Üç âcib hadise ve Nur’un parlak bir husûsiyeti

Bediüzzaman Hazretleri’nin te’lif etmiş olduğu Nur-u Kur’ân hakikatlerinin yüceliği ve ehemmiyetinden olsa gerek; mübarek hayatında cereyan eden hadiselerin hususiyetleri de o derece, acip, garip ve dehşetli manalarla dolu olmuştur.

İçinde  yaşadığımız zamanın Ahir zaman olmasından, cereyan eden hadiseler de pek dehşetli olmaktadır. Bediüzzaman Hazretleri’nin ifa ettiği kudsî, ehemmiyet ve kıymetli dâvâsı bu ulvî yoldaki hizmetin mukaddes çilesinin bir işaretidir diye düşünüyoruz

Bediüzzaman Hazretleri’nin, cereyan eden üç âcib hadiseye mukabil, Nur’un parlak bir hususiyetini izhar ettiği ve eserlerine de yansıyan bir değerlendirmesi şöyledir:

“Bu da inayet-i İlâhiyenin Risâle-i Nur’a verdiği bir keramettir ki, nasıl ki bu asrın en dehşetli üç büyük kumandanlarını korkutup harika bir tarzda, hem Mart hâdisesinde Hareket Ordusu’nun Başkumandanı, hem İstanbul’un eski Harb-i Umûmîdeki istilâsındaki Hareket-i Milliye sırasında İstanbul’u istilâ eden dehşetli ecnebî kumandanı korkutup bize taarruz edememesi ve hem Ankara’da, divan-ı riyasetinde en dehşetli reisin hiddetini tarziyeye çevirmesi gibi, üç adliyenin de dokunaklı, şiddetli müdafaata karşı binler bahane tutabildikleri halde, hakperestâne ve musalâhakârane, ittifakla berâat kararını vermeleri, elbette Kur’ân’ın bir mu’cîze-i mânevîsi olan Risâle-i Nur’un bir kerametidir diye kat’î bu gece bir ihtâr hissettim ve kaleme aldım.” (Emirdağ Lâhikası: 431)

BİRİNCİ ÂCİB HADİSE

Ülkemiz tarihinde, 1900’lü yıllar, ülkemiz açısından içinde bulunduğu imanî, siyasî ve sosyal çalkantıların sebep olduğu olumsuzluklardan dolayı çok önemlidir. Nitekim “31 Mart Vak’ası” bu yıllarda cereyan etmiştir. 31 Mart Rumi 1325’da (1909) başlayıp 11 Nisan 1325 (1909) gününe kadar devam eden bu vak’a sırasında Bediüzzaman Hazretleri İstanbul’da bulunmaktadır. Bu yıllarda Bediüzzaman Hazretleri “Volkan Gazetesi”nde çıkan yazılarından dolayı 31 Mart Hadisesi’nde tahrikçi rol oynadığı iddiasıyla tevkif edilmiştir.” (Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursî)

Halbuki Bediüzzaman Hazretleri’nin İstanbul’da o yıllarda bulunan Divan-ı Harb (Sıkı Yönetim Mahkemesi) safahatının ilk başlangıcı böyle cereyan etmiştir. Bediüzzaman Hazretleri’nin bu hadiseyle hiçbir alâkası yoktur. Bunu kendisinin yanı sıra o yıllarda hadiselere şahid olan bazı ehli insaf zadlar da ifade etmişlerdir. Nitekim kendisi Risale-i Nur eserlerinde bunu açıkça ifade etmiştir. Ve şöyle demiştir; “Eskiden 31 Mart hadisesinde çendan onu da (kendisi) karıştırdılar, bazı dostlarını da ezdiler, fakat sonra tebeyyün etti ki, mesele başkaları tarafından çıkarılmış. Onun dostları onun yüzünden değil, onun düşmanları yüzünden belâ gördüler.” (Mektubat: s. 405)

Bediüzzaman’ın 31 Mart Olayı’na karışmadığı ve alâkasının olmadığını beyan edenlerden biri de o yıllarda yaşayan şahitlerden ve eski gazetecilerden Münir Süleyman Çapanoğlu’dur. Şöyle demektedir; “O zat (Bediüzzaman) o hadiselerde daima yatıştırıcı bir rol oynamıştır. Ben bunu “Sosyalist Hilmi” isimli eserimde yazmıştım. 31 Mart’ı destekleyen, kuran, hazırlayan İttihad ve Terakki Cemiyeti’dir. Ben o hadiselerde yetişmiş bir insan sıfatıyla, o günleri görmüş ve yaşamış bir kişi olarak, millet ve tarihin huzurunda söylüyorum. O zat isyanları bastıran, kavgaları yatıştıran, dargınları barıştıran memleketçi ve vatanperver bir insandı.” (Nurs Yolu,  N. Şahiner) Bunun gibi bir çok hatıra ve hadise daha mevcuttur.

Bediüzzaman Hazretleri her şeye rağmen 31 Mart Vak’ası sebebiyle tutuklanır ve yargılanır. Yargılandığı mahkemede yaptığı kahramanca müdafaalar sonucu beraat eder. 31 Mart Olayı sebebiyle muhakeme edilen Bediüzzaman Hazretleri o mahkemede yaptığı müdafaaları kendi tasvibiyle Risale-i Nur Külliyatı içindeki eserleri arasında “Divan-ı Harb-i Örfi” ismiyle yer almasını istemiş ve neşrettirmiştir.

Bediüzzaman Hazretleri mahkemede yaptığı muhteşem müdafaasından bir parçayı burada neşrediyoruz:

“Otuz Bir Mart Hâdisesi’nde Hareket Ordusu’nun Başkumandanı Mahmud Şevket Paşa bana karşı fazla hiddetli iken ve Divan-ı Harb-i Örfîde beni muhakeme ettikleri gün, on beş adam karşımda darağacında asılı bir vaziyette Divan-ı Harb-i Örfî Reisi Hurşid Paşa benden sordu:

“Sen Şeriatı istedin mi? İşte Şeriatı isteyenler böyle asılırlar.”

Ben de: “Şeriatın bir meselesine bin ruhum olsa feda ederim” dediğim halde ve beni mahkûm etmeye pek çok esbab –muhbirlerin iftiralarıyla– varken, benim müstesna bir surette müttefikan beraetime karar vermeleri” (Emirdağ Lâhikası: s. 421)

İKİNCİ ACİB HADİSE

Bediüzzaman Hazretleri’nin mübarek ve muhteşem hayatında cereyan eden âcib hadiselerden birisi de, Doğuda katıldığı Birinci Dünya Harbi sırasında, Rus güçlerine esir düşüp, Rusya’da üç yıla yakın bir süre esaret hayatı yaşamış olmasıdır.

Esaret hayatı dönüşü vardığı İstanbul’da karşılaştığı çetin ve âcib hadiselerden birisi de İngilizlerin İstanbul’u işgal hareketleriydi..

İşgal kuvvetlerine karşı kahramanca mücadele veren Bediüzzaman Hazretleri, o durum te’lif ettiği şaheserlerinde şöyle ifade eder:

“Hem eski Harb-i Umuminin nihayetinde, İstanbul da İngilizlerin Başkumandanı’nın eline benim İngiliz aleyhine şiddetli yazdığım Hutuvat-ı Sitte ve Başpapazına tahkirkârane sözlerim eline geçtiği halde, beni mahvetmek yüzde yüz ihtimali varken, hiddetini geri alıp ilişmemesi..” (Emirdağ Lâhikası: s. 441)

Bediüzzaman Hazretleri’nin İstanbul’u işgal kuvvetlerine karşı yaptığı mücadeleleri ve akabinde İngilizlerin gösterdikleri şiddetli tepkiyi, Bediüzzaman’a haber veren şahsiyetlerden birisi de Dar’ül Hikmet-i İslâmiye’de istihbarat subayı olarak görev yapan Sadeddin Paşa, Bediüzzaman’a maruz kalacağı dehşetli planı anlatır ve der ki;

“Kat’î bir vasıta ile haber aldım; kökü ecnebîde ve kendisi burada bulunan bir zındıka komitesi, senin bir eserini okumuş. Demişler ki: ‘Bu eser sahibi dünyada kalsa, biz mesleğimizi (yani zındıkayı, dinsizliği) bu millete kabul ettiremeyeceğiz. Bunun vücudunu kaldırmalıyız’ diye senin idamına hükmetmişler.” (Emirdağ Lâhikası, 1997, s. 168) diyerek kendini herhangi bir suikasta karşı muhafaza etmesini istedi. Bediüzzaman ise, ”Tevekkeltü Alallah (Allah’a tevekkül ettim), ecel birdir, tagayyür etmez” karşılığını verdi.

Bediüzzaman Said Nursî, Sadeddin Paşa’nın kast ettiği gizli zındıka komitesinin yıllarca kendisi ile uğraştığını ve gayelerine ulaşmak için her yola başvurduklarını belirtmektedir.

Bediüzzaman, İngilizlere karşı vatan müdafaasını te’lif ettiği Hutuvat-ı Sitte isimli eserini te’lif ederek oyunlarını bozmuştur.

ÜÇÜNCÜ ACİB HADİSE

Üçüncü acib hadise ise, yeni idare tarafından Ankara’ya çağrılmasıdır. Bediüzzaman yapılan bu dâvete hemen iştirak etmeyerek, sonradan devreye giren Van eski valilerinden dostunun ısrarları üzere gitmiştir.

Bu hususu ise Nur’un satıraralarında şöyle izhar eder:

“Hem Ankara’da, divan-ı riyasetinde pek çok meb’uslar varken Mustafa Kemal şiddetli bir hiddetle divan-ı riyasetine girip, bana karşı bağırarak: ‘Seni buraya çağırdık ki, bize yüksek fikir beyan edesin. Sen geldin, namaza dair şeyler yazıp içimize ihtilâf verdin.’ Ben de onun hiddetine karşı dedim: ‘Namaz kılmayan haindir, hainin hükmü merduddur.’ Dehşetli bir put kırdım.” (Emirdağ Lâhikası: s. 422)

Hazret-i Üstad’ın hayatında cari olan bu üç mühim ve âcib hadiselerin, beslendiği kaynağı, Risale-i Nur Külliyatı ve ondaki hakikatlerdir.

Bu önemli ve manidar üç hadiseye mazhar olan Bediüzzaman bu hadiselerin izhar ettiği hakikatleri şu cümlelerle izah eder:

“Bütün hissiyatını ve prensibini rencide ettiğim halde bana ilişmemesi, hatta taltifime çok çalışması, katiyen bu üç cebbar fevkalâde kumandanların bu üç âcip haletleri, adeta eski Said’den korkmaları, şüphesiz ki Risale-i Nur’un, ileride kahraman şakirtlerin şahs-ı manevisinin harika bir kuvveti ve Risale-i Nur’un parlak bir kerametidir.” (Emirdağ  Lâhikası: s. 422)

Bediüzzaman’ın hayatında cereyan eden bu üç âcib hadisenin verdiği dersi, “Risale-i Nurlar’ın parlak bir kerametidir” diye tasvib buyurur.

Bizler de bu hakikati aynen tastik ediyor, Bediüzzaman Hazretleri’nin ruhlarına pek çok Fatihalarla binlerce rahmet diliyoruz.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*