Rabbimizi tarif eden külli muarrifler

Bir mü’min için son derece mühim olan bu “küllî muarrifler” meselesinde, müdakkik bir Nur kardeşimiz, “Üstad neden On Dokuzuncu Söz’de ‘Üç büyük küllî muarrif var.’ deyip Nokta Risalesi’nde muarrifleri dört olarak zikrediyor?” diye sordu.

Başta şunu ifade edeyim ki, bu iki yerin makamları farklıdır. Zira; böylece Üstad küllî muarrifleri, “âfâkî olan külli muarrifler” ve “enfüsî olan küllî muarrifler” olmak üzere başlıca ikiye ayırmış demektir ve onları Nokta Risalesi’nde birleştirerek dört küllî muarrif demiş oluyor. Bunlar; tabiri caizse anasır-ı esasiye gibidir.

1. Âfâkî olan küllî muarrifler: Dünya gözü ile görülebilen, el ile tutulabilen, hatta kainat vüs’atinde küllî muarrifler olan; kitab-ı kâinat, Fahr-i Kâinat olan Hz. Muhammed (asm) ve Fihriste-i Kainat olan Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan’dır.

2. Enfüsî olan küllî muarrif ise; yani Nokta Risalesi’nde birleştirilerek zikredilen, dördüncü küllî muarrif ve bürhan ise; “vicdan-ı beşer” denilen “fıtrat-ı zîşuur”dur. Yani bunun hariçte görünür bir varlığı yoktur fakat sonuçlarıyla malumdur, musaddıktır.

Bu yazıda ilk üçü, hülâsaten anlatılmaya gayret edilecektir. Hz. Üstad On Dokuzuncu Söz’ün Birinci Reşhası’nda üçünü şöyle tasnif etmiş, biz de bilmana izaha çalışacağız.

“Rabbimizi bize tarif eden üç büyük küllî muarrif var: Birisi, şu kitab-ı kainattır.

Birisi, şu kitab-ı kebîrin ayet-i kübrası olan Hatemü’l-Enbiya Aleyhissalâtü Vesselam’dır. Birisi de, Kur’ân-ı Azimüşşan’dır.”

Bu kısımda kâinat kitabı ile Kur’ân-ı Azimüşşan sadece başlık olarak verilip Hatemü’l-Enbiya Efendimiz (asm) tafsilatlı izah edilmişti fakat bu yazının gereği olarak üçünü de özet olarak hatırlatmak istiyorum:

1) Şu kitab-ı kâinat; zerrelerden kürelere, sineklerden seyyarata, muntazam harekât ve sanatkârâne mucizatlarıyla Allah’ı (cc) isbat eder.

2. Zaten Efendimiz’i (asm), yani: “Şu ikinci bürhan-ı natıkî olan Hatemü’l-Enbiya Aleyhissalâtü Vesselam’ı tanımalıyız, dinlemeliyiz. Evet, o bürhanın şahs-ı manevîsine bak: Sath-ı arz, bir mescid; Mekke, bir mihrab; Medine, bir minber; o bürhan-ı bâhir olan Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâm, bütün ehl-i imana imam, bütün insanlara hatib, bütün enbiyaya reis, bütün evliyaya seyyid; bütün enbiya ve evliyadan mürekkeb bir halka-i zikrin serzâkiri… Bütün enbiya, hayatdar kökleri; bütün evliya, taravetdar semereleri bir şecere-i nuraniyedir ki; herbir davasını, mu’cizatlarına istinad eden bütün enbiya ve kerametlerine itimad eden bütün evliya tasdik edip  imza ediyorlar… (…) Hangi vehmin haddi var ki, böyle hesapsız imzalarla teyid edilen bir müddeaya parmak karıştırsın?” demekle; dünyayı bir mescide, Mekke’yi mihraba ve Medine’yi minbere benzeterek öyle azametli bir tasvir yapmış ki insan, “Fahr-i Cihan Efendimiz ancak böyle anlatılabilir…” demekten kendini alamıyor.

3. Kısaca; Kur’ân-ı Azimüşşan için ise, Yirmi Beşinci Söz’de ifadesini bulan:

“Elde Kur’ân gibi bir mu’cize-i baki varken/ Başka bürhan aramak aklıma zaid görünür./ Elde Kur’ân gibi bir bürhan-ı hakikat varken/ Münkirleri ilzam için gönlüme sıklet mi gelir?” ifadesiyle; Üstad şu mealdeki ayet-i kerimeye dikkat çekiyor:

“Eğer kulumuza (Muhammed’e) indirdiğimiz (Kur’ân) hakkında şüpheniz varsa, haydi onun benzeri bir sure getirin…” (Bakara, 23)

Devamında da, mealen: “Allah’tan başka bütün güvendiklerinizi çağırın. Getiremediniz, getiremezsiniz ve getiremeyeceksiniz.” diye bütün zamanları ihtiva eden bir meydan okuyuş vardır. İşte Üstad bu ayet-i celileye tercümanlık yapmıştır. Yani; baştan sona cerhedilmez bütün mucize ayetleriyle münkirlere ve asırlara meydan okuduğunu ifade ve ilan etmiştir.

Nokta Risalesi’ndeki “enfüsî” delilde buluşmak dileğiyle.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*