Geleneksel Avrupa Nur bayramında, bayramlar iç içe

Bediüzzaman’ın Hıristiyanlığın kilisesi olarak nitelediği Avrupa’daki dini bayramlara, İseviler kadar olmasa da, sevinen Müslümanların hikâyesini daha önceden anlatmıştık.

Onların bir taraftan dini bayramlarını senelik dinlenme zamanlarıyla entegreleri ve diğer taraftan senelik takvimlerle çalışma hayatlarını programlamaları, Avrupa’da yaşamakta olan otuz milyona yakın Müslümanların da bir araya gelmelerini ve görüşmelerini kolaylaştırıyor.

Bu sene; bir taraftan Müslümanların Ramazan-ı şerifleri, diğer yandan Hıristiyanların paskalyaları ve öte taraftan bahar tatili aynı zamana denk gelince; Avrupa Nur Cemaati bunu bir fırsat olarak değerlendirdi. Avrupa’nın birçok bölgesindeki Nur talebelerinin iftar ve devamındaki Nur programı, cennetten bir resim halinde zaman arşivindeki yerini aldı. Peygamberimizin bu mübarek ay ve zamandaki seferlerini birer güzel misal olarak kabul eden insanların, oruçlu olarak uzak yerlerden Ahlen’e gelmeleri ve melekleri tedai erittirecek haller içinde hem iftar öncesinde ve hem de sonrasında Risale-i Nur’dan dersler eşliğinde buluşmaları, bu ülke Müslümanlarının çokça şahit olabildikleri bir manzara değildi.

Yediden yetmişe tabirinin tasvir ettiği bu buluşmada; bir taraftan cıvıl cıvıl çocuklar ve diğer yandan cemaatin ekserisini teşkil eden gençler; yaratılış karşıtlarının son zamanlarda uydurdukları “Z KUŞAĞI” herzesini çöpe attılar. Evet, dedeleriyle birlikte Nurun Kur’an’daki tereşşuhatını diz dize dinleyen bu bahtiyar ve mutlu insanlar, Kur’an’ın bütün zaman ve mekânları nasıl kucakladığını duruşlarıyla isbat ediyorlardı. Avrupa’ya “İŞÇİ ANLAŞMALARI” çerçevesinde gelen ağabeylerin seksene merdiven dayadıkları bu toplantıyı coşkun ve şevkli kılan gençliğimizin varlığının yanı sıra, bu bayrama geçmişte katılmış M. Kutlular ve diğer geçmiş bahtiyarların bu ders salonlarında olamayışları, elbette onlarla mülaki olan kardeş ve ağabeylerimizi hüzünlendirmiştir. Bu nurani mecliste okunan hatm-i şeriflerl Kur’an ve nurlarla anılan kahramanların manevi resmî geçitlerini inşaallah biz de berzahta ve cennette onlarla birlikte seyrederiz.

Avrupa’nın yüzden fazla mahallinde, üstadımızın vasiyetine uyarak Kur’an’ı aralarında cüz cüz taksim ederek her gün hatmedenleri, canlı ve ru be ru görmenin muhabbet üzerindeki tesiri o kadar büyüktü ki… Hava zerreleri aracılığıyla makinalarla birbirilerinin ses ve suretleriyle yetinenlere, burada hem hayıflandık ve hem de acıdık. İsmi üzerinde, sanal… Fakat Nurun bayramında hakikat vardı… Uzak diyarlardan arabalara binilerek kardeşlerini ziyarete ve Ahlen’de oluşan Şahs-ı maneviye kuvvet vermenin verdiği hazzın yanı sıra, kazandırdığı uhrevi sevabı düşündüğümüzde, bu nurani davetlere bigane kalmanın ne kadar maddi-manevi zararlara sebep olduğunu herkes hususi dünyasına hissediyordur.

Çok ilginçtir ki, bizim Ramazanımıza denk gelen Hıristiyanların kırk günlük oruçları da, nurun bayramında sona eriyordu. Efendimizin gelişiyle hükmünü kaybeden ve belli bir şeriat ile imsak ve iftarı belirlenemeyen bu oruçlarının bitiminde, Müslümanlarla iftar sofralarına devam edecek İsevilerin, çok yakında bizimle hem İbrahimî orucu ve hem de Halil’in sofrasını paylaşacaklarına dair çok emareler görülüyor. Müslümanlara özenerek oruç tutan Hıristiyanların sayılarında büyük bir artışın görüldüğünü, çok kardeşlerimiz şahitlik ediyorlar.

Sofra demişken; iftar sofralarımızın Avrupa siyasilerinde, idareci ve ruhanilerinde yansıma bulduğunu özellikle belirtelim. Bütün belediyelerin, kiliselerin ve meclislerin gelenekselleştirdikleri “MÜSLÜMANLARLA İFTAR” programları, Kur’an’ın salonlarda, katedrallerde ve meclislerde yankılandığı zamanlara dönüştüler. Kendilerini bilmez birkaç serserinin şeklen Kur’an’ı yakmaya teşebbüslerinin, bu meclislerde yükselen lahuti sesleri bastırmaya yönelik olduğunu, bu defa daha iyi müşahede ettik… Belki de bu hokkabazları kader, Kur’an’ın bu kıtada duyulmasında ve mahiyetinin anlaşılmasında istihdam ediyordur, kim bilir… Zira burada bir başka hakikati de müjde olarak sizlerle paylaşmalıyız. Genelde yabancıları ve özelde Müslümanları Hıristiyanların kitle partilerinden ayırarak onları zayıflatmak isteyen sanal bazı partilerin çalışmaları, kendi partililerinin İslâmiyet hakkında araştırmaların kapısını aralamış. Ve o kapıdan girenlerin; beşuş, mutlu ve toplum barışını esas almış olarak yeni bir kimliğe büründüklerini de araştırmalar açıklıyor. Öyle görünüyor ki; bilhassa Liberal veya Hıristiyan merkez partilerini zayıflatmak üzere kurulan tezgâhlar, çok yakında bilmecburiye kapanacaklar. Zira onların açtıkları “ADAVET” tezgâhında çalışan elemanlar, fıtri olarak İslâmiyeti araştırıyorlar.

Evet; Nevruz bayramının tüm canlılığıyla Avrupa’yı kucakladığı bir zamanda Paskalya münasebetiyle Avrupa’daki kardeşlerini Nur’un bayram sofrasına davet eden ve sahurlara kadar muhabbet sofrasını yerden kaldırmayan Ahlen’deki kardeşlerimize de, tüm davetliler adına teşekkür ediyoruz.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*