Türkiye’de siyasi fetret dönemleri

Fetret dönemi; huzur ve istikrarın olmadığı, toplum hayatının gerginlik ve kaosla çalkalandığı, kanun hâkimiyeti ve hak yerine kuvvetin; zulüm ve zorbalığın devrede olduğu ara dönemini ifade eder.

Ülkemiz, Ahrar/ demokrat iktidarlarının direk veya dolaylı olarak askeri darbelerle alaşağı edilmesi akabinde bu dönemleri yaşamıştır.

Hür Batılı devletlerinin desteği ile 1946’da demokratik bir sürece giren ülkemizde, 1950’de yapılan hür seçimlerde DP (Demokrat Parti) ile Adanan Menderes liderliğinde Ahrar/ demokrat güçler ezici bir çoğunlukla iktidara gelmişlerdir.

Demokratlar, 1960’a kadar on yıl boyunca içerde bir yandan demokrasiyi; insan hak ve hürriyetlerini, adaleti, kanun hâkimiyetini, meclisin saygınlığını tesis ettiler. Onlar diğer yandan uygun maliyetlerle fabrikalar, yollar, barajlar, köprüler yaparak devlet kaynaklarını yerinde yatırımlarda kullanarak, halkı iktisat ve tasarruf yapmaya teşvik ederek, 27 yıl boyunca tek adam rejiminin geri bıraktığı Türkiye’yi kalkındırdılar.

Demokrat iktidar, diğer taraftan demokrasinin gereği olarak dinî hayat üzerindeki eski müstebit yönetimin koyduğu antidemokratik yasakları kaldırdı; ezanın aslî şekliyle okunmasını sağladı, yurt sathında çok sayıda Kur’an kursu, İHL ve Yüksek İslâm Enstitüleri (İlahiyat Fakülteleri) kurarak dini siyasete alet etmeden siyaseti dine hizmetkâr yaptı.

Demokrat iktidar, içerde tahakkuk ettirdiği ekonomik kalkınmışlığı ve yükselttiği demokrasi standardı sebebiyle İslâm dünyasında, bilhassa hür dünya nezdinde Türkiye’yi sözü dinlenir saygın bir konuma yükseltti.

Türkiye’nin müreffeh, demokratik bir seviyeye gelerek istibdatla yönetilen diğer İslâm ülkelerine örnek olmasını hazmetmeyen iç ve dış fesat odakları, 1960 öncesinde iktidara karşı harekete geçerek, muhalif basını kullanarak ve üniversite gençliğini kışkırtarak anarşiyi körüklediler, darbeye uygun bir zemin hazırladılar.

O dönemde TSK içinde gizli yuvalanmış, iktidarın müspet icraatlarından rahatsız olan albaylar cuntası, durumdan vazife çıkararak 27 Mayıs 1960’ta silahlı bir darbe ile demokrat iktidarı alaşağı etti. Darbeciler, demokrat güçleri Yassıada’da zalimane bir şekilde yargılayarak; Başbakan Adnan Menderes’i, Fatin Rüştü Zorlu’yu ve Hasan Polatkan’ı idam ettiler.

Türkiye darbeciler eliyle bir nevi siyasî bir fetret dönemine sokuldu, onun demokrasi ve kalkınma yolculuğu inkıtaa uğrayarak ülke 30-40 yıl geriye gitti. Allah u âlem o dönemde demokrat iktidarın darbe ile yolu kesilmesiydi, Türkiye demokrasi ve kalkınmada Almanya veya Japonya gibi, dünyanın kalkınmış sayılı devletlerden biri olacaktı.

O dönem 1965’e kadar beş yıl sürdü. Kapatılan Adnan Menderes’in DP’sinin (Demokrat Partisi) yerine, AP (Adalet Partisi) ve YTP (Yeni Türkiye Partisi) kuruldu. Darbecilerin şantaj ve tehditleri gölgesinde yapılan 15 Ekim 1961 seçimlerinde CHP, iktidar olmak için yeterli çoğunluğu sağlamayınca, İsmet İnönü Başbakanlığında AP ile koalisyon kurdu.

CHP-AP Koalisyonu 1965’a kadar sürdü. Bu sürede demokrat idaresinin demokrasi ve ekonomide yaptığı atılımlar ve projeler sekteye uğradı.

Darbeciler, zücaciyeci dûkkanına giren fil gibi demokrat idaresinin kurduğu demokratik sistemi alt üst ettiler; vizyonsuz kadroları iş başına getirdiler.

Darbeciler bu tahribatları yaparken ne yazık ki toplumdan; sivil topum kuruluşlarından cemaat ve tarikatlardan -istisnalar haricinde- ciddi manada bir tepki görmediler. Şayet onlar, toplum tarafından darbeye karşı bir tavır, mazlum demokrat güçlere sahip çıkan cesur, demokratik bir tepki görselerdi, başta Adnan Menderes ve demokrat kadrolara karşı, arşı titreten zulümleri yapmaya cesaret edemezlerdi.

Velhasıl: Hak ve hürriyetlerini bilip onlara cesurane sahip çıkmayan, yapılan zulümlere ses çıkarmayan milletler, sefil bir hayat yaşamak zorunda kalırlar.

Adnan Menderes liderliğindeki Demokrat Parti iktidarını silah zoruyla deviren 1960 darbecileri, ona destek veren demokrat kitleyi şaşırtmak ve bölmek, Halk Partisine iktidar yolunu açmak için merkez sağa hitap eden iki partinin kuruluşuna müsaade ettiler. AP (Adalet Partisi) ve BTP (Büyük Türkiye Partisi.)

Merhum Zübeyir Gündüzalp, AP’nin, DP’nin devamı olduğunu belirterek Nur Talebelerinin bu hususta kafa karışıklığı yaşamasını engelledi ve darbecilerin oyununu bozdu. Nur talebelerinin AP’yi desteklediğini gören, içinde dinî grupların bulunduğu demokrat kitle (pek azı hariç) aynı partiye teveccüh etti.

Süleyman Demirel liderliğinde AP’de toplanan demokratlar, 10 Ekim 1965’te yapılan seçimlerde oyların % 53’ünü alarak tek başlarına iktidara geldiler. Demokrat iktidar, 1965 -71 arası sürede gösterdiği performans ile % 7 kalkınma hızı, düşük bir enflasyon ile Türkiye’yi şaha kaldırdı, Adnan menderes ve DP’nin başlattığı, ancak meşum 1960 darbesiyle kesintiye uğrayan tarım ve sanayi üretimi ile alakalı kalkınma hamlelerini ve projeleri devam ettirildi.

Demokratların 1965-71 arası iktidar dönemi, demokratikleşme ve ekonomik kalkınma yönünden Türkiye tarihinin en parlak dönemi olarak kayıtlara geçti. Türkiye o yönüyle hür dünya ve İslâm Âlemi nezdinde sözü dinlenen itibarlı, örnek bir İslâm ülkesi haline geldi.

O dönemde demokratların açtığı hürriyet zemininde, başta Nur talebeleri olmak üzere dinî cemaat, siyasetin ve devletin baskısı olmadan, kendileri de politize olmadan sağlıklı ve ihlaslı iman ve Kur’an hizmeti yapmışlardı.

Türkiye’nin, Kemalizm’in baskısından kurtulup demokrasiye geçerek hür zeminde kalkınması ve toplumsal huzura kavuşmasını hazmedemeyen iç ve dış fesat odakları,1968 yılında tekrar harekete geçtiler.

Odaklar, üniversitelerdeki sol grupları iğfal ederek, demokrat idareye karşı meydanlara çıkıp güya hükümetin politikalarını sorgulamaya yönelik protesto gösterileri yapmaya yönelttiler. Ne yazık ki bir kısım sağcı üniversite gençliği de, fesat odaklarının tuzağına düştüler, gösteri hürriyetini su i istimal eden ve taşkınlık yapan aşarı sol gruplarını devletin güvenlik güçleriyle karşı karşıya bırakacakları yerde, meydanlara inip sol öğrencilerle çatışmaya girdiler. Bu çatışmalarda birçok gencin kanı aktı.

Türkiye’nin demokrat güçlerin liderliğinde demokratikleşerek açılan hürriyet zemininde iman ve Kur’an hizmetlerinin inkişaf etmesinden, dinî ve manevî değerleri dışlayan Kemalizm’den uzaklaşmasından rahatsız olan o zamanki ordu yönetimi, durumdan vazife çıkardı. Yönetim, gösteri yapan sol ve sağ gruplara ve güya irticaa (dindarların din ve vicdan hürriyetlerini kullanmalarına) taviz veriyor evhamıyla demokrat hükümete karşı harekete geçti.

Ordu yönetimi, 1969’da zahiren karışıklık çıkaran sol militanları, hakikatte dindarları ve din hizmetlerini baskı altına almayı hedefleyen “Anayasa Nizamını Koruma Kanunu”nu TBMM’den çıkartmak için Demokrat Hükümete baskı yapmaya başladı.

O dönemde Merhum Zübeyir Gündüzalp’in yönlendirmesiyle İttihad Gazetesinin ve Bekir Berk’in öncülüğünde, birlik içinde hareket eden Nur Talebeleri, bu kanuna karşı Adalet Partisi il ve ilçe teşkilatlarını harekete geçirdiler. Teşkilatlar, bu kanunun çıkmaması gerektiği yönünde telefon ve telegraflarla parti genel merkezini aramaları ve kamuoyu teşkil etmeleri sebebiyle, adı geçen kanunun çıkması engellendi, neticede dindarlar, kanuna dayanarak harekete geçecek devlet kuvvetlerin muhtemel baskı ve zulümlerinden kurtuldular.

Son Söz: O dönemde ekseriyet itibarıyla Nurun ölçülerinde ittihad etmiş olan Nur Talebeleri, bir yandan Risale-i Nur yoluyla halis iman ve Kur’an hizmeti yaparlarken, diğer yönden siyasetin dışında kalarak, siyaseten destek verdikleri demokrat iktidarı iyi icraatlarında tebrik ve teşvik ettiler. Onlar iktidarı, farkında olmadan vatan, millet ve din zararına yapabileceği icraatlar meselesinde ikaz ederek ülkenin siyasî ve sosyal istikrarına katkı manasında önemli bir misyon ifa ettiler.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*