Kur’ân’ı güzel okumak…

Image

İstanbul’da yaşamanın en önemli avantajlarından ve en güzel taraflarından biri de bence, Cuma namazınızı isterseniz Eyüp Sultan’da, Süleymaniye’de, isterseniz Sultanahmet veya Bayezid Camileri gibi özel mekânlarda eda edebilmeniz. Zaman zaman ben de bu nimetten istifade etmeye çalışıyorum binlerce İstanbullu gibi. En son 1 ay evvel bazı arkadaşların Cuma’yı Süleymaniye’de eda etme kararına ben de severek iştirak ettim.

Cami tadilatta olduğu için, bahçede büyük bir cemaatle namazımızı kıldık. Tanıdık bazı meşhur simaların da Cuma namazına geldiğini gördük, namaz sonrası. Yine Sultanahmet’te kılınan Cuma’ların ‘tadı’ da bir başka oluyor doğrusu. Üniversitedeki öğrencilik yıllarında kıldığımız vakit namazlarının mekânı ise Bayezid Camii idi. Rahmetli İsmail Biçer Hoca’nın o müthiş tilâvetiyle okuduğu Kur’ân-ı Kerim’i dinlemeye gelirdi bir çok kimse özelikle. Caminin kubbelerinde yankılanan o ses hâlâ zihnimdedir. O İlâhî Kelâm’ı okuyanların, sesleri ve okuyuşları, cemaatin namazdan aldığı hazzı oldukça etkiliyor. Öyle ki, Müslüman olmayan yabancıların ve turistlerin dahi bundan pay aldıkları bir gerçek. O halde hoca efendilere büyük bir sorumluluk ve görev düşüyor.

Yeri gelmişken bu konuda Asr-ı Saadetten birkaç örnek verelim: Birgün Ebu Musa’l-Eş’âri’nin güzel sesiyle Kur’ân okuduğunu görünce Peygamber Efendimiz şöyle buyurur:

“Ey Ebu Musa! Sana Hz. Davud’un güzel nağmelerinden bir nağme verilmiştir.”

Yine bir gün, insanın içine işleyen sesiyle Huzeyfe’nin azadlı kölesi Salim’in Kur’ân okuduğunu işittiğinde Peygamber Efendimiz (asm) şöyle iltifatta bulunmuştu:

“Allah’a hamdolsun ki ümmetim içinde böyle insanlar var.”

Başka bir hadisi şerifte de “Güzel ses, Kur’ân’ın süsüdür” buyurmuştur Efendimiz.

Kur’ânı’mızı lâyık olduğu biçimde güzel okumak en azından güzel okumaya çalışmanın önemi bundan daha veciz anlatılabilir miydi?

Bostan ve Gülistan’dan..

ŞEYH Sâdî-i Şirazî’nin Bostan ve Gülistan’ından bir hikâye: “Bir genç ney öğreniyor, gönülleri ney gibi dağlıyordu. Babası çok kere ona bağırmış, çağırmış hatta ney’ini ateşe atmıştı. Fakat faydası olmuyor, çocuk neyzenlikte devam ediyordu. Bir gece çocuk ney üflerken babası dinledi. Neyin sesi adamcağıza dokundu. Aşka şevke geldi, içi karmakarışık oldu, kendinden geçti, içine hararet düştü, terlemeye başladı: “Kaçtır ben ney’i ateşte yakıyordum, bu defa ney beni ateşte yaktı” dedi. Aşıkların gönüllerine varidat-ı İlâhiyeden bir kapı açılır. Onun zevkiyle ellerini kâinattan silkeler, kâinatı terk ettiklerini vaziyetiyle anlatırlar…”

HADİS-İ ŞERİF

Cabir (r.a ) rivayet ediyor.

“ÜÇ ses vardır ki, Allah (c.c) onlarla meleklere karşı iftihar eder. Ezan sesi, Allah yolunda çarpışırken getirilen tekbir sesi ve hacda yüksek sesle söylenilen ‘Lebbeyk’ sesi.”

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*