“Nur Berber” Hasan Ağabey

Bir “son şahit” daha göçüp gitti âhiret diyârına: Hasan Basri Sarıçam. İsimsiz kahramanlarından biri idi. İstanbul’da ikamet eden İnebolu kahramanlarından…
Aynı zamanda sâdık, sebatkâr, fedakâr dâvâ adamı H. Kemal Ünal’ın kayınpederi olan Berber Hasan Ağabeye Allah gani gani rahmet eylesin. Yakınlarının, sevenlerinin ve camiamızın başı sağolsun. Rabbim geride kalan yakınlarına da sabırlar ihsan eylesin.

Hasan Ağabey, uzun yıllar Mehmet Kutlular Ağabeyin de berberliğini yaptı. Yaklaşık ayda bir gazete binasına gelirdi. Kutlular Ağabeyi tıraş ederken, durumu müsait olan personelden diğer ağabeyler ve arkadaşlar da sıraya girerdi. Her geldiğinde, vaktinin elverdiği ölçüde beş-on kişiyi daha tıraş eder öyle evine giderdi.

Bizim gibi seyyar çalışan arkadaşlar ise, mümkün olduğunca onun Eminönü, Küçükpazar’daki berber dükkânına gider orada traş olurduk. Oraya gittiğimizde ise, sıra bekleyen, ziyarete gelen birçok dostlarla sohbet etme imkânını bulurduk. Onun o mütevazı dükkânı, aynı zamanda dostların, kardeşlerin, ağabeylerin buluşma yeri gibiydi.

Hafızü’l-Kurra Gönenli Mehmed Efendi, Mustafa Sungur Ağabey ve Kirazlı Mescid Sokağındaki dershanede kalan ağabeylerin çoğunun uğrak yerinden biri de, Hasan Abinin berber dükkânı idi. Kendimiz de, bir sonraki jenerasyonla aynı yerde birçok defa karşılaştık; tatlı tatlı mushabelerde bulunduk.

“Son şahitler”den biri olan Berber Hasan Abi, Bediüzzaman Hazretleri ile askerde iken tanışmış. Kendisinden şifâhen de dinledik. Üstad ile tanışma faslını merak edenlere de anlatırdı zaman zaman.

1958-59 yıllarında İzmir taraflarında askerlik yaparken bir hemşehrisi vasıtasıyla Risale-i Nur’u tanıyan ve okumaya başlayan Hasan Ağabey, fırsat buldukça Mustafa Birlik ve Ahmed Feyzi Ağabeylerin derslerine iştirak ederdi. Terhis zamanı geldiğinde, Isparta’da ikamet etmekte olan Hz. Bediüzzaman’ı gidip ziyaret etmesini tavsiye ederler. Kendisi görüşmenin mümkün olacağına dair pek ümitli olmamakla beraber, Ahmed Feyzi, referans olarak bir mektup yazar; Mustafa Birlik de kendi imalatı olan bir deste kaşık verip hediye olarak gönderir. Mektup ve kaşıklarla birlikte Isparta’ya gider Hasan Ağabey.

Gerisini kendi lisanından aktarmaya çalışalım.

Meraklı suâllere karşı, Üstad ile tanışma faslını şöyle anlatırdı:

Şubat’ın ortalarıydı. Başbakan Menderes’in Londra’da uçak kazasının olduğu günlerin ertesiydi. Isparta’ya vardık. Gittim Üstad’ın kaldığı eve. Kapıyı çaldım, Zübeyir Ağabey çıktı, dedim ki: Ben İzmir’den geliyorum, Ağabeylerin selamı var, “Bu mektupları, kaşıkları verdiler, Üstad’a takdim et” dediler.

Zübeyir Abi “Üstad henüz odasından çıkmadı, biz de görmedik, biraz sonra gel” dedi, ben de tekrarda gittim. Ağabeyler içeri aldılar.

Üstad bana “Hoş geldin kardeşim” dedi. Ben de hoşbulduk dedim, elini öptüm, emanetleri verdim.

Üstad “Kaşıkları alın, ücretini yollayın” dedi.

O günlerde Menderes uçak kazası geçirmiş, ilk haberlere gere kimse kurtulamamış dendi. Hz. Üstad “Elhamdülillah Menderes kurtulmuş.” dedi.

Biraz sonra başımı okşayıp sıvazlayan Üstad şunları söyledi: Seni talebeliğe kabul ediyorum. Bu kardeşlere seni de dâhil ettim. Bütün sorularını, müşküllerini halledecek Risale-i Nur’dur. Ben de dersimi Risale-i Nur’dan alıyorum.”

Risale-i Nur’u çok okumamı tavsiye ettikten sonra, gideceğim yeri sordu. Ben de “İstanbul, Kastamonu, İnebolu üzerinden memlekete gideceğim. Annem, kardeşlerim var, onları ziyaret edeceğim” dedim.

Üstad “Askerden geliyor, harçlığı yoktur, harçlık verin” dedi. Ben “Harçılığım var Üstadım” diye direttim. Son olarak “Gittiğin yerlerdeki kardeşlere selam söyle” dedi ve oradan ayrıldım, yola düştüm.

Üstad peşimden bir ağabeyi yollamış, mumlu kâğıda yazılıp hazırlanan bir eseri, İstanbul Süleymaniye’de Kirazlı Mescid 46 numaralı dersaneye verilip matbaada tab’etmelerini söylemiş. Ben de çantama koydum, götürüp söylenen adrese emaneti sağ-sâlim teslim ettim, elhamdülillah.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*