bir “tehdit” sözkonusu ise, bu İran değil, Türk Bayrağını taşıyan Mavi Marmara sivil gemisine uluslar arası sularda saldırıp vatandaşlarını hunharca katleden, yüzlercesini tutuklayarak psikolojik işkenceye tabi tutan İsrail’dir…

“NATO KONSEPTİNDE TERÖRLE MÜCADELE” VARTASI…

Diğer yandan ABD’nin “NATO konseptinde Türkiye’nin terörle mücadelesine destek”, PKK’yı uluslar arası alana taşıyıp terörü ve ayrılıkçılığı meşrulaştırmada ve siyasallaştırmada kullanılmakta. Ankara bu vartaya düşürülüyor…

Bir kere ABD’nin “Türkiye’nin terörle mücadelesine desteği” bir saptırmadan ibâret. 5 Kasım 2007’de Beyaz Saray Oval Ofis’te Erdoğan’la başbaşa görüşen Bush, “terörle mücadele” kapsamında Türkiye’yi “stratejik müttefik”, PKK’yı “ortak düşman” ilân etti. İşgali ve kontrolündeki Kuzey Irak’ta Türkiye’ye yönelik terörü tasfiye vaadini verdi.

Devamında Obama aynı sözü yineledi. Ancak o günden bu yana Erdoğan’ın listesini verdiği Kuzey Irak’ta serbestçe gezen 150 kişilik terörist elebaşlarından bir tekini dahi teslim etmedi. Terör örgütünü tasfiyeye yanaşmadı. Aksine hâlâ her türlü lojistik desteği veriyor, himâye ediyor.

Hulâsa AKP hükûmetinde Türkiye, havaalanlarını, limanlarını, ABD’nin personel, silâh, mühimmat ve savaş malzemenin nakil ve dağıtımına resmen açarak işgale tam destek verirken, ABD, Türkiye’de otuz bin insanı öldüren terör örgütünü koruyor.

Ankara, Irak üzerine ölüm kusan sortiler yapan Amerikan savaş uçaklarının başta İncirlik olmak üzere Türkiye’deki üslerden kalkmasına “izin” verirken, ABD ve güdümündeki Kuzey Irak bölgesel yönetimi, Kandil’e ve terörist kamplarına ilişmiyor. Teröristlerin finansal kaynaklarını, nüfuz ve uyuşturucu kaçakçılığını, silâh, malî ve eğitim desteğini kesmiyor. Dahası koz olarak kullanıyor…

Şimdiye kadar en az on kez terör örgütüne ”lojistik desteği kesme” taahhüdünde bulunan Barzani ve Talabani, yıllardır tıpkı ağababaları Amerikan yönetimi gibi, lâftan öteye geçmiyor. Terör yuvalarına destek yollarını kapatmıyor…

İRAN’A KARŞI NEDEN İLLE DE TÜRKİYE?

Keza Ankara, Müslüman Afganistan’da sözde “Taliban”a karşı yine NATO şemsiyesinde Amerikan işgaline askerî birlik gönderip Mehmetçiği cepheye sürmekle Türkiye’yi işgalcilerin “savaş ortağı” yapıyor.

Ne var ki NATO Genel Sekreteri Rasmussen’in ülkesinde terör örgütünün televizyonu, NATO’nun güneydoğu kanadının bekçiliğini yapıp yükünü çeken en fedakâr üyesi Türkiye aleyhine propagandayı sürdürüyor…

Sonra tehdit “İran”sa, ABD, “füze kalkanı”nı neden İran’ın yanıbaşında kontrolündeki en yakın işbirlikçisi Kuzey Irak’a konuşlandırmıyor da Türkiye’ye baskı yapıp NATO perdesinde “stratejik konsepti” tuzağına çekiyor?

Kaldı ki “hedef” gösterilen İran’ı engelleyecek ABD’nin karada ve denizde bir yığın füzesi var. Basra Körfezinde, Hint Okyanusunda savaş gemileri dolaşıyor…

Bu durumda İran’a karşı Türkiye’nin ABD ve İsrail’e inadına “kalkan” yapılması neyin bedeli? ABD niçin “füze kalkanı”nı ille de Türkiye’nin Kuzey-Doğu ve Güneydoğu bölgesine konuşlandırmak, füze taşıyan gemileri Karadeniz’e yerleştirmek peşinde?

ABD’nin egemenlik ve enerji kaynaklarını – hatlarını elde etme hesâbına “Türkiye’yi köşeye sıkıştırma operasyonu”yla karşı karşıya kalan AKP hükûmeti, nihaî kararı Lizbon zirvesine bıraktı ama NATO’yu istismarla Türkiye’nin Müslüman komşu bir ülkeye karşı istimaline itiraz edemiyor! “Değişen tehdit algılaması”nda İran’ın Türkiye ve Avrupa için “tehdit oluşturmadığını anlat(a)mıyor! Peki, neden; buna bir “mecburiyeti” mi var?

Sahi Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun her fırsatta telâffuz ettiği dış politikada “komşularla sıfır sorun” bu mu?

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*