Gençlik nasıl kurtulur?

Gençliğimiz idari ve siyasi tedbirlerle değil, ancak Kur’an ile kurtulur…

Başlığımızı klasik bulacak okuyucularımıza da kalpten sevgilerle başlıyoruz.

Elbette; yaş ve kuru ne varsa Kur’an’da mevcut olduğuna göre, birçok cihetle sıkıntıya girmiş gençliğimizin bu sıkıntılı labirentlerdeki kurtuluşu Kur’an ile olacaktır. Yani Kur’an’daki insanın tanımı, mahiyeti, ihtiyacı, beklentisi, dünyası ve duygu alemi günümüz şartlarına göre yeniden keşfedilecek. İdrak ettiğimiz zamanın ruhuna ve yaşadığımız mevsimin şartlarına uygun bir yaklaşım ile… Gençleri bu buhrandan çıkaracak gençliğin kendisi mi? Hayır; içindeki zamanı tanıyamayan, tecrübesi henüz olmayan ve ilmî olarak da kendisini isbat edemeyen gençliğe, “Haydi bakalım kurtar kendini” demenin mantıksızlığı ortada değil mi?

Kur’an’ın zamanımıza aksini bilenler, bu akislerden çıkış yolunu görenler ve çocuklarını hayatlarının birinci meyveleri ve devamı olarak telâkki edenler gençliğimize yardımcı olacaklardır. Her bir insan bir dünyaya bedel olduğuna göre… Veya her bir gencimizin alemi dünyamız kadar geniş olduğuna göre, onların dünyalarına birer zeki muhatap olarak girmeyen ve onları yakından takip ederek ve bazen dinleyerek onların öncelikli sorularına cevap veremeyenler ve ihtiyaçlarına yardımcı olamayanlar, elbette bahsettiğimiz dünyaya giremezler. Her bir insan, hayvanlara ve diğer canlılara nisbeten bir nev’ kadar ise, gençlerimizle birebir muhatap olup onları can ü gönülden dinleyerek ruh coğrafyalarını tanımaya değmez mi?

Bugünün genciyle dünün usulleri üzerinde bir araya gelenler, bir yerde buluşamazlar. Bu topraklardaki İslâmiyet’in geçmişi bin senedir. Bu demektir ki bin seneden beri bu coğrafyadaki gençler İslâmiyet çerçevesinde; Kur’an ve Sünnet üzere yarınlarını aramışlar ve bulmuşlar. Bulduklarını; onlardan bize miras kalan medeniyetler, eserler ve gelenekler gösteriyor. O bin sene; kuşaklara veya karnlara bölünüp incelendiğinde, her bir zamanın farklı bir terbiye metoduyla karşımıza çıktığını göreceğiz. Bu hakikate binaen diyoruz ki; zamanımızın gençliğini en güzel, en saadetli ve en başarılı şekilde doyuracak ve şefkatle terbiye edecek mutlaka Kur’an ve Peygamberî hayattır. Fakat nasıl?

19. asrı müşevveş eden materyalist felsefenin insan veya gençlik tanımının –ismi üzerinde– maddi olduğunu biliyoruz. Yani insanı diğer canlı-cansız varlıklar kategorisine yerleştirerek o yüksek seviyeden aşağıya indiren, Batı’dan gelmiş bu cereyanın mahiyetini çocuklarımıza anlatamadık. Kur’an’ın insana ve dolayısıyla gence verdiği o yüksek değer ile Batılı feylesofların insan yaklaşımlarını karşılaştıramayınca, gençliğimizi elimizden almak isteyen materyalistler rüşvetlerle onun hayvanî yönünü ileriye çıkarıp Müslümanları “insana gerekli değeri” vermemekle suçlayacaklardı. Dini; hürriyetsizlik, ailenin despotluğu ve hayvani arzularına mani gösteren Batılı psikologlar, maalesef iğfal ile yanlarına çektikleri çocuklarımızla aramıza kısa sürede büyük mesafeler koyacaklardı. Belki de çocukken en çok sevdiği anne-babasına hasım durumuna getirileceklerdi.

Değişimi insani değerleri ve İslâmiyet’i itibarsızlaştırmak anlamında seslendirenlere bir sorumuz olacak. Bugün Güneş doğdu mu? Bugünkü mevsimin dünkü mevsimlerden farkı ne? İnsanların doğumlarında, bebeklik-çocukluklarında, gençliklerinde ve ihtiyarlıklarında ne gibi değişimler oldu ki? Veya gün batımında, güz bitiminde ve insanların verdikleri son nefeslerde bir değişiklik oldu mu? Yani değişimden maksadınız, –hâşâ– Kur’an’ın bu zamanlara ve geçmiş zamanlara hakimiyetini inkâr ise, görüyorsunuz ki bu mana tamamen yanlış. Yani Kur’an’ın insan için ortaya koyduğu çerçeve, olduğu gibi duruyor. Bu çerçeveyi aşarak yeni bir boyuta giden insan oldu mu? Öyle ise, gençlerle konuşan şarlatan materyalistlerin altına saklandıkları örtüyü yine Kur’an ve iman ile çekip alacağız.

Kur’an’ın insana temel olarak gösterdiği altı esasın manasını bilmeden gençler ile muhatap olanlar, onların sorularına cevap veremeyecekleri gibi dünyalarına da giremezler. Hele siyaset ile, idare ile ve onlara sürü muamelesi yaparak onların ruh dünyalarında kişisel ve sosyal problemlerini halledeceklerini iddia etmek de bir başka cehalet olmalıdır. O gençlerin Müslüman bir anne-babadan doğmasını ve İslam olarak bilinen bir ülkede yaşamalarını; ”dindar bir genç” olduklarına delil sayarak yola çıkanların gençliğimize verdikleri büyük zararın alâmetlerini sosyal hayatta görmeye başladık.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*