Kardaki esma-i İlahiyeler

Kapkaranlık gecelerden, gündüzleri; gökten rahmet göndererek kuraklıktan yarılmış topraklardan bitkileri; ölüden diriyi, diriden ölüyü; simsiyah bulutlardan bembeyaz karı çıkaran Hâlık-ı külli şey’e sonsuz hamd ve senâlar olsun. İki cihan serveri Hz. Muhammed’e (asm) nihayetsiz selât u selâmlar olsun!
“Allah’ın hesabına kâinata bakan adam her ne müşahede ederse ilimdir. Eğer gafletle esbab hesabına bakarsa, ilim zannettiği şey de cehil olur.” 1

Her kış gelen o bereketli bembeyaz misafir, bu kış dahi teşrif ettiler. Evet, misafirlere hürmet etmek gerek. Hürmet görürse, getirdiği on hediyeden birini kendine ayırır, diğer dokuzunu ev sahibine verir. Eğer, hürmet görmezse darılır, belki bir daha gelmez. Senede bir ya da birkaç defa gelen bu çok kıymetli misafire yıllardır ‘kara kış’ diye diye, belki de bizlere darıldı da, son yıllarda eskisi kadar bizi ziyaret etmez oldu. Başımıza gelen musîbetler hep kendi ellerimizle işlediklerimiz yüzünden değil mi?

Ben, sözün gelişi ‘dokuz hediye’ dedim, lâkin, siz bana bakmayın. Yoksa; “Allah’ın ni‘metini sayacak olsanız, onu sayamazsınız.” 2

Ehl-i gaflet ve ehl-i dalâlete göre felâket ve sıkıntı olan kar, Allah’ın (cc) hesabına ona bakanlara göre ise sayısız esmâ-i İlâhiyesinin tecellisi, bir rahmet, bir bereket ve bütün insanlara Cevvâd-ı Kerîm’in bir ikrâm-ı İlâhiyesinden başka bir şey değildir. Hannân olan Allah (cc), sınırsız merhametiyle kullarına kerem etmiş, kar tanelerinin elleriyle hediyeler göndermiş. Bu hediyeleri bir makaleye sığdırmak bir yana, kitaplara bile sığdırmak mümkün değildir. Risâle-i Nurlar’dan aldığımız tefekkür derslerinin birkaç tanesinden kısaca bahsedelim isterseniz.

Hiç düşündük mü; karın rengi beyaz değil de siyah olsaydı da, bütün yeryüzü birkaç dakika içinde simsiyah bir örtüyle kaplansaydı, hâlimiz nice olurdu? Karanlık ve siyah, küfrün simgesi iken, beyaz ve aydınlık ise, îmânın ve tevhîdin sembolüdür. Pırıl pırıl kar taneleri gökyüzünden üzerimize yağarken, birer nûr-u İlâhî gibi kalbimize ve rûhumuza da inşirâh salar. O ışıl ışıl parlayan bembeyaz nur tanelerinde ‘Nûr’ esmâ-i İlâhiyesini îmân ile müşâhede, tevhidle de ikrâr edebilen ehl-i tefekküre müjdeler olsun!

Yine hiç düşündük mü; kar taneleri, pamuk yumuşaklığında ve tane tane bizi okşar gibi üzerimize yağmasaydı da, beşer, onar kiloluk buz parçaları olarak taş gibi üzerimize yağsaydı halimiz nice olurdu? Her kar tanesinde Allah’ın (cc) sevgisini temsil eden ‘Vedûd’ esmâ-i İlâhi’sini görebilenlere ne mutlu!

Burada sayamayacağımız kadar zihayata faideleri bulunan karın, her tanesinde, kullarına nihayetsiz iyilikler lütfeden Allah’ın (cc) ‘Mennân’ esmâ-i İlâhiyesini fark edememek için ancak gâfillerden olmak gerek. Her kar tanesini uygun bir büyüteç altına koyup incelediğimizde, rahatlıkla görülebilecek ki, her kar tanesi, eşsiz bir tasarım hârikası ve mükemmel bir şekilde tasarlanmış. Her biri ayrı bir güzel, ayrı bir san’ât hârikası.

Burada da ‘Musavvir’, “Sâni’ ve ‘Cemîl’ esmâ-i İlâhiyesini görebilmek ne güzel!

Yine, tetkik edildiğinde şâhid olunacak ki; hiçbir kar tanesi şekil ve desen olarak başka kar tanelerine hiç benzemez. Her bir kar tanesi, şahsına münhasır, özel olarak tasarlanmış, hepsine ayrı ayrı bir güzellik, ayrı bir estetik verilmiş. Bu da; her kar tanesinin zâhiren birbirine benzemekle Hâlıkı’nın bir olduğuna delâleten ‘Vahid’ esmâ-i İlâhiyesine, her kar tanesinin ayrı bir şekil ve güzellikte olmasıyla ‘Ehad’ ismi şerifine delâlet etmektedir.

Yeryüzünün kıpkırmızı bir karla kaplandığını düşünebiliyor muyuz? Her an, her dakika, belki günlerce, bazı bölgelerde aylarca kıpkızıl bir yeryüzüne baksaydık hâlimiz nice olurdu?

Bu kar beyazlığında yine, Allah’ın (cc) sonsuz merhametini ve rahmetini temsil eden ‘Rahîm’ esmâ-i İlâhiyesine şâhid olmaktayız.

Rızık fabrikası olan toprağın, kışın kar altında bizler için hazırladığı ve her bahar mevsiminde bizlere ikrâm-ı İlâhî’nin tükenmez hazinelerinden bol bol verdiği meyve ve sebzeleri ‘Besmele’ ile tattıkça, ‘Rezzak’ esmâ-i İlâhiyesiyle her kar tanesine gizlenen bereketi düşünmemek mümkün mü?

Beyaz renk; yeni bir hayata başlamanın, temizliğin, duruluğun, saflığın, bereketin sembolüdür. Bebekler de doğduklarında, saf, günahsız, tertemiz olduğundan beyaz kundağa sarılırlar. Genç kızlar, karbeyaz gelinlikler içinde beyaz atlı prenslerine, sevdiklerine kavuşurlar. O hakîki sevgiliye kavuşmadan önce, gelin adayları gibi yıkanıp temizlenen, güzel kokular sürülen âhiret yolcuları ise, yine beyaz gelinlikleri ile Şeb-i Arus düğününe katılarak yeni ve ebedî bir hayata ilk adımlarını atarlar.

Beyaz kar, bizlere; günahlarımızdan ve hatalarımızdan her yıl hiç olmazsa birkaç kez tevbe edip, bebekler gibi saf, tertemiz, günahsız olarak hayatımıza devam etmemizi ve Rabbimize öyle kavuşmamızı hatırlatır.

Her şeyin nasıl kar ile kaplanıp, üstü örtülüyorsa, bu fâni dünyânın da birgün yok olup gideceğini, elimizden çıkacağını, onun güzelliklerine gönlümüzü kaptırmamızı söyler. Kesret âleminin gaflet ve dalâlet pencerelerini kapatıp, vahdet ufuklarının sihirli ve büyüleyici tevhid kapılarını açar. Açar da, bizleri Mahbûb-u Hakîki’ye binbir esmâ-i İlâhiyesiyle dâvet eder. Ne mutlu bu kutlu dâvete icâbet edenlere. Rabbim, cümlemizi onlardan eylesin! Amiiin!

“Güzel ahlâklı güzel düşünür. Güzel düşünen, güzel levhaları görür. Fenâ ahlâklı, fenâ düşündüğünden, fenâ levhaları görür.” 3

Dipnotlar:

1- Rnk, Mesnevî-i Nûriye.
2- İbrahim (as), 34. Âyet.

Ayhan Yıldırım

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*