Avrupa üstadlarının merkadleri

“Şerefül-mekân bil-mekin” darb-ı meselini çoğumuz biliriz. Mekânın şerefi veya kıymeti orada oturanlarladır. Avrupa’ya aydınlanma kapılarını açan ve bugünkü Batı medeniyetinin hakikî üstadları Endülüs Emevilerinin vatan edindikleri coğrafyayı bugüne kadar ziyaret edip etmemekte mütereddittim.

Tarihte muhteşem bir medeniyete beşiklik yapan topraklar üzerindeki bugünkü durumun hayalimi inciteceğinden hep ürktüm. Güneşin batıdaki bu doğumunun dünyama aksinin sararacağından endişelendim. Bütün bunlara rağmen Endülüs’ü görme arzusu galip gelince, Avrupa Müslümanlarının problemlerinin konuşulacağı bir toplantıya dâveti vesile kıldık.

Gideceğimiz yer hakikaten bu medeniyete kalb vazifesini yapmış, Emevilerin Şam-ı Şerife, Abbasilerin Bağdat’a ve Osmanlıların İstanbul’a yükledikleri görevi ifa etmiş Kurtuba idi. Başta El-Kurtubi, İbni Rüşd ve İbni Meymun, Muhyiddin-i Arabi, İbni Asr ve Allâme-i Mağrib Kadı İyaz gibi yüzlerce büyük âlim yetiştirmiş bir şehir. Burada karşılaşacağım manzaranın hakikaten tahrip olmuş bir mezaristanı arz edeceğini düşündüğümden, hiç olmazsa o büyük üstadların kabirlerini ziyaret niyetiyle Madrit havaalanından sür’atli trenle Kurtuba’ya yöneldik. Dört yüz kilometrelik yolu bir buçuk saatte kat eden tren yolculuğumuzda gördüğümüz manzara hakikaten güzeldi. Zeytin ormanları, büyük bağlar ve geniş bahçeler. Avrupa Birliği İspanya’yı kendisine bir ziraat ambarı yapmış. Anadolu’ya benzeyen bu coğrafyanın hemen hemen her köşesini değerlendirmiş..

Kurtuba’nın meşhur Mescid-i Cemaasının, yani Ulucamiinin karşısındaki sokakta, mütevazi bir mescidin bitişiğindeki salonda, Müslümanlar “Lâ Galibe illallah,” Allahtan başka galip yoktur, yazılı bayrağın altında toplanmışlardı. Arapların ekseriyet teşkil ettikleri bu toplantının buraya alınmasını da kendimce iyi bulmamıştım. Galip iken mağlubiyet havası içinde toplanmak bize şevk vermezdi. Zahiren orijinal görünse de, bu fikir halet-i ruhiyeme bugün için uymuyordu. Belki bir on yıl sonra… İslâm âlemindeki derlenip toparlanma herkesçe görüldükten, insaniyetin iyice inkişafıyla Avrupalılar da üstadlarının kabri başında hüzne boğulduktan ve Hıristiyanlık âlemi kurtuluşun geçmişte olduğu gibi bugün de Kur’ân’a tâbi olmakta olduğunu esas kabul ettikten sonra…

Eminim ki, Gırnatalılar, Tuleytulalılar, Sevillalılar ve Malagalılar kadar Kurtubalılar da Hıristiyan olarak bu büyük bozulmadan kurtuluşun yollarını arıyorlar. Avrupa’nın en vahşi, karanlık ve barbar dönemini yaşadığı zamanlarda Endülüs’ü dünyanın en güzel gülzarına çeviren İslâm, içinde bulunduğumuz bu dehşetli dejenerasyonu durdurup hakikî medeniyete yönlendirecek kuvvettedir. İşte bu hakikatin Avrupalılarca hissedildiği günlerde bu merkadlerde büyük toplantılar düzenlenebilir kanaatindeyim.

Biz Endülüs’ü pek bilmeyiz. Bilhassa milliyetçilik zokasıyla yetişen cumhuriyet nesli Avrupa medeniyetinden başka medeniyetleri bilemez. Topraklardan çıkarılmış birkaç çömleğe bina edilen Hitit medeniyetine sahip çıkar da; Bağdat, Basra, Şam, Tus, Buhara, Semerkand, Kayrevan, Marakeş ve nihayet Endülüs medeniyetlerini bilmez.

Bugünkü Avrupalılar yine yeni bir buluşun eşiğindeler; insanların yer yer canavarlaşarak kültürel veya dinî unsurlarla birbirine düşman olduğu bir dünyada, Endülüs’te yüzyıllarca farklı din ve kültürlerin barış içinde nasıl yan yana yaşadıklarını Avrupalılar yeni bir sosyal keşif olarak ortaya çıkarıyorlar. Hatta Endülüs sloganlaşıyor artık: Dinlerin tolerans içinde yaşadığı tek Batı ülkesi… Avrupa aydını Endülüs’ü, Sicilya ve Güney İtalya’yı bizden iyi biliyor. Hatta bu medeniyetlerin kaynaklandığı Ortadoğu’ya da yönelmiş durumda. Maalesef biz hakikî Türk olmayan bir hanedanca cehalet içre bırakıldık. Kurtuba’yı, kalbindeki Mezgeta’yı, Medinet-Ezzahara’yı daha geniş bir çerçeveye bırakmak istediğimizden, aktüel birkaç hususla yazımızı bitirelim.

Bugünkü İspanya’nın, mevcut İslâm ülkelerindeki idarecilerden daha çok Müslümanlara müsamahakâr davrandığı, toplantının itiraf edilmiş en önemli maddesiydi. 1992’den bu yana sayıları yüz bine yaklaşan Müslümanlara her türlü kolaylık sağlandığı gibi, çocuklarının eğitimleri hükümetin yardımıyla garanti altına alınmış. Müslüman çocuk sayısının on ikiyi geçtiği her gruba bir öğretmen tayin ediyor idare. Camilerin inşasında her türlü kolaylık sağlanıyor. Madrit’te görkemli şehrin güzel bir yerinde ve anayol üzerinde yapılmış cami, İspanyolların hem tarihlerine ve hem de Müslümanlara mesajını içeriyor.

AB, İspanya’yı ihya etmiş. Fukaralık yerini zenginliğe, keşmekeşlik yerini düzene ve iç terör yerini barışa bırakmış. AB karşıtı zındıkanın son çırpınışını oradayken müşahede ettik. Bizdeki yapay Kürt sorunu gibi onlardaki Bask problemini kaşımak isteyenler, AB’nin Sevilla’daki toplantısında bozguna uğradılar. AB’nin meşverete dayalı, paylaşımcı ve demokratik idaresi İspanya’ya kuvvet vermiş.

AB ülkesi olması, onun insanına benzini pahalıya satmasını gerektirmiyor. Almanya’da bir euronun üzerinde olan benzin, İspanya’da 70-80 sent civarında. İnsanlar hallerinden memnun görünüyorlar. İspanyalılar artık Endülüs’e hakkını verme zamanı geldiğini düşünüyorlar. Büyük İslâm âlimlerinin figürleri hediyelik eşya arasında olduğu gibi, sokaklara, otellere ve önemli yerlere yine bu isimler veriliyor. Kaldığımız otelin ismi Meymunî’den. Duvarlarında Endülüs saray hayatını resimleyen halılar. Çevre tamamen bir Endülüs dizaynıyla süslenmiş. Avrupa’nın ilimle keşfettiği Endülüs’e, Hıristiyanlık âlemi taassubunu bırakarak yaklaşıyor. Sıra, cehaletinden tarihini tam öğrenememiş İslâm âleminde. Gırnata Emirinin annesinin son sözlerinden önce, Avrupa’ya sekiz asır nur saçmış bir medeniyetin esaslarını inşaallah bizim tarih kitaplarımız da yazacak….

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*