Global demokrasi nifakının Türkiye yansımaları

Türkiye demokrasisine yapılan ihanete 12 Eylül’ü milat olarak göstermemizi yadırgamayacağınızı ümit ediyoruz.

Tarihi bakışları derin olup hadiseleri tüm boyutlarıyla değerlendirenler, mutlaka daha gerilere ve önemli meselelere gitmek isteyeceklerdir. Kuşağımızın yoğunca yaşadığı halde mahiyetini anlayamadığı 12 Eylül ihtilâlini en münâfıkane hareket görmemizin sebeplerini, önceki yazılarımızda belirtmiştik.

Türk milletinin dinine, mukaddes değerlerine, tarihine ve geleneğine derinden düşman oldukları halde “Türk-İslâm Sentezi” sloganıyla demokrasiye müdahale edenlere münafıklıktan başka sıfat bulabilir misiniz? Hem de; daima aleyhinde konuştukları “siyasal İslâmcıların” 1977 İzmir vekil adayını ABD’den ithal ettikleri bir ekiple iktidara getirmeyi, hangi manalarla izah edebilirsiniz ki… Ve daha sonra Londra Ekonomi Okulu ile Şikago ekonomistleri arasında mekik dokuyacak yeni düşünce ile Müslüman Türkiye’yi dizayn edenlere teslim olmuş bir idarenin ülkedeki vitrin ile şovlarına baktığınızda, hakikaten münafıklıktan başka bir tabir bulamıyorsunuz. Burada nifak ve münafıklık ile tavsif ettiğimiz elbette şahıslar değil; düşünceler, prensipler, ekonomik modeller ve siyasetlerdir.

İhtilâl öncesi Türkiye’deki demokratik gelişmelerin ulaştığı seviyeyi, bu saha ile ilgili çalışan akademisyenlere bırakıyoruz. Türk Milleti’nin iradesiyle anayasasını yapmaya muktedir olduğu noktada, bilhassa ABD ve İngiltere’deki kapitalist Marksistlerin Kemalistlerle demokrasi karşı ittifakları, kırk seneden fazladır çektiğimiz çile ve ıstırabın bir miladı olduğunu hep söyleye geldik. Bu ihtilâlden sonra iş başına getirilenlerin dindar görünümlerinin bu ülkeye fayda değil; büyük zararlar getirdiği hususunu da tartışmaya açmıyoruz. İktisat, siyaset ve idare bilimi tarihçilerinin bilgilerine havale ediyoruz.

Evvela şu hususu arz edelim: İhtilâlden günümüze kadar uygulanan tüm politikaların gayrı millî ve söz konusu münafıkların enstitülerinde hazırlandığı gerçeğini belirtelim. Milli olmadıkları gibi sıradan veya tesadüfi politikaları uygulamamışlar, bu süreçte. Dindar kadroların siyaset tribünlerine çıkarılmasından tutunuz, gazete manşetlerine yansıyan propagandalara kadar. Vitrindeki dindar siyasetçilerin beyanlarıyla, ortaya çıkan icraatlar arasındaki açı farklılığı da bu heyetlerin kendiliğinden hareketli olmadıklarını; proje içindeki rollerini oynadıklarını gösteriyor. Kemalizm’in milletin ensesinde boza pişirdiği “otoriter devletten” kurtulmak isteyen milletimize, devlet düşmanlığıyla birlikte milli değerler düşmanlığı verilerek ülkenin kapıları global Marksistlere açtırılacaktı. Özelleştirmeler, yap-devret modelleri, devletin zaruri vazifeleri arasındaki sağlık, eğitim, ulaşım, enerji ve beslenmenin küresel çetelere peşkeş çekilmesi, ülkenin bütün sırları devredilmiş bir kısım küresel sermayedarların satın aldıkları insanlar, liberalizm veya özgürlük adına; önceden verilmeyen bir kısım temel hakların sulandırılarak verilmesine paralel olarak, sefahat ve ahlaksızlığın adeta kurumsallaştırılması… Bu gidişata itiraz edebilecek medyayı, muhalefeti ve sivil-toplumları da dizayn eden global demokrasi münafıkları, siyasal İslamcı kadrolara verdikleri rüşvetlerle, demokrasinin temellerini tahrip edecek imkânları müstebit münafıklara maalesef peşkeş çektiler. İleri teknolojinin bu projedeki rolü de azımsanamaz. İhtilalin ilk dönemlerindeki icraatçılar, dâhil oldukları projeler için Londra ve New-York’a taşınma mecburiyeti duyarlarken, 2000 yıllarından sonra, söz konusu projelere ofislerinde dâhil oldular.

Küresel demokrasi münafıklarının, Latin Amerika modelinde olduğu gibi; otoriter rejimleri demokrasilere tercihini de ülkemizde bu dönemde yaşadık. Demokratik parlamentonun, bağımsız yargının, millî anayasaların ve demokrasinin birçok temel unsurunun entrika dolu referandumlarla yok edildiği bir dönemden bahsediyoruz. Müslüman giysiler içinde adalete, demokrasiye ve insani temel değerlere Türkiye’de yapılan ihanetin tahribatlarını, sahne ve tribünler boşaldıktan sonra hepimiz göreceğiz.

Sivil kimliklerle, kapital eşliğinde dünya piyasasına çıkmış bu demokrasi düşmanlarının Türkiye’deki icraatlarını az da olsa anlatabilmek için, olayların detaylarına ve kahramanlarına inmemiz gerekecek. Gördüğünüz üzere köşemiz ve imkânlar buna elvermiyor.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*