İmam Bağavî (?-1122)

Begavî’nin doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Çocukluğu ve gençlik yılları ile ilgili olarak aydınlatıcı bilgiler mevcut değildir. Doğduğu yer olarak da; Herat ile Merverrüz arasında bulunan Bağşür (Bağ) kasabası gösterilmektedir.

Zaten bu kasabaya izafeten Bağavî lâkabını almıştır. Ferra lâkabı ise direk kendisi ile alâkalı olmayıp, kürkçülük yapan babasının bu mesleğinden ötürü İbnü’l-Ferra olarak anılmıştır.

 

Eğitimi ile ilgili olarak, Merverrüz’e gittiği bilinmektedir. Burada, Şafiî fıkıhçılarından kadı Hüseyin bin Muhammed el-Merverrüzî’den ders almaya başladı. Hocası hadis ve fıkıh derslerini kendisine verdi. Bu hocasından aldığı derslerin yanı sıra, Horasan bölgesini dolaşarak muhtelif hocalardan dersler aldı. Ebü’l-Hasan Ali el-Cüveyni, Ebu Ömer Abdülvahid el-Melihî, Ebu Bekir Yakub es-Sayrafî’nin de aralarında bulunduğu kişiler ona hocalık yaptı.

Begavî, Horasan bölgesini dolaşıp muhtelif hocalardan ders aldıktan sonra memleketi olan Merverrüz’e dönerek buraya yerleşti. Hocası kadı Hüseyin’in vefatından sonra görevi devraldı. Hocası gibi talebe yetiştirmeye devam etti. Arta kalan zamanlarda ise eser yazmaya başladı. Aralarında ünlenip isim yapan bazı şahsiyetlere hocalık yaptı. Ebu Mansur Muhammed el-Attarî, Ebü’l-Mekarim Fazlullah Nügarî, Ebü’l-Feth Muhammed Hemedanî bunlardan bazılarıdır.

Risâle-i Nur’da ismi “İmam-ı Bagavî” olarak zikredilmiştir. Ayrıca, Peygamber Efendimizin (asm) bir mucizesi, ismi anılarak tashihinden geçtiği şekliyle nakledilmiştir. Peygamber Efendimizin mucize gösterdiği hadise şöyle rivayet edilmiştir:

“Aliyyi’bni’l-Hakem’in, gazve-i Hendek’te, küffârın darbesiyle ayağı kırıldı. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm meshetti; dakikasında öyle şifa buldu ki, atından inmedi.” (Mektubat, 1994, s. 141)

Şafii mezhebine bağlı ve bu mezhebin bir fıkıhçısı olarak tanınan Begavî, metot olarak Selefîni takip etti. Hiçbir zaman taassuba yönelmedi. Mensubu bulunduğu mezhebi hakkında eser yazdığı gibi, diğer mezheplerin kaynaklarını da inceledi. Onların görüşlerini gözden geçirdi. Kuvvetli bulduklarını tatbik etmede tereddüt göstermedi. En büyük gayretini, Kur’ân ve Sünnet anlayışı çerçevesinde şekillenen kültürün yerleşmesine sarf etti. Bu konuda insanlar için teşvik edici bir rol üstlendi. Mü’minleri, özellikle bu iki büyük kaynağa daha fazla sarılmaya dâvet etti. İşte bu titizliği ve davranışları sebebiyle, sünneti ihya eden mânâsına gelen, “Muhyissünne” lâkabıyla anılmaya başlandı.

Begavî, ilmi kişiliğiyle olduğu gibi, yaşantısı ile de dikkatleri üzerine çekti. Takva sahibi bir kişilik olarak tanındı. Yeme içme konusunda da son derece sade bir hayat yaşadı. Uzun süre sadece ekmek yiyerek hayatını sürdürürken, yetersiz beslenmeden dolayı bedenen zayıfladı. Buna rağmen, ilave olarak sadece zeytin yemeye başladı. Çok dikkatli davrandığı ve üzerinde titizlikle durduğu özel hususiyetlerinden bir tanesi de, abdestsiz talebelerinin karşısına çıkmayıp buna riayet etmesidir. Derse giderken abdestli olmayı bir düstur edinmiştir.

Muhyissünne lâkaplı Begavî, bütün çalışmalarını sünnet üzerine teksif edip yoğunlaştırdı. Hadis metinleri üzerinde daha fazla yoğunlaşmak, zaman sarfiyatını önlemek için senetsiz nakil geleneğini başlatan isim oldu. Bu sistemle daha çok halka yönelik çalışmalar sebebiyle yapıldı. Halk için tertip edilip tasnif edilen hadis kitaplarına hadis senetlerinin alınmasına ihtiyaç görülmedi. Sadece, hadislerin sahabe olan nakledicilerin isimlerinin belirtilmesiyle yetinildi.

Seksen yıllık bir ömür yaşayan Begavî, bu zaman zarfında, memleketi dışına çok fazla çıkmadı. Ömrü boyunca bölge insanına hizmet etti. 1122 yılında Merverrüz’de vefat etti. Vefatından sonra, büyük değer verdiği ve çok sevdiği hocası Kadı Hüseyin’in yanına defnedildi.

Eserleri

Begavî, daha çok hadis, fıkıh ve tefsir dallarında eserler yazdı. Hadis dalında önemli ve en çok tanınan eserlerinin başında “Şerhü’s-sünne” adlı eseri gelmektedir. Hadis âlimlerinin eserlerinden derlediği hadisleri önce konularına göre sıralamıştır. Hadis âlimleri arasında ihtilâf konusu olan fikrî problemlerle ilgili olarak şerhler düşmüştür. Kendisine, “Muhyissünne” lâkabının verilmesinde bu eserin önemli bir katkısı olmuştur.

Begavî’nin güvenilir hadis kaynaklarından istifade ederek derlediği hadisleri, “Mesabihü’s-sünne” adlı eserinde toplamıştır. Kaynaklardan aldığı hadislerin senetlerini çıkardıktan sonra eserine kaydetmiştir. Eserde, dört binden fazla hadis kaydedilmiştir. Bu eseri de İslâm dünyasında büyük bir ilgi görmüş ve eser için çok sayıda şerh yazılmıştır. Hadis dalında; El-envar fi şema’ili’n-nebiyyi’l-muhtar, el-Cami’ beyne’s-Sahihayn, Şerhü Cami’i’it-Tirmizi yazdığı diğer eserleridir.

Tefsir dalında yazmış olduğu en ünlü eseri ise, “Me’alimü’t-tenzîl” adını taşımaktadır. Alim, Kur’ân âyetlerini; hadis, sahabe ve tabiin müfessirlerle bunlardan sonra gelenlerin görüşleriyle açıklamaktadır. Eserin muhtelif baskıları yapılmıştır. Bu alanda yazdığı diğer bir eseri de El-Kifaye fi’l-kıra’a’dır.

Fıkıh ilim dalıyla ilgili yazdığı eserlerinden bir tanesi Et-Tehzib’tir. Bu eser Şafiî mezhebinin önemli kaynaklarından bir tanesidir. Müellif bu eserinde hocasının eserinden büyük ölçüde istifade etmiştir. Eserdeki bölümler, âyet ve hadislerle başlamaktadır. Konuyla ilgili âlimlerin görüşlerine yer verdiği gibi, kendi fikirlerini de ilâve etmiştir. Bu alanla ilgili olarak da; El-Kifaye fi’l-fıkh, Fetâvâ, Tercümetü’l-ahkam adlı eserleri yazmıştır.

İmam Begavî, eserlerini Arapça ve Farsça dillerinde yazmıştır.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*