Duyguları dengeleme

İslâm dini vasat insan modelini inşaa eden bir dindir. Vasat insan ise, duyguları ve buna bağlı olarak davranışları ile ölçülü ve dengeli olan insandır.
Zaman zaman bu dengeli olma durumunun karıştırıldığını veya farklı biçimde algılandığını görmekteyiz. Yani dengede olmak demek, durum ve hadiseler karşısında hissedilen duyguları bastırmak anlamına gelmez. Her hadisenin her şartın kendine göre hissedilişi ve duygusu vardır. Makbul olan uygun duygudur, yani şartlarla orantılı biçimde hissedilebilendir. Aksi halde duyguların bastırılması, tefriti; donukluğu, hissizliği netice verir ki bu bir hastalanma halidir.

Dengede olmak demek, her zaman mutlu olmak, güçlü olmak veya görünmek kişiliksizliğine bürünmek demek değildir. Acıların da, hüzünlerin de, üzüntülerin de ruhsal hayata katkıları vardır.
Ruhun olgunlaşması için huzur ve mutluluk kadar hüzün ve acı da lâzımdır. Dengeli insan bu hisleri uygun ortam ve zeminde abartıya kaçmadan yaşayandır.
İnsanın kendini iyi hissetmesi için tatsız duygulardan kaçması gerekmez. Buradaki tehlike olumsuz, negatif duyguların olumlu ruh hallerinin yerini alacak kadar kontrolden çıkmasıdır. Bu durum hastalıklı ruh hâlini oluşturacaktır.
İnsan olumsuz duygulara sahip olabilir. Hatta düşmanlık, kin, nefret hisleri oluşabilir. Fakat sorun, bu düşmanca hislerin insanda ruhsal hasar bırakan bir kişilik tarzına ve ahlâka dönüşmesidir. Meselâ adavet hissi ahlâka dönüşmüşse gıybet, kin, art niyet, alaycılık gibi fiil ve davranışlar oluşmuşsa, kişi ciddî anlamda adavet hastalığına tutulmuş demektir.
İnsanın hissettiği olumsuz duyguları, düşmanca hisleri değiştirmek mümkündür. Fakat asıl olan öncelikle bu duyguların kalbe yerleşmesine mani olmaktır.
Bu noktadan bakıldığında; Uhuvvet Risâlesi ve İhlâs Risâlesi tam anlamıyla insanın bu hastalanma noktalarını teşhis edip çareler sunan, tedavi eden bir özelliğe sahiptir.
Meselâ Uhuvvet Risâlesinde, ‘Adavete adavet etmek, muhabbete muhabbet etmek’ şeklindeki veciz söz tam bir ilâç hâsiyetindedir. İnsanların hissettiği olumsuz duygular üzerine yapılan psikolojik araştırmalarda çözüme dönük yapılması gereken ilk adım, öncelikle hastalığın farkında olmak olduğu tesbit edilmiştir. Yani insanın bir başka insana veya mahlûka beslediği duyguları önce anlaması, adını koyması tedavi etmede öncelikli adımdır. Sonra da, imânî bir yaklaşımla, karşılaşılan davranışlar ve insanın içine düştüğü düşmanca duyguların hikmetlerini okuma aşaması gelmektedir. Kaderin payını, nefsin payını, kendi kusurlarının payını ayırdıktan sonra geriye kalan küçük bir kısmı da affetmek ile düşmanlık hislerinin en son kalan kirlerini böylece temizlemiş olur. Bu mânâda bakıldığında dinin getirdiği kurallara, yani sünnet-i seniyeye uyulduğu takdirde bu tür olumsuz düşünceler kalbe yerleşmeden, hastalık hâline gelmeden tedavi edilmektedir. Meselâ ‘Mü’min mü’mine üç günden fazla kat’-ı mükâleme etmeyecek (konuşmayı kesmeyecek)’ hakikati, düşmanca hislerin kalbe yerleşmeden tedavisine yönelik bir düsturdur. Zira üç günlük mühlet Cenâb-ı Hak tarafından konulmuş olup, çok hikmetlere bakar. Çünkü kat’-ı mükâlemenin üç günden fazla sürmesi kalbin katılaşmasına, düşmanca hislerin kökleşmesine sebep olacaktır. Üç gün kadar verilen konuşmama mühleti ise, yine çok hikmetler barındırır. Karşı tarafın da, kişinin de kendisine dönmesi, kendi duygu ve düşüncelerini gözden geçirmesi, muhasebe yapması ve karşı tarafın da yaptığı hatayı sorgulaması için verilen bir mühlettir.
İslâmî gelenekte insanın duygularını ifrat ve tefritlerden kurtarıp dengeleme işine ‘nefis terbiyesi’ denir. İnsanda düşmanca duyguların panzehiri, insanlara daha fazla güvenebilen bir kalp geliştirmektir.
Empatik duyguları arttırmak, hisleri kontrolde çok önemlidir.
İhlâs Risâlesi de insanın empatik duygularını, kardeşlik, muhabbet hislerini samimileştiren bir ilâç hükmündedir.
Şunu da unutmamak gerekir ki; Risâle-i Nur duygulara ve hislere bağlı olarak ortaya çıkan davranışlardan ziyade davranışların altında yatan hisleri tamir etmektedir.
Kin, nefre, tarafgirlik, hasetten ziyade bu duyguların altında yatan adavet yani düşmanlık hislerini teşhis ve tedavi eder. Duygu kontrolü zaten otomatik olarak davranışları da kontrol edecektir. Fakat davranışları kontrol, duyguları kontrol anlamına gelmez.
Hâsılı Risâle-i Nurların yaptığı, duyguları aklın ve kalbin denetiminde tutabilmektir.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*