“Beyanat ve Tenvirler”i okuyalım

Gelişmeler bizi, müzakereli ders grubumuzda ‘Beyanat ve Tenvirler’ okumaya sevk etti.

İçtimai siyasi konularda aklımıza gelen sorulara Risale-i Nur’lardan cevaplar bulalım ve öylece konuşalım diye karar verdik. Ve birileri ile konuşurken de, eğer dinleyici ise, alıcı ise öyle konuşmak yoksa taraftar ise veya tarafgir ise enerjimizi boşa sarf etmemek tarzı benimsendi.

Bu konularda da Bediüzzaman’ın hayatında prensip edindiği bir takım kaideler ön plana çıktı. Bunlardan birisi, Bediüzzaman, dinin, dinsizliğe alet edilmemesi noktasında zamanın siyasetçilerine Risale-i Nurları, hizmetleri anlatacak kişilere ihtiyaç duyulmuş ve bu yönde Bediüzzaman’ın hem talebeleri içinden siyasette görevlendirdiği talebeleri olmuş, hem de değişik hatıralarında bazı milletvekillerinin siyasette varlığının önemli olduğunu dikkate alarak, siyasette doğru insanların devam etmesini önerdiği örnekler var.

Evet, işimiz siyaset değil ama işimizin içinde İslam hakikatlerini anlatma, tanıtma ve yayma da olduğu için Risale-i Nur eserlerindeki içtimai siyasi düsturları günlük hayatta uygulama sorumluluğumuz var.

Yeni Asya Gazetesi ve cemaatine, siyasi partileri ziyaretleriyle ilgili eleştiri yapanların bir kısmı, güya Bediüzzaman adına eleştiri yaparken, Bediüzzaman’ın içtimai ve siyasi prensiplerinin içinde olduğu Eski Said Dönemi Eserleri ve Beyanat ve Tenvirler gibi eserlerin raflarında olmayışı dikkat çekiyordu. Yani onlar sözüm ona Bediüzzaman’ın görüşlerini savunurken kendi tarafgirliklerinin savunumunu yaptıklarının farkında bile değillerdi. Kim bilir, Bediüzzaman’ın ‘beni anlamak istemiyorlar’ yakınması böyle insanlara idi.

Bediüzzaman’ın siyasi isabetini onun eserlerinden değil de, kendi tarafgir düşüncelerinden anlamaya çalışmak ne de garip bir durumdur. Bu da Bediüzzaman’ı kendi siyasi görüşüne alet etme hastalığı olarak yeni doğan bir hastalık türü.

Beyanat ve Tenvirler okumalarımızda bir takım sonuçlara ulaşmamız, bizi bu eserleri daha derinlikli ve zengin müzakereli çalışmalar yapmamıza sevk etti.

Okumalar esnasında bazı prensipler çıkardık. Mesela müşteri olmayan kişiye hakikatleri paylaşmamak. Müşterisine de akla kapı açıp, iradeyi elden almamaktır. Çünkü dindar olup siyasete girenlerde en çok görülen hastalık enaniyet ve gururdur. Onun için onlara bir şey anlatılmıyor.

Siyasetçinin dindarlık kriterleri kıldığı namaz, tuttuğu oruç, açtığı cami, eşinin örtüsü, Kur’an okuması, meydanlarda dini sadece kendisininmiş gibi sunması değil; adalet, hürriyet, meşveret, zulme taraf olmamak, doğruluktan şaşmamak, liyakati esas almak ve İslam şeriatını her yerde ihya etmek gibi şartlardır. Eğer bu olmazsa, adalet mahvolur, emniyet zirüzeber olur, ahlaksızlık yaygınlaşır, iş yalancıların elinde kalır ve pis hasletler galip gelir.

Vakıa şu ki, Yeni Asya camiasının içinde olup, umumi meşveretle aldığı siyasetle ilgili kararını eleştirenler, belli ki gazeteyi okumuyorlar. Ve dahası Risale-i Nurları bu yönüyle anlamıyorlar. Ve yine demokrasi, hürriyet, adalet ve meşveret gibi konuların ele alındığı Eski Said Dönemi Eserlerini ve Beyanat ve Tenvirler’i okumamışlar. Kafa karışıklığı buradan geliyor. Ortak akılla, meşveretle ulaşılan netice, şahsi dehanın ürününden çok daha üstündür.

Bir de şöyleler var. Efendim umum meşverete uyarız ama umum meşveret bizim görüşümüze uyarsa. Yani kendini umum meşveretin hakemi tayin ediyor, kendi görüşünü de doğruluğu tartışılamaz tabu yerine koyuyor. Şartlı görüş sunuyor, benim görüşümü onaylarsan senin doğruluğuna hükmederim gibi.

Böylelerin amacı meşvereti güçlendirmek değil, kendi yüksek görüşlülüğünü(!) ispatlamaktır. Burada şahs-ı maneviyi değil, kişiyi parlatmak esastır. Oysa Bediüzzaman şahs-ı manevinin üstadlığı ve irşadının bize yeteceğinden bahsetmektedir.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*