Demokrasi düşmanlarının Kiev İhtilali devam ediyor

ABD’nin neocon sempatizanı dışişleri bakanına göre, ortada bir Rusya-Ukrayna savaşı söz konusuymuş.

Yani Rusya, dünkü eyaleti veya küçük bir parçası olan Kiev’e savaş açıyormuş. Blinken’in üslûbunu takip eden bütün diplomatları, bu dışişleri bakanıyla aynı kategoriye yerleştirebiliriz. Ve onların karşısına da Amerika düşmanlarını… Her ikisi de yalandır, diyene de hak veriyoruz.

Her şeyden önce ortada milletler veya devletler arası bir savaş söz konusu değil. Demirperde’nin yıkılışından sonra Rusya’yı işgal eden neocon-neoliberal ittifaka karşı, ülkelerini ve millî servetlerini savunan bir milletten bahsedebiliriz. Hikâyeyi Boris Yeltsin zamanına kadar götürmek zorundayız. Sovyetler sonrası Rusya’nın bu haris ve globalci işgalcileri derdest etmelerinden sonra asıl hikâye başlıyor. Vladimir Putin’in tavizsiz çizgisi, onları “Turuncu Devrimlere” yöneltmişti. Juliya Timoşenko ve Viktor Yuşçenko hikâyeleri… Sovyetlerin mirasını ve tabiat kaynaklarını aralarında paylaşmak isteyen daha çok Yahudi kökenli zenginler; hem Kafkasya, hem Balkanlar ve hem de Doğu Avrupa cephelerinden Rusya’ya saldırmaya başladılar. Belgrad, Kiev, Tiflis ve Kırgızistan… Bayan Yuşenko ile birlikte Miheil Saakaşvili ve Kurmanbek Bakiyev de sahneye çıkarılmışlardı…

Evvelâ bu saldırganların mahiyetini tekrar hatırlamamız lâzım. Sivil olanları “Neoliberal” ve Enternasyonal komünistleri ise “Neoconservatif” kimliklerini kullanıyorlardı… Her iki cereyanın da materyalist, Marksist, semavî dinler ve demokrasi karşıtı olduklarını hiçbir zaman nazardan kaçırmamamız gerekiyor. Dünya kapitalinin ekseriyetini kontrol noktasında olduklarından, dünyanın idaresinde yegâne güç olduklarını gizlemeden söyleyen bu iki cereyanın; henüz öğrenciliklerinden itibaren hazırladıkları ve çalıştırdıkları milyonlarca donanımlı elemanları olduğunu da (Henry Kissinger, Margaret Thatcher, Kemal Derviş, Angela Merkel, Ursula von den Leyen, DSÖ başkanı Tedros Adhanom Ghebreyesus ve daha niceleri) anlatarak geliyoruz. Donald Trump, Vladimir Putin, Gerdhard Schröder, Jak Schirak ve Süleyman Demirel gibi siyaset dehalarının kendilerinden çekindikleri gücün devletler ve milletler üstü olduğunu da müteaddit defalar beyan ettik. Bu iki cereyan her ne kadar ortak hareket etseler de, metodoloji olarak karşı karşıya geldikleri zaman ve hadiseler de var. Meselâ Türkiye 15 Temmuz’u gibi… Fakat temel projelerde hep birlikte hareket ettiler… Irak’ın işgali ve BOP olayı… Milyonlarca ocağı söndüren Arap Baharı ve Suriye Savaşı, Kiev ve diğer renkli ihtilâller… Brexit ve AB’yi dağıtma projesi gibi temel meselelerde birlikte hareket ettiler ve etmeye devam edecekler. Zira onlar; kendilerini dünyanın efendileri ve hatta tanrı/tanrıçaları olarak görüyorlar. Kiev veya Ukrayna olayına bu açıdan bakmayanların, geçmişte olduğu gibi gelecekte de insanlığa hiç faydası olmayacak fikirler üreteceklerinden şüpheniz olmasın.

Bazen global hegemonyacılar, bazen neoliberal-neocon ittifakı, bazen Troçkiciler, bazen Şimal cereyanı, bazen İkinci Avrupa veya Emperyalist Batı olarak nitelediğimiz bu cereyanların, ellerindeki imkânlarla parlamentoları ve hükümetleri tutsak aldığını da çokça yazmıştık. Bunun en son örneği ABD seçimleriydi. Biden hükümetini oluşturan neocon Yahudi isimlerini ABD medyası yayınlamıştı. Kahir ekseriyeti onlardan oluştuğunu, bugün de öğrenebiliriz. Hadiseye yanlış yerden bakarsanız; iktidarı boyunca hiçbir Amerikan askerinin cepheye gitmediği ve burunlarının kanamadığı Trump aleyhindeki telâkkiler, sizi esir alır. Ve bu gün de sahnede; Şimal cereyanının öz elemanları olan Blinken, Macron, Volodmir Zelensky ve Ursula’yı AB’yi ateşlere atmak için oynarken görürsünüz. Bu oyundaki asıl hedefin; “millî demokrasileri” harekete geçiren Avrupa Birliğini zaafa uğratarak önlerindeki engelleri kaldırmak olduğunu anlayamayana bu olaydan bahsetmenin  bir çile” olduğu kanaatindeyiz.

Kiev Savaşı’nı en fazla isteyenlerin isimlerini alt alta yazarsanız da, yukarda tasvir ettiğimiz resme ulaşabilirsiniz. AB’nin kontrolünden kurtulan Londralı Neoliberaller yeni alış verişler peşinde… İsrail, Suriye’nin dağılmasını Rusya’nın zayıflamasına bağlıyor (Maalesef ülkemizin idarecileri de, küçük çıkarları için İsrail’e yakın durup çaktırmamaya çalışıyor.) Kamala Harris ve ekibi, bir seneyi geçtiği halde bir yangın çıkaramamanın ıztırabını yaşıyorlar. Ursula von der Leyen ise, verdiği sözde bulunmak üzere çırpınıyor… Birinci Dünya Savaşı’ndan bu yana, dev bankalarının kasalarını savaşlarda şişiren Rothschildlerin çalışanı Macron hakkında bir şey söylemeyi artık zaid görüyoruz. İşte bütün bunlar, NATO ile Rusya’nın Ukrayna’da kapışmalarını bekliyorlar. Hem galibiyette ve hem de mağlûbiyette burada kaybedecek tarafın demokrasi olacağından kimin şüphesi olabilir ki… Hele Doğu Avrupa ülkeleriyle Putin’in inşa etmeye çalıştıkları “millî demokrasileri” için…

Değişimin zamanımıza yaptırdığı inkılâpları görmek zorundayız. Artık devletler değil, global sınıflar ve taraflar savaşıyor. Bir tarafta insaniyeti, semavî dinleri, barışı, demokrasiyi ve yaratılışı esas alan halkların oluşturduğu bloklar… Karşılarında ise; global iktidarları için her şeyi mubah gören semavî din düşmanları, demokrasiye ve yaratılışa düşman olan materyalist Marksistler… Gayet basit, izahı kolay ve tarafları belli olan ve insan hayatını alâkadar eden bu global mücadeleyi, dünün klâsik kalıplarına dökerek anlaşılamamasını isteyenlerin kimler olduğunu, siz bizden daha iyi tanıyorsunuzdur.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*