Nasihatlerin tesir yolu iknadır

“Nasihat” kelimesi, öğüt ve irşad anlamında kullanmaktadır. Mü’minler birbirlerine öğüt vermek suretiyle yardımcı olurlar. Cenab-ı Allah (cc): ”Hatırlat, umulur ki bu hatırlatman mü’minlere yarar sağlar, (öğüt alırlar)”1 buyurmuştur.

Mü’minlerin; dinî yükümlülüklerini samimi olarak yerine getirmeleri, birbirlerine doğru sözü söylemeleri Allah’ın emridir. İnsanoğlunun yaratılışından bu yana ona nasihat, öğüt ve irşatlar verildiğine tarih şahitlik ediyor.

Bazı insanlarda yardımlaşma ve fedakârlık yok,  anne-babasını küstürmüş, akrabalarıyla bağını koparmış, iş arkadaşlarını kendisinden bıktırmış, kendisi yönetici ise kararlarında adalet yok. Elbette böyle insanlara ne nasihat, ne irşad ne de öğüt tesir eder.

Vaizlerin nasihatlerinin neden tesirsiz kaldığını Bediüzzaman Hazretlerinden dinleyelim: “Ben vaizleri dinledim. Nasihatları bana tesir etmedi. Düşündüm. Kasavet-i kalbimden başka üç sebep buldum: ‘Birincisi: Zaman-ı hazırayı zaman-ı salifeye kıyas ederek yalnız tasvir-i müddeayı parlak ve mübalağalı gösteriyorlar. Tesir ettirmek için isbat-ı müddea ve müteharri-i hakikatı ikna lâzım iken ihmal ediyorlar.’”2

Malûm günümüzde her şey delil ve ispat üzerine gidiyor; vaizler ve nasihatçiler ikna ve ilim yerine, parlak ve hissiyatı okşayan mübalağa yoluna başvuruyorlar. Bu da bu zaman insanını etkilemiyor. Eski dönemdeki insanlar gibi herkes iman yönünden tam olmuş olsa idi, belki bu parlak ve coşkulu ifadeler bir işe yarayabilirdi.  Nasihatlerin insana tesir etmesinin yolu tahkik ve iknadır, hissiyatı coşturmak ve mübalağaya kaçmak değildir.

Allah insanın tüm amellerini birlikte değerlendirecektir. İşte bazı muvazenesiz vaizler hadislerin ruhunu kavramadan sadece bir amele hasr-ı nazar ettirerek bir köpeğe su içirmenin cenneti kazanmak için yeterli olduğunu ifade ediyorlar.

“Hasıl-ı kelâm: Büyük vaizlerimiz hem âlim-i muhakkik olmalı, tâ isbat ve ikna etsin. Hem hakîm-i müdakkik olmalı, tâ muvazene-i şeriatı bozmasın. Hem beliğ-i mukni’ olmalı, tâ mukteza-yı hal ve ilcaat-ı zamana muvafık söz söylesin ve mizan-ı şeriatla tartsın ve böyle olmaları da şarttır.”3 diye beyan etmiş Hazret-i Bediüzzaman.

Dipnotlar:

1- Ez-Zâriyat, 51/55
2 ve 3- Divan-ı Harb-i Örfî, s. 80,81. (5. Hakikat)

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*